Telefon
WhatsApp
İliç Maden Faciası’nın 2. Yılında: İliç’in İkinci Yılı: Raporlar Konuştu, İktidar Susturdu
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, İliç katliamının ikinci yılında konuya ilişkin yazılı basın açıklaması yaptı. Karasu'nun açıklaması şöyle:

"13 Şubat 2024’te, Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde saat 14.28’de yaşanan
liç yığını kayması; 9 emekçimizi aramızdan aldı, bir bölgenin doğasını, geleceğini ve yaşam
güvencesini ağır bir riskin içine itti.
Facianın üzerinden iki yıl geçti. Acı, ilk günkü sıcaklığını koruyor. Çünkü adalet yerini
bulmadı. Çünkü sorumluluk zinciri hâlâ kırılmadı. Çünkü bu ülkenin işçi sağlığı ve iş güvenliği
gerçeği, hâlâ “kâr” hedeflerinin gölgesinde bırakılıyor.
Bu facia, “doğal afet” başlığına sığdırılamaz. Bilirkişi bulguları, uzman görüşleri, meslek
odalarının uyarıları ve emek örgütlerinin raporları; riskin bir anda ortaya çıkmadığını, göz
göre göre büyüdüğünü anlatıyor. Siyanürlü liç süreçleri, kapasite artışları,
izin–denetim–yaptırım üçgenindeki zaaflar, taşeronlaşma ve güvencesizleştirme; AKP'nin
madencilik politikasını, işçinin canı üzerinden kuran düzenin parçasıdır.
Aradan geçen iki yılda beklenen; madencilik politikalarında köklü bir yön değişikliği, işçi
sağlığı ve iş güvenliği alanında güçlü bir kamusal denetim rejimi ve çevresel risklerin sıkı
biçimde kontrol altına alınmasıydı. Oysa tablo tam tersini gösteriyor. Facianın ardından
Türkiye genelinde bin üzerinde maden sahasının ihaleye açılması, yaşam alanlarının ve
doğal varlıkların yeni ruhsat süreçlerine konu edilmesi; İliç’ten gerekli derslerin
çıkarılmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Tarım alanları, meralar, ormanlar ve su havzaları
üzerinde sürdürülen bu genişleme politikası; işçi sağlığı, çevre güvenliği ve halkın yaşam
hakkı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Fay hatlarına yakın bölgelerde, yer altı su sistemleri üzerinde ve hassas ekosistemlerde
siyanürlü madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesi; kamu yararı anlayışının geri plana itildiğini
göstermektedir. Uzman raporları, meslek odalarının uyarıları ve yerel halkın itirazları
ortadayken, maden sahalarının genişletilmesi; İliç’in münferit bir olay olmadığını, yapısal bir
madencilik politikası sorunu olduğunu teyit etmektedir.
Bu yaklaşım devam ettiği sürece, yeni riskler ve yeni felaket olasılıkları gündemden
düşmeyecektir. Kamu otoritesinin görevi, ruhsat dağıtmak değil; emekçinin canını, doğanın
dengesini ve toplumun geleceğini korumaktır.
İki yılın özeti şudur:
* Sorumluluk, kurumdan kuruma dolaştırıldı.
* Bakanlıklar birbirine “yetki alanı” tarif etti.
* Kamu adına denetim yapması gereken mekanizmalar, kâğıt üstünde kaldı.
*TBMM’de kurulan Araştırma Komisyonu süreci; hakikati anlatmak yerine, sorumluluğu
iktidarları ve yandaşları hariç herkese yükleyen bir çizgiye savruldu.
* Şirket beyanları, birçok başlıkta esas alındı; sahadaki emekçinin tanıklığı, çalışma
yaşamının gerçekliği ve risklerin bütünlüğü gerektiği kadar merkeze konmadı.

Oysa kamu yönetimi, iktidarın top çevirme yeri olamaz.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı; ÇED süreçleri, kapasite artışları, çevresel
izleme, yaptırım ve şeffaflık sorumluluğunu taşır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı;
ruhsatlandırma, maden sahalarının teknik güvenliği ve işletme disiplinine dair kamusal
yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; işçi
sağlığı ve iş güvenliği denetimini, rehberlik broşürüne indirgeyemez; caydırıcı, bağımsız,
düzenli ve kamucu bir denetim rejimini kurmakla yükümlüdür. Bu sorumluluklar, birbirine
havale edilerek ortadan kaldırılamaz.
İliç, bir “liç yığını” meselesinden ibaret asla görülemez!
Altın madenciliğinde fiziksel riskler, kimyasal riskler, toz–kristal silika maruziyeti, gürültü ve
titreşim, dizel partikül riski, solvent ve ağır metal maruziyeti, havalandırma ve aydınlatma
yetersizlikleri, ergonomik zorlanmalar, psikososyal baskılar; aynı anda ve birlikte yönetilmesi
gereken bir risk evrenidir.
Bu başlıklar, yalnızca işyeri içi prosedürlerle çözülemez. Kamunun güçlü eli, bağımsız ölçüm
ve denetim kapasitesi, şeffaf veri paylaşımı ve örgütlü emek katılımı da gerekir. Biz yazdık,
siz uygulayın demek yerine, etkin denetimler olmazsa olmazdır.
Facianın ardından geçen iki yılda, buradan sormaya devam ediyoruz:
1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri, 6331 sayılı Kanun kapsamında
kapasite artışları sonrasında sahada etkin ve kapsamlı denetim yapmış mıdır? Yapıldıysa;
risk tespitleri, uyarılar ve alınan yaptırımlara ilişkin tüm belgeler kamuoyuna açıklanacak
mıdır?
2) Yığın liç alanındaki çatlaklar, kayma emareleri ve olağandışı deformasyonlar; risk
değerlendirme ve Sağlık-Güvenlik Dokümanlarında öngörülmüş müdür? Öngörüldüyse hangi
acil eylem planları devreye alınmıştır?
3) Facia öncesinde iş güvenliği uzmanlarının “Tespit ve Öneri Defteri”ne yazdığı uyarılar ile
işçilerin yaptığı risk bildirimleri; Bakanlık müfettişlerince incelenmiş midir? Bu uyarılar neden
iş durdurma kararıyla sonuçlanmamıştır?
4) Asıl işveren–alt işveren zincirinde; İSG sorumluluğu nasıl paylaşılmıştır? Hayati risk içeren
faaliyetlerin büyük bölümünün taşeronlara devredildiği iddiası doğru mudur?
5) Acil durum planları, siren ve tahliye mekanizmaları facia anında neden devreye
girmemiştir? Liç alanına yakın patlatmalar, kapasite üzeri üretim baskısı ve aşırı siyanür
kullanımı iddiaları araştırılmış mıdır?
6) İşçilerin sendikal örgütlenme girişimleri, prim sistemi ve ücretlendirme uygulamaları; risk
bildirimini ve iş kazası kayıtlarını etkileyen bir baskı mekanizmasına dönüşmüş müdür? SGK
kayıtları ile saha gerçekliği karşılaştırılmış mıdır?

Bu sorular yanıt bulmadan, İliç dosyası kapanmış sayılmaz.
Biz, bu ülkenin emekçisine “kader” anlatısı dayatılmasını kabul etmiyoruz.
İliç, Soma, Ermenek, Hendek ve sayısız iş cinayeti; bir yönetim tercihini, bir denetimsizlik
rejimini, bir kâr siyasetiyle kurulan çalışma yaşamını gösteriyor. Bu ülke, madencilikte “vahşi”
çalışma düzenini normalleştiremez.
CHP olarak düşüncemiz nettir:
* Altın madenciliğinde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimi; bağımsız, düzenli, ölçüme dayalı
ve kamuoyuna açık bir yapıya kavuşturulmalıdır.
* Liç sahaları, atık depolama alanları, siyanür yönetimi ve ağır metal maruziyeti için sürekli
izleme zorunlu hale getirilmeli; veriler şeffaf biçimde yayımlanmalıdır.
* İşçi temsilciliği güçlendirilmeli; çalışmaktan kaçınma hakkı fiilen güvence altına alınmalıdır.
* Taşeronlaşma ve güvencesizleştirme; madencilikte işçi sağlığı ve iş güvenliğinin altını oyan
temel politika alanı olarak ele alınmalı, sınırlandırılmalıdır.
* Meslek odalarının ve emek örgütlerinin uyarıları, süreçlerin asli girdisi kabul edilmelidir.
* Sorumluluğu örtme çabaları son bulmalı; idari ve siyasi sorumluluk başlıkları açıkça tespit
edilmelidir.
Şunu herkes bilsin:
Bu ülkede hakikat, bir süre bastırılabilir ama toprağın altına gömülemez. İliç’te
yitirdiğimiz 9 emekçinin hesabı, bir gün sorulacak. Siyasi sorumluluk, iktidar gücünün
arkasına saklanarak taşınamaz. Kamu adına görev yapan herkes, yetkiyle birlikte
sorumluluğu da taşır.
İliç’i unutmadık ve yeni İliç faciaları olmaması, iktidarın kaçınılmaz sorumluluğundadır.
Ve ayrıca bu ülkenin emekçileri ne yalnız ne de geleceksiz kalmayacaktır." 

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği