CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın fındık üreticisini görmezden geldiğini belirterek, "Ne yaptılar Karadeniz'e getirdiler. İtalyan firmasını oraya koydular. Fiyatı kim belirliyor? İtalyan firması. Hani kardeşim bizde bir milliyetçilik damarı vardı? Şu anda fındık fiyatlarını belirleyen o, piyasayı belirleyen o, ihracatını belirleyen o. Karadeniz'i teslim alan o. Ama o teslimiyete karşı çıkacak olan da Cumhuriyet Halk Partisi, unutma. Senin hakkını, hukukunu oy versen de vermesinde savunacağız. Şimdi bu AK Partili zevat gidecek 'ekonomi zor, biraz sabredin' diyecekler. Ne sabrı kardeşim 25 yıl geçti... Bana şunu hiç kimse şunu söyleyemez: Bu hükümetin bir fındık politikası var diyemez, yok ki öyle bir politika. Ama şunu diyebilir: Bu iktidarın güzel bir yolsuzluk politikası var, malı götürme konusunda bunlar uzman" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda "Gençliğin umudu Kılıçdaroğlu" ve "Arına arına iktidara" sloganlarıyla kürsüye geldi. Kılıçdaroğlu, bu sloganlar üzerine "Hiç merak etmeyin. Türkiye'yi arındıracağız. Türkiye'yi güçlendireceğiz, Türkiye'yi. Yeni bir siyaset anlayışını bu topraklara getireceğiz. Yeni bir siyaset anlayışını ahlaklı bir siyaset anlayışını buraya getireceğiz. Hiç endişe etmeyin. Ama bunu sadece ben değil, beraber yapacağız" dedi.
Sözlerine, Cumhuriyet'in önemine dikkati çekerek başlayan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"103'üncü yılını kutladık cumhuriyetimizin. Ne diyorduk? Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir diyorduk. Cumhuriyet aydınlanmadır diyorduk. Cumhuriyet, cumhuriyet padişahların kulu kölesi olmak değil. Cumhuriyet, cumhuriyet özgür vatandaş, özgür birey olmak demektir. Cumhuriyet fazilettir. O nedenle cumhuriyetin yüz üçüncü yılını kutladık. Hepimiz cumhuriyetimize sahip çıkacağız. Ama unutmamamız gereken temel bir nokta var. Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız. Otoriter yönetimlerine değil, demokrasiyle taçlandıracağız. Halkın iradesine saygı göstereceğiz.
"TEMİZ SİYASETİN ÖNCÜLÜĞÜNÜ KADINLAR YAPACAK"
Temiz siyasette yeni bir cumhuriyet anlayışını ortaya koyacağız. Cumhuriyet temiz siyaseti hayata geçireceğiz. Temiz siyasete öncülük yapacak olanların da kadınlar olduğunu hiç kimse unutmasın. Temiz siyasetin öncülüğünü kadınlar yapacak. Güzel siyasetin öncülüğünü kadınlar yapacak. Çünkü kadınlar asla ve asla kirliliği kabul etmezler. Mutlaka temizlenmesi lazım diyelim.
Cumhuriyeti kurunca tabii bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi inşa ettik. Bağımsızlığımızı koruduk. Ama bakın Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhuriyeti ilan ettikten sonra bütün mazlum milletler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni öncülük yaptığını bildiler ve önder kabul ettiler. Ve bütün bu ülkelerin tamamı Cumhuriyet'i kabul etti. O nedenle bizim Cumhuriyet anlayışımız sadece bize özgü değil, bütün mazlum milletlere özgü bir cumhuriyeti anlayışı dır. Herkesin bağımsızlığına saygı duyduk. Herkesin kalkınması gerektiğini düşündük ve herkesin Cumhuriyeti içselleştirerek yeni bir kültürü kendi topraklarında inşa etmesini sağladık."
"CHP BİR ÇIKAR PARTİSİ DEĞİLDİR"
Kılıçdaroğlu, "CHP'nin nasıl bir parti olduğunu" şu sözlerle anlattı:
"Cumhuriyet Halk Partisi demek sorunlara kilitlenmek ve çözüm üretmek demektir. Bir ülkede sorun varsa emin olun, şundan emin olun. O sorunu acaba kim dillendirecek diye beklerler. Ama hepsinin beklentisi şu. Bakalım Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda ne söyleyecek? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir çıkar partisi değildir. Bir menfaat partisi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede yaşayan insanların huzur içinde yaşamasını, herkesin evinde huzur olmasını isteyen bir partidir. Türkiye'nin kalkınmasını isteyen bir partidir. Ve bu nedenle yol ve yöntem arar ve çözümler üretir. CHP'nin Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel felsefesi budur.
Şeker Fabrikası'ndan geldiler. Dertlerini anlattılar. Bir grup toplantısında o dertleri ifade ettim ve grup başkanımıza dedim ki oraya bir heyet gönderin, olayı yerinde incelesinler ve genel başkanlığa bir rapor sunsunlar. Milletvekili arkadaşlarımız gittiler. MYK üyesi arkadaşlarımız gittiler. Amasya Suluova Şeker Fabrikası'nı gezdiler. Fabrikanın ne olduğunu gördüler, sorunlarını gördüler. 1955 yılında rahmetli Menderes'in kurdelesini kestiği ve hizmeti açtığı bir fabrika, şeker fabrikası. Yani bizim ilk şeker fabrikalarımızdan birisi. Ve bu fabrikanın yaklaşık 70 bin ortağı var. Bakınız 1955'ten bu yana 70 bin ortağı bünyesinde taşıyan, bünyesinde barındıran, onlara iş ve ekmek vermesi için görev üstlenen bir fabrika. 70 bin kişi ve 70 bin kişi bunun ortağı."
Üreticilerin sorunlarına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Arkadaşlarımızı görevlendirdik gittiler, pancar iticileri kooperatifini ziyaret ettiler. Suluova Ziraat Odası'nı ziyaret ettiler. Kırmızı et üreticileri birliğini ziyaret ettiler. Suluova Ticaret ve Sanayi Odası'nı ziyaret ettiler. Demek ki olaya sadece bir mercekten değil, pek çok mercekten bakarak sağlıklı bir çözümü nasıl üretebiliriz? Güzel bir çözümü nasıl üretebiliriz? 70 bin kişinin bir araya gelip de bir fabrikayı kurması ve bu fabrikayı aradan uzun yıllar geçmesine karşın sürekli çalıştırması istihdam yaratması büyük bir olaydı. Çorum 35 bin ton melas üretiyor bu fabrika bir yılda. 80 bin ton şeker üretiyor. 18 milyon litre etanol üretiyor. 180 bin ton yaş küspü üretiyor. Çorum, Amasya, Samsun ve Tokat illerini ekonomik olarak etkileyen bir fabrikamız. 70 yılı aşkın faaliyette bulunan bu fabrika bugün kapanma noktasıyla karşı karşıya gelmiş. Bir devlet bir iktidar var olan fabrikasını kapatmaz. Bacası tüten bir fabrika kapatılmaz. 70 bin kişinin ortak olduğu bir fabrika kapatılamaz. El atılması lazım. Düzeltilmesi lazım.
"SARAY HÜKÜMETİNİN YAPTIĞI MARİFETLERİ HEP BİRLİKTE GÖRDÜK"
Arkadaşlarıma şunu da söyledim: Bu fabrika neden zarar ediyor? Neden kapanma noktasına geldi? Sorumlusu kim? Acaba çalışanlar mı? 70 bin ortak mı? Neden? Ben size söyleyeyim. Fabrika evet bir çıkmaz da ekonomik çıkmaz da karşı karşıya. Bakın 2023 fazla uzağa da gitmiyorum. 2023'te bir kilo şekerin maliyeti 17 lira 77 kuruştu. Şekerin fiyatı ise bir kilo şekerin fiyatı ise 18 lira 4 kuruştu. Yani 17 lira maliyet 18 liraya da fabrika bunu satıyor. Kilo başına 1 lira kar elde ediyor. Saray hükümetinin yaptığı marifetleri hep beraber gördük. AK Parti iktidarlarının fabrikaları nasıl kapattığını da gördük.
Ama size rakam vereceğim. Geldik 2026 yılına. Bir kilogram şekerin maliyeti 56 lira 74 kuruş. Ama fiyatı 56 lira değil, 57 lira değil. 31 lira 51 kuruş. 56 liraya mal ediyorsun, 31 liraya bunu satacaksın diyorsun. Kim, hangi fabrika dayanır buna? Buradan buradan devletin devleti yöneten bütün yetkililere sesleniyorum. 70 bin kişinin ortak olduğu binlerce kişinin geçim kaynağı olan bu fabrikayı kapatırsanız iki elimiz yakanızda olur. Bu fabrikayı kapatırsanız. Fabrika dolayısıyla bu işi bu noktaya getiren kim? Fabrikayı kapanma noktasına getiren kim? Çalışanlar değil. 70 bin ortak da değil. Pancar üreticileri de değil. İktidarın izlediği ekonomi politikalar. Şekerin fiyatıyla maliyet ters olursa maliyet şeker fiyatından daha yüksek olursa ne olacak? Bu fabrika kapanacak. Kimler kazanacak? Dışarıdan yine şeker ithal edecekler. Yabancılar kazanacak.
Bizim milli olmamızın temelinde de kendi ülkemizde üretelim, kendi ülkemizde büyüyelim, kendi ülkemizde istihdam yaratalım ve dünyaya üretimimizle meydan okuyalım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin felsefesi budur. Kendimiz yapacağız, kendimiz üreteceğiz. Kendimiz alın teri dökeceğiz ve kendimiz istihdam yaratacağız. O zaman Türkiye güçlü Türkiye olur. Şeker fabrikasını düşünün 1950'lerde kurulan bir fabrikayı hangi gerekçeyle kapatıyorsunuz? 70 bin ortağı nereye atacaksınız? Üreticilerin nasıl bir açlığa mahkum edeceksiniz? Bunların üzerinde hep beraber duracağız değerli arkadaşlarım.
Bizim ülkemizde bir fabrika kapanmamalı. 70 bin ortaklı bir fabrika kapanmamalı. Üreten bir fabrika kapanmamalı. Kapanıyorsa çıksınlar parlamento hürsünden açıklama yapsınlar. Biz de bilelim hangi gerekçeyle kapanıyor bu. Üstelik Orta Anadolu'daki bir fabrikayı kapatıyorsunuz siz."
"GAZİANTEP SIRADAN BİR İL DEĞİL"
Gaziantep ziyaretindeki ilişkin gözlemlerini aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Değerli arkadaşlarım Gaziantep'e gittik. Gaziantep'te güzel bir çalışma gerçekleştirdik. Esnaf ve sanatçılar odasını ziyaret ettik, ticaret odasını ziyaret ettik, sanayi odasını ziyaret ettik, zeytin üreticileriyle bir araya geldik ve dolayısıyla onlarla da görüştük. Yani Gaziantep'in nabzını tutmaya çalıştık. Çünkü Gaziantep sıradan bir il değil. Tarihi de sıradan bir tarih değil. Milli Kurtuluş Savaşı'nın verildiği yerdir orası. Bağımsızlık mücadelesinin iç hamlelerinin yapıldığı yerdir Gaziantep. Bölgenin kilit taşıdır Gaziantep. Bakıldığınız bakıldığı zaman Gaziantep tarımda da sanayide de el işçiliğinde de bölgenin en önemli ilidir Gaziantep.
"GAZİANTEP İŞSİZLİKTE TÜRKİYE'DE 4'ÜNCÜ SIRADA"
Dolayısıyla biz Gaziantep'e özel bir önem verdik. Makine halısı üretiminde Gaziantep dünya lideridir. Altını çizeyim. Makine halısı üretiminde dünya lideridir Gaziantep. Böylesine önemli bir kenttir burası. Dolayısıyla en fazla nüfusa sahip olan kentlerimizden birisidir. 9'uncudur Türkiye genelinde. Ama işsizlikte Türkiye'de 4'üncü sıradadır. İşsizlik de. Bu üretim, bu istihdam, bu işsizlik kendi içinde bir çelişkiler yumağını önümüze koyuyor. Bunun üzerinde durmak lazım. AK Parti bunun üzerinde duramaz. Çünkü onlar sorumlusu bu işin. Başka partiler de bu işin üzerinde bizim durduğumuz kadar duramazlar çünkü onların dertleri başka.
"BİZİM DERDİMİZ TÜRKİYE"
Ama bizim derdimiz Türkiye. Bizim derdimiz ülkemiz. Bizim derdimiz beraber büyüyelim, beraber kalkınalım. Son bir yılda 100 binden fazla işçinin işine son verildi Gaziantep'te. Hiçbir sanayici gönüllü olarak işçi çıkarmaz. Bir sanayici çalıştırdığı işçiyle beraberdir. Ona istihdam yarattığı için, ona aylık verdiği için, evini geçindirdiği için mutludur. Ama bir sanayici işçi çıkarıyorsa ve bu 100 binleri buluyorsa bir sorun var demektir.
"GAZİANTEP'İ BU HALE GETİRENLER 25 YILDIR GÖTÜRENLER"
Sorunu yaratanın adını söyleyeyim Gaziantepli sanayici kardeşlerime: 25 yıldır bu ülkeyi yönetenler. Gaziantep'i bu hale getirenler 25 yıldır götürenler. İdare edenler. 2026 Ağustos ayında Gaziantep'te bankaların takipteki alacakları 30 milyar liranın üzerinde. Sosyal yardım alanların sayısı 500- 550 bin arasında değişiyor. Bir sanayi kenti. Bölgenin yüzük taşı. Makine halısında dünya birincisi. Orta Doğu'yu sanayi olarak yönlendiren bir kent. Milli Kurtuluş Savaşı'mızın en önemli kentlerinden birisi. Nasıl oluyor da 500, 550 bin kişi yardım almadan geçinemiyor?
Ne söyledik? Gaziantep, işsizlikte Türkiye dördüncüsüdür. Bu hale getirenler Gaziantep'i bu hale getirenler sanayiciler değil. Gaziantep halkı değil. İktidarın izlemiş olduğu ekonomi politikası. 19 dev şirket. Gaziantep'in en önemli 19 dev şirketi konkordato ilan etti. İcra dosyaları sayısı icra dairelerindeki dosya sayısı 300 bini aşmış durumda. Gazianteplere şunu söylüyorum: Hep bize iki milletvekili verdiniz. Ama her zaman sizin sorununuzu biz dile getirdik. Biz çalmadık, biz çırpmadık. Biz alın terine değer verdik. Senin tarihin neyse Antep'in Gaziantep'in tarihi neyse Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi de o. Aynı tarihten geliyorum, aynı kültürden geliyorum, aynı yerden geliyorum.
"GAZİANTEP'İ ESKİ GÖRKEMLİ GÜNLERİNE KAVUŞTURMAK BİZİM GÖREVİMİZDİR"
Dolayısıyla Gaziantep'li sanayiciye de Gaziantep'teki işsize de esnafa da çiftçiye de emekliye de sesleniyorum. Yetmedi mi artık? Gaziantep, işşsizlikte Türkiye dördüncüsü. Orta Doğu'nun en güçlü fabrikaları oradayken. Üretimde neredeyse dünyaya meydan okuyan bir kentken nasıl oluyor da bu tablo ortaya çıkıyor? Ben şapkamı önüme koydum ve düşündüm. Senin derdini dillendirmek Cumhuriyet Halk Partisi'nin görevlidir. Ama sen de şapkayı önüne koyup düşünmek zorundasın. Bu memleket benim olduğu kadar seni de memleketim. Ben de alın teri döküyorum. Sen de alın teri döküyorsun. Beraber olacağız, birlikte olacağız. El ele vereceğiz. Gaziantep'i eski görkemli günlerine kavuşturmak bizim görevimizdir. Biz bunu yapacağız. Birlikte yapacağız. Sanayicinin önündeki bütün engelleri kaldırmak benim görevimdir."
Fındık üreticilerinin de sorunlarına değinen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bu kürsüde defalarca fındık üreticilerinin sorunlarını dile getirdik. Defalarca. Fındık yürüyüşleri yapıldı, fındık bahçelerine gittik, yürüyüşleri yaptık, fındık fındığın ihraç edilmesi, fındık fiyatlarıyla ilgili söylenmedik söz kalmadı. Her seferinde dillendirdik. Her seferinde söyledik. Her seferinde anlattık. Ama arkadaşlar Türkiye'nin bir numaralı tarım ürünü ihracatta bir numaralı ürün fındık. Biz bunu biliyoruz. Tarım ürünü de bir numaralı ürün fındık. Dünyanın en en iyi fındığı Türkiye'de yetişiyor. Yani Karadeniz'de yetişiyor. Fındık bahçelerinin verasiyet yoluyla parçalandığını da biliyoruz. Belli mevsimlerde üretimin düştüğünü de biliyoruz. Ama değerli arkadaşlarım geldik bu yıla. Geçen yıl fındığın kilosu 350 liraydı. 350 lira. Taban fiyat 250 lira olarak açıklandı bu sene. 100 lira kaybettiler. Ama piyasada şu anda 150 lira.
"ALLLAH AŞKINA SİZ DE BİR SEFER SIRTINIZ DÖNÜN"
Şimdi Karadeniz'in vicdanına da sesleniyorum. E oturup düşünmen lazım. Her seferinde benim hatırlatmam mı gerekiyor? 25 yıldır yönetiyorlar. 25 yıldır oy veriyorsunuz. 25 yıldır 'bunlar bizi kurtarırlar' diyorsunuz. Ya kuru ekmeğe muhtaç ettiler. Yoksulluğu bütün coğrafyaya yaydılar. Fındık bizim için stratejik üründür. Bakın altını çizeyim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti için fındık stratejik üründür. Dünyada bir numarayız. Ben stratejik üründür diyorum. E Karadenizli demiyor. Niçin? 'Ağlamayan çocuğa mama vermezler' dedi, değil mi? Ben ağlayın demiyorum. Ben hakkınızı arayın diyorum, hakkınızı arayın. Fındık bahçesinde çalışan ben değilim. Milletvekilleri de değil. Fındık bahçesinde çalışan binler var. Fındığı toplayan binler var. Bunların alın teri var, emeği var. Oya gelince koşa koşa gidip oy veriyorsunuz. Fiyata gelince size sırtınızı dönüyorlar. Allah aşkına ya siz de bir sefer sırtınızı dönün ya.
Deyin ki kardeşim, 'sen 350 liralık fiyatı getirdin önüme 100 lira diye koydun. Ben bunu kabul etmiyorum. Çoluğum çocuğum var.' Bir stratejik ürünü hiçbir iktidar görmezden gelemez. Ama bunlar görmezden geliyorlar. Ne yaptılar Karadeniz'e getirdiler. İtalyan firmasını oraya koydular. Fiyatı kim belirliyor? İtalyan firması. Hani kardeşim bizde bir milliyetçilik damarı vardı? Hani bizim fabrikalarımız olacaktı? Ya İtalyan fabrikası orada ne işi var İtalyan'ın? Orada ne işi var? Şu anda fındık fiyatlarını belirleyen o, piyasayı belirleyen o, ihracatını belirleyen o. Karadeniz'i teslim alan o. Ama o teslimiyete karşı çıkacak olan da Cumhuriyet Halk Partisi, unutma. Senin hakkını, hukukunu oy versen de vermesin de savunacağız. Şimdi bu AK Partili zevat gidecek 'ekonomi zor, biraz sabredin" diyecek. Ne sabrı kardeşim 25 yıl geçti. Bana şunu hiç kimse söyleyemez: Bu hükümetin bir fındık politikası var diyemez, yok ki öyle bir politika. Ama şunu diyebilir: Bu iktidarın güzel bir yolsuzluk politikası var, malı götürme konusunda bunlar uzman, evet malı götürme konusunda bunlar uzman.
Bu bütçe sadece ve sadece tefecilere hizmet etti. Bir daha ifade edeyim, kulağını aç ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinle: Bu bütçe sadece ve sadece tefecilere hizmet etti. Diyecekler ki, 'Nereden çıkardınız tefecilere hizmet ettiğini?' Bunu söylüyorlar ama böyle bir şey yok. Ben size rakam vereceğim. Portakal üreticisi kardeşim, besici kardeşim, emekli kardeşim, işçi kardeşim, hepiniz dinleyin. 2026 yılında ödenen faiz bizim vergilerimizden, yeni doğan çocuğun ödediği vergiler de dahil olmak üzere 3 trilyon faiz ödenmiş.
2026 yılı bütçesi Meclis'e geldi. Burada da yaklaşık 4 trilyon lira vergi ödenecek. Şimdi rakam 4 trilyon deyince 'Ya, bu nedir? Bunun büyüklüğü nedir?' diyerek hafızanıza yer almayabilir. Söyleyeyim, ayda 331 milyar lira faiz ödemek demektir. Haftada 76 milyar lira faiz ödemek demektir. Günde 11 milyar lira faiz ödemek demektir. Yani bugün akşam bittiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir günde 11 milyar lira faiz ödüyor. Bir saatte ödenen faiz 453 milyon lira. Dakikada 7,5 milyon lira. Saniyede de 126 bin lira faiz ödeyecek.
Bu saray iktidarı tefecilere hizmet ediyor. Parayı kimden topluyor? Sizden topluyor. 'Fındık üreticisine vermeyeceğim, portakal üreticisine vermeyeceğim, narenciyeye vermeyeceğim, besiciye vermeyeceğim, üzüme vermeyeceğim, çiftçiye vermeyeceğim, memura da vermeyeceğim, işçiye de vermeyeceğim. Kime vereceğim? Tefeciye vereceğim' diyor, tefeciye.
Tefecilerle kim mücadele eder? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihine baksınlar. Osmanlı'nın borçlarını son kuruşuna kadar ödeyip hiç kimseye el avuç açmayan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Hiç kimseye el avuç açmıyor. Şimdi bekliyorlar, 'Acaba dışarıdan para gelir mi? Birkaç milyar dolar alabilir miyiz? Durumu düzeltebilir miyiz?' Yalvarır noktaya geldiler. 'Vermiyoruz' diyorlar para. 'Ya bizim isteğimizi yaparsınız ya da biz size para vermiyoruz' diyorlar. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Karadenizli kardeşime de soruyorum, Ege'deki kardeşime de soruyorum, Orta Anadolu'daki kardeşlerime de soruyorum. Karadeniz'in ve Orta Anadolu'nun güçlü bir milliyetçi damarı var, ben bunu da biliyorum. Milliyetçilik emperyal güçlere teslim olmamak demektir. Onun adresi de Cumhuriyet Halk Partisi'dir."
"YEMENLİ BAKAN'A DA SÖYLEDİM, TÜRKİYE YEMEN'E BARIŞ SAĞLAMAK İÇİN GELİYORDUR"
Mekke Anlaşması'na değinen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Hiçbir egemen gücün karşısında boyun eğmedik, hiçbir egemen güce yalvarmadık. Egemen güçler Osmanlı'yı batırdılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlet olmak zorundadır, bölgesinin en güçlü devleti olmak zorundadır. Bazen diyorlar ya, itiraz ediyorlar, 'Mekke Anlaşması'na niye evet diyorsunuz?' Bölgenin dominant gücü ya Türkiye olacak ya da başka bir ülke. Bölgenin dominant gücü, en önemli gücü, etkili gücü kim olacak? Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacak. Bölgedeki ayrılan egemen güçleri görüyorsunuz, oradaki boşluğu da görüyorsunuz. O boşluk içerisinde Türkiye gücünü göstermek zorundadır, çabasını göstermek zorundadır. Endişemiz İran'dı. 'Acaba İran'la bir ayrışma olabilir mi?' diye. İran'la da sorun olmayınca, bu bölgede Türkiye dominant bir güç olmak zorundadır, güçlü olmak zorundadır.
Terör olayının bitmesiyle beraber iki büyük emperyal gücün Orta Doğu'dan çekilmesiyle beraber ortaya çıkan bir boşluk var. Kim dolduracak burayı? Kültürümüz aynı, inançlarımız aynı. Farklı mezheplerden olsa da aynı kültürü yaşıyoruz, aynı bölgedeyiz, aynı yerdeysek akrabalık ilişkilerimiz var. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bölgesel güç olmak zorundadır, altını çiziyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bölgesel güç olmak zorundadır. Kendi dar sınırlarınızın içine kendinizi hapsedemezsiniz. Bölgesel güç olacaksınız; ekonomisiyle, kültürüyle bütün alanda söz sahibi olacaksınız.
Dizi filmlerimiz çok izleniyor dünyanın her tarafında. Keşke bizim dizi filmlerimizin bir bölümü Şam'da çekilse, bir bölümü Mekke'de çekilse, bir bölümü Azerbaycan'da çekilse, bir bölümü Özbekistan'da çekilse, bir bölümü Balkanlar'da çekilse. Biz bütün bu coğrafyada söz sahibi olmak zorundayız. Bölgesel güç olmazsanız ezilirsiniz, yok olursunuz. Bizim ufkumuzu görmeyenler, yeni dünya düzeninin ne olduğunu bilmeyenler bunu bilemezler. 'Asker gönderecekmiş.' Hayır efendim, öyle bir şey yok. Biz bunu sorarız, soruştururuz, bakarız. Yemen yetkilileriyle de görüştüm, Yemenli Bakan'la da görüştüm. Onlara da söyledim, 'Mekke Anlaşması için Türkiye oraya geliyorsa o bölgede barışı sağlamak için geliyordur, bundan emin olun' dedim. 'O bölgede huzuru sağlamak için geliyordur.'
O nedenle dünyayı bilmeyen, dünyadaki gelişmeleri bilmeyen, yeni dünya düzenini bilmeyen, teknolojideki gelişmelerin yeni dünya düzenini nasıl etkilediğini bilmeyenler kafadan konuşuyorlar. 'Vay efendim, oraya asker gidecek.' Kardeşim, biz asker mi gönderdik? Hayır. Sözleşmede asker mi var? Hayır. Biz oturduk, didik didik ettik. Belli konularda muhalefetimiz var, onu da söyledik, tutanaklara geçirdik. Ama büyük resmi görmeden, yeni dünya düzenini görmeden ve bu yeni dünya düzeni içinde Türkiye'nin etkili bir devlet olması gerektiğini düşünmeyenler bizi anlayamaz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz, halkın partisiyiz, halkın çıkarlarını savunan bir partiyiz. Daha önce de söylemiştim, dış politika millî olmak zorundadır. Dış politikada iktidar muhalefet olmaz. Dış politikada Türkiye'nin çıkarları esas alınır."
"ERDOĞAN'DAN SONRA NE OLACAK? HESAPLAŞMASI VAR İŞİN İÇİNDE"
Fon krizinde kirli bürokratlar ile kirli siyasetçilerin halkı soyduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kirli siyasetçilerle kirli bürokratlar el ele verdiler, devletin kurumlarında vatandaşı soydular. Yani fon vurgununun özeti budur. Bunu her yerde söyleyin. Siyasetçilerle bürokratların ilk kez el ele verip devleti soydukları, çıkar sağladıkları bir alan burası. Ayrıca bunun bir bölümünün de iktidar için kavganın bir öncüsü olduğunu da ifade etmek isterim. Herkes 'Erdoğan'dan sonra ne olacak?' onun hesaplaşması da var bu işin içinde. Sadece ben söylemiyorum, dillendiriliyor, söyleniyor. Fon vurgunu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugüne kadar gördüğü en büyük vurgun. İşin garip tarafı, eskiden biz derdik ki şu kişi hırsızlık yaptı, yolsuzluk yaptı. Şimdi bir bakıyorsun devletin bürokratı, devletin yöneticileri gitmişler siyasetçilerle iş birliği yapıyorlar. Hep beraber sade vatandaşları 'Biraz gelirim olsun, biraz faizden kaçtım, ben faiz haramdır veya faizi istemiyorum, borsada oynayayım, oradan gelirime üç beş kuruş katayım' diyenlerin soyulduğu bir döneme geldik. Resmî açıklamalara göre fon vurgunu tutarı 187 milyar 653 milyon lira. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugüne kadar en büyük soygunu."
"KİŞİ BAŞINA ÖDENEN PARA 250 BİN LİRA"
Kılıçdardoğlu, fon krizinin ardından iktidarın "küçük tasarruf sahiplerinden 1 milyon liraya kadar olanların paralarının ödeyeceğini" ifade ettiğini belirtti. Ancak yatırımcılara daha düşük rakamlar ödendiğini anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Parayı iade edenlere en azından üstlerine daha fazla gitmeyeceğiz diye mesajlar verdiler. Aslında gitmek zorundalar. Ne demek yani? Hırsız getirdi, malı teslim etti diye hırsızlıktan mı kurtulacak? Öyle bir düzen mi var yani? Öyle bir düzen yok. Dolayısıyla 37 kişinin iade ettiği para 18 milyar lira. Yani dolayısıyla 1 milyon liraya kadar ödeme yapılacaktı, öyle bir şey olmadı. Sözü veren kim? Devletin kurumları, devletin yetkilileri. '1 milyona kadar olanı ödeyeceğiz' dediler ve bunu ödemediler. Kişi başına ödenen para yaklaşık 250 bin lira, 1 milyon değil.
Bir devlet düşünün, o devleti yöneten siyasi otoriteyi düşünün. O siyasi otoritenin televizyonların karşısına, halkın karşısına çıkıp 'Ben küçük tasarrufçuyu koruyacağım, onların 1 milyon liraya kadar olan alacaklarını ödeyeceğim' sözünü verecek ama ödeyeceği para 250 bin lira olacak. Bir devlet bu kadar zavallı duruma düşürülemez. Devlet söz verdi mi, siyasi otorite, yöneten söz verdi mi, sözünün arkasında kapı gibi durmak zorundadır. O nedenle diyorum AK Parti iktidarına güvenmeyin. Soygun düzeni deseniz orada, aldatmaca deseniz hepsi orada. '1 milyon ödeyeceğiz' dediler, 250 bin verdiler. Nasıl oluyor bu düzen? Nasıl yürüyor bu düzen? Üstelik bizde güzel sözler de var, 'Söz namustur efendim, dönmeyiz.' E, döndünüz! Ne oldu? Döndünüz.
"BİR SİYASİ İKTİDAR HIRSIZIN LİSTESİNİ NİYE AÇIKLAMAZ?"
Para piyasası fonlarını batıran dünyadaki tek ülke oluyoruz. Bu kadar büyük bir rezaleti Türkiye hiç yaşamamıştı, dünyada yaşayan da yok. Bakanlığın haksız kazanç elde ettiğini söylediği 214 kişinin listesi niye açıklanmıyor? Bakan söyledi, borsa vurgununda haksız kazanç elde eden 214 kişi var, niye açıklamıyorsunuz? Bir siyasi iktidar hırsızın listesini niye açıklamaz? Hırsızların, vurguncuların listesini niye açıklamaz? Ya iş birliği yapmışsındır, açıklamıyorsun veya açıklarsan büyük kıyamet kopacak. Kopsun kardeşim. Millet gerçeği görsün. Hırsızlığı kim yaptı? Vurgunu kim yaptı? Görsün, bunu görmek zorundayız, bilmek zorundayız. Devlet saydam bir devlet olmak zorundadır vatandaşına karşı. Biz sana demiyoruz ki devletin sırlarını açıkla. Çalanların kimliğini açıkla diyoruz, devletin sırrını değil. Eğer hırsızlık bir devlet sırrıysa tamam, ona bir şey demiyoruz ama bu devlet sırrı değil, açıklayacaksın. Bir kamu şirketi olan Türkiye Sigorta Anonim Şirketi, bu da battı. Yani bu vurguncuların o kadar çok gözü dönmüş ki bırakın vatandaşı soymayı, devletin şirketini de soymuşlar. Böyle bir rezaleti hiç görmedik. 15 milyar liranın üzerinde devletin bir şirketinin hortumlanan parası var. Biz bunun hesabını sormayacak mıyız? Fındık üreticisi ne diyor? 'Efendim, fiyat çok düşük, ben zarar ediyorum.' E buraya gidiyor para. Narenciye üreticisi ne diyor? 'Efendim, biz zarar ediyoruz, dalda kaldı.' E, buraya gidiyor para. Kimse seni dinlemiyor ki. Ama yarın senin önüne gelecekler, 'Bize oy ver' diyecekler, 'Ben onlardan hesap sordum' diyecekler. Sakın inanma. Önce vicdanına soracaksın, çocuğuna bakacaksın, Türkiye'ye bakacaksın, Türkiye'nin geleceğine bakacaksın.
Dünyanın en zengin ülkesi olurken dünyanın en çok fakirini barındıran bir ülke haline geldik. Gelir dağılımında acayip bir bozulma var. Birileri milyarları götürür. Bizde öyle oldu ki 5 milyar dolar götürüldü, 10 milyar dolar götürüldü. Herkesin kafasına, 'Ya, bu milyar dolarlar nedir ya? Biz 100 bin lirayı bir yerde görsek, 50 bin lirayı bir yerde görsek büyük para sanıyoruz.' Onlar neleri yapıyorlar? Neleri götürüyorlar? Açıkça 80 milyonu soyuyorlar. Bunu bilmenizi isterim. Ama Erdoğan şunu söyledi, hakkını yemeyin, 'Ucu nereye varırsa varsın, kimin sorumluluğu varsa gereği yapılacak.' Biz de bunu bekliyoruz, kimin sorumluluğu varsa, ucu nereye giderse gitsin... Bu sözü verdiniz, biz de bu sözün takipçisi olacağız.
"YOLSUZLUK YAPANLARIN MECLİS ÇATISI ALTINDA OLMAMASI LAZIM"
Ama şu soruları sormak zorundayım: Borsa İstanbul'un başkanı niye yerinde duruyor? Hortumun merkezi. BDDK başkanı da yerinde duruyor, o da bu işin içinde. Takasbank başkanı, o da yerinde duruyor, o da bu işin içinde. Merkezi Kayıt Kuruluşu başkan vekili ve genel müdürü... O da yerinde duruyor. Nasıl oluyor da bu sistemin içinde koçbaşı olanlar yerinde duruyor? Ve biz şunu söylüyoruz: Ucu nereye varırsa varsın, biz bunun hesabını soracağız. Önce bunların istifa etmesi lazım. Borsa İstanbul Genel Müdürü suç örgütüne üye olma ve rüşvet suçlamasıyla gözaltına alındı, bu önemli bir gelişme. Ama Borsa İstanbul Başkanı yerinde duruyor. Bu kadıncağızın orada durmasının sebebi ne? Orada durmasını sağlayan güç ne? Bunu da bilmek zorundayız.
Ayrıca bu çapta büyük bir dolandırıcılık siyasetçinin eli olmazsa olmaz. Siyasetçi bu işin içindedir. Ve bu dolandırıcı siyasetçilerin de dokunulmazlıklarının süratli bir şekilde kaldırılması lazım. Hırsızlık yapanların, yolsuzluk yapanların Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında olmaması lazım. Bir daha söylüyorum: Yolsuzluk yapanların, hırsızlık yapanların, halkı soyanların, vatandaşı soyanların bu çatının altında yeri olmaması lazım. Eğer burası Gazi Meclis ise, eğer burası Mustafa Kemal Atatürk'ün ve arkadaşlarının kurduğu bir Meclis ise, eğer Cumhuriyet'in ilan edildiği bir Meclis ise, yolsuzluk yapanların, hırsızlık yapanların bu meclisin çatısı altında yeri yoktur. Şöyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Borsada hisseler 5 ay içinde tam yüzde 1424 kat artmış. 1424 kat hisse artıyor, kimseden tık yok. Neden? Bürokrat işin içinde. Neden? Siyasetçi de işin içinde. Saraya yakın olanların tamamı bu işin içinde. Kimsenin korkudan sesi çıkmıyor. Ne zaman? Yabancı derecelendirme kuruluşları diyorlar ki, 'Ya, bir dakika ya, bu İstanbul Borsası'nda bir şeyler oluyor. Bir hisse nasıl olur da yüzde 1424 kat artar?' ve bu hani bir büyük bir şirketin hissesi olur, bir fabrikanın hissesi olur ya, hayır değil bir... Onlar uyarıyorlar, iş ondan sonra patlıyor.
"SİYASİ AHLAK KANUNU ÇIKARALIM"
Dolayısıyla fon vurgunu yapanların ne kimliğine ne partisine ne bulunduğu yere bakılmaksızın hepsinin listelerinin açıklanması ve bunların örgütlü suç kapsamında yargılanması lazım. Onun için diyoruz, elimize bir fırsat geçti, bütün siyasi partiler için söylüyorum, elimize bir fırsat geçti. Artık bu yolsuzluğun geldiği yer sıradan bir yer değil. Devletin içindeki bürokratlarla siyasetçiler el ele verip vatandaşı soyuyorsa artık şapkamızı önümüze koyup düşünmek zorundayız. Ve şunu söylemek zorundayız, siyaset kirlilikten arınmalı. Bütün siyasi partilerin genel başkanlarına sesleniyorum, benim söylediğimi siz de söyleyin, benim iddia ettiğimi siz de iddia edin. 50 sefer doğrulatmadan bir şeyi konuşmam. Dolayısıyla eğer halk soyuluyorsa, siyasetçiyle bürokrat el ele verip devletin kurumlarında vatandaşı soyuyorsa artık buna dur demenin zamanı geldi. Hep beraber gelin bu Yüce Meclis'in çatısı altında güzel bir Siyasi Ahlak Kanunu çıkaralım. Ahlaklı insanlar buraya gelsin. Ya, hırsızın burada ne işi var? Yolsuzluk yapanın ne işi var? İhale takipçisinin ne işi var? Bunların tamamının defterini dürelim ve yepyeni bir Türkiye inşa edelim.
Esnaf kardeşime de sesleniyorum. Esnaf, bir politikacı olarak bunu söylüyorum ama sana da söylüyorum esnaf kardeşim, sanayici kardeşim, sana da söylüyorum tüccar kardeşim, çiftçi kardeşim, kamyon şoförü kardeşim, taksi şoförü kardeşim, sizlere de sesleniyorum. Tır şoförlerinin yaşadıkları dramı da çok iyi biliyorum, yaptıkları eylemi de çok iyi biliyorum. Orada olan, onların yanında olan, onların derdini kamuoyuna anlatan milletvekili arkadaşlarımızı da çok iyi biliyorum. Çünkü biz derdi olanın yanındayız, parası olanın değil. Derdi olanın yanındayız, sorunu olanın yanındayız. Onlarla beraber onların sorunlarına çözüm üretmek için yemin etmişiz biz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz, halkın partisiyiz, devlet kuran bir partiyiz, devlete yön veren bir partiyiz. Ahlaklı bir partiyiz, ahlakı temel ilke edinmiş bir partiyiz. Yolsuzluklara izin vermeyen bir partiyiz. Geçen grup toplantılarında da söyledim, eğer bir belediye başkanı yolsuzluk yapmışsa sakın ama sakın CHP logosunu kullanmasın, 'CHP'liyim' demesin. Derhal istifa etsin, gideceği yer bellidir. Bize halkı için çalışan, 5 kuruşa tenezzül etmeyen onurlu insanlar lazım. Biz böyle bakıyoruz.
Dolayısıyla taksi şoförü kardeşim, onlara da sesleniyorum, siyaset kirlilikten arınırsa hepimiz kazanacağız. Belki en az kazanan ben olacağım, sadece maaşım. Ama taksi şoförü daha fazla kazanacak, sanayici daha fazla kazanacak, çiftçi daha fazla kazanacak, esnaf daha fazla kazanacak, herkes daha fazla kazanacak. Herkesin emeği, alın teri değerli olacak. O nedenle 'siyasi ahlak kanununu çıkaralım şu Meclis'ten' diyorum. Ben değil, siz de söyleyin, kimi bulursanız, hangi siyasetçi gelirse söyleyin yüzüne. Yüzüne söyleyin, 'Kardeşim, neden siyasi ahlak kanununu çıkarmıyorsunuz? Neden siyaseti kirlilikten arındırmıyorsunuz?' Söyleyin. Çünkü bunu biz dillendiriyoruz, biz söylüyoruz. Çünkü biz, az önce de söyleyeyim, devlet kuran bir partiyiz biz. Aklın, erdemin sözcüsü olan bir partiyiz. CHP böyle bir partidir.
'Her fabrika bir kaledir' diyor yine Gazi Mustafa Kemal. Her fabrika bir kaleyse o fabrikaların büyümesi lazım, Orta Doğu'da o fabrikaların bacalarının tütmesi lazım, ekonomik olarak güç göstermesi lazım orada. CHP demek egemen güçlere meydan okuyan siyasi parti demektir. Biz egemen güçlere teslim olmayız, teslim olmayan bir gelenekten geliyoruz. Baskı yaptılar, ne dediler? 'Kıbrıs'a gidemezsiniz.' Mektup gönderdiler, 'Kıbrıs'a gidemezsiniz.' Rahmetli Ecevit ne yaptı? Emperyal güçlere kapıyı kapadı, 'Ben Kıbrıs'a çıkıyorum' dedi, 'Buyurun Kıbrıs.' Kim yaptı? Cumhuriyet Halk Partisi yaptı. Ve şimdi ne diyoruz? 'Doğu Akdeniz'de haklarımız var' diyoruz. Biz bunu niye söylüyoruz? Libya'yla yapılan anlaşma... 'Akdeniz'de haklarımız var' diyoruz. O nedenle dış politikada günlük siyasi olaylar görüşülmez, millî olmak zorundadır. Türkiye'yi düşünmek zorundasınız, Türkiye'nin geleceğini düşünmek zorundasınız. Alın teri dökenlerin, Cumhuriyet Halk Partisi. Hırsızlara, tefecilere, yolsuzluk yapanlara meydan okuyan parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Kapıkule'de, Hamzabeyli'de sınır kapılarında Türk şoförlerine destek olan parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. 'İnsanca, hakça bir düzen' diyen Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Adaletsizliklere karşı çıkan Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ne diyoruz? 'Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.' Şair öyle diyor, bu bizim felsefemizdir aynı zamanda. Böyle bir taksimi yapamayız. Yeni dünya düzeni içinde hep beraber, güçlü, alnı ak yolda yürürken özgüveni yüksek her CHP'linin alnından öpüyorum."

































