Telefon
WhatsApp
DENİZ KUTLUK UYARIYOR
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Ancak Yunanistan tam 2 yıl önce de (aralık 2020) Adriyatik Denizine bakan kıyılarında karasularını 12 nm'e yükseltmiş idi ve yankı da bulmamıştı. Bu defaki de bulmamalıdır, kendi iç işi sayılabilir. Fakat Yunanistan Türkiye'yi bir "salamlama" taktiği ile Ege'de de 12 NM (Deniz Mili) karasuları genişliğine alıştırmayı düşünerek hareket etmekteyse bu durum acı sonuçları da beraberinde getirecek olmalıdır. Dış Politikanın kaldıracı olan UA Hukuk bakımından Yunanistan ve Türkiye Ege statüsünü Lozan Andlaşması ile 1923'te belirlemişlerdir. Buna göre Andlaşmanın 6-12'inci maddeleri kapsamında Ege'de 3 nm'lik Karasuları geçerlidir. (Daha geniş bir karasuları düşüncesi otomatikman bu genişliğin içindeki Türkiye mesafesine giren adaların da Türkiye'nin olmasını akla getirir. Lozan Andlaşmasının dengesi bu noktadadır ki buna Yunanistan'ın gönüllü rızası olmasa gerektir.) Yunanistan bir Kraliyet yasası ile 1936'da tek yanlı karasularını 6 NM'e çıkartmış ise de 1958 Mart ayında 1. BM Deniz Hukuku Konferansında, Heyet Başkanları KRİSPİS farklı zeminlerde bu 6 NM'den 3 NM'e geri döneceklerini , rücu edeceklerini beyan etmişti ve bu durum da Lozan Barış Andlaşmasının lafzı ve ruhu ile uyumlu olurdu. Aradan geçen 64 senede durum değişmedi. Bugün yunanistan Ege'de karasularını artıracak olursa bunun Türkiye "hayati çıkarlarının" kaybına neden olacağı üzerinde tüm Türk vatandaşları için görüş birliği olan bir tehlikedir. Hayati Çıkarları tehlikeye düşen devletler askeri güçleri dahil tüm imkanlarını kullanırlar. Bu bir kuraldır. Buna uygun olarak da TBMM 1995'de Türk Hükümetlerine böyle bir durum meydana gelirse Türk Silahlı Kuvvetleri dahil her milli imkanı kullanarak durumun engellenmesini görev olarak vermekle kalmamış, yetkilendirmiştir de. O halde Yunan tarafının bunu test etmesi savaşın acı sonuçlarını da göze almasını gerektirmektedir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa Türkiye muhtemelen halli gerektiği halde ilerleme sağlanamayan diğer Ege sorunlarını da aynı fırsatta çözmek yoluna gidecektir. Bunların en başta geleni kuşkusuz dün sayın DİB'nın da belirttiği üzere Gayrıaskeri Statüde elde bulundurulması şartı ile egemenlikleri Yunanistan'a Lozan ve Paris Andlaşmaları ile devredilmiş, esasen Türk kıyılarına da hayli yakın olan, 23 büyük adadan askerleştirilmiş olan 16'sının egemenliklerini geleceği olacaktır. (Egemenliği Lozan'da Yunanistan'a verilmediği halde Yunan kullanımına sokulmuş olan 152 Ada, adacık ve kayalık da bu çözüm paketinin içinde yer alıyor olacaktır.) Bu risklerin muhataplara aktarılması için diplomasi dün çalışmış ve gereken mesajları muhataplarına eriştirmiştir. Esasen işin doğrusu diplomatların karşılıklı ve gizlilik içinde müzakere yürütmeleridir. Ancak muhataplar istişari görüşmeleri 63'üncüde bırakıp devam edemediklerine göre, diğer alanlardaki görüşme kanalları da kilitli kaldığı düşünüldüğünde halen kendilerini bir "hoparlör diplomasisini" medya üzerinden yürütmek zorunda hissediyor olmalıdırlar. Bu durum iç politik beklentiler için kazançlı görülebilir ise de sorunların artmasına, kamuoylarının karşılıklı bilenmelerine ve bir "çatışma ortamına girilmesini" arzulamalarına zaman içinde yol açabilecek olması itibariyle riskler taşımaktadır. Çatışılsa dahi sonunda görüşülerek çözülmesi gereken sorunlar mevcut olduğuna göre arada savaş gibi yıkıcı yöntemlere başvurulmaması tercih edilmelidir. Yunan kamuoyunun büyük ölçüde Türk düşmanlığına zemin yaratan eğitim geçmişleri dikkate alındığında bu politik kazanç görünürde Atina'nın daha çok işine gelmektedir. Ama doğru hareket tarzı değildir. Türkiye'nin askerleştirilerek egemenlik şartını bozan Yunanistan adaları için BM Güvenlik Konseyine başvurmuş olması Yunanistan'ı zor durumda bırakmıştır. Bu hamlelerin siyasi-diplomatik devamı gelmelidir. Artık muhatap olarak Yunanistan alınmalıdır. Verilecek belirli bir sürede bu 16 büyük adayı askersizleştirme yoluna gitmeleri veya egemenliklerini iade etmeleri talep edilmelidir.Ardından askeri güç unsurlarınca "zorlayıcı diplomasi" aşamasına girilecek ve egemenlik alanlarının özgür kullanılması başlatılacak da olmalıdır. Bu da sonuç vermezse atılacak diğer adımlar bellidir. Yunanistan'ın Ege Hava Sahası karasuları üzerindeki hava sahası olup bunun ötesindeki iddiaları trajikomiktir. Durumu NATO Radarları da izlemektedir. Türkiye bu radar kayıtlarını zaman zaman NATO Askeri Komitesi önüne getirtmeli ve Yunanistan aşırılıklarını teşhir etmelidir.

 

 

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği