Son dönemde Keçiören üzerinden, bu ve buna benzer birçok iddia kamuoyuna yansıyor. Bunlar tekil bir söylenti ya da tek bir metin değil; benzer içerikte, benzer sorunlara işaret eden iddiaların art arda gündeme gelmesiyle oluşan bir tablo. Bu iddialardan biri de aşağıdaki habere konu olmuştur:
https://siyasetankara.com.tr/haber/kecioren-de-skandal-bitmiyor-simdi-de-dayak-skandali-5202.html
Bu iddiaların her biri kesinleşmiş yargılar olarak ele alınmak zorunda değildir. Ancak tamamı birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş ideolojisiyle ters düşen ciddi bir algı ve sorgulama alanı oluştuğu da inkâr edilemez.
Biz bu yola, tam da bu tür iddiaların normalleşmesine karşı çıktık. Haksızlığa itiraz etmek, gücün keyfî kullanımına karşı durmak ve siyaseti ilke temelinde yapmak için mücadele ettik. Bu mücadele, konfora göre şekillenen bir siyaset için verilmedi.
Bugün sorun yalnızca ortaya atılan iddialar değildir. Asıl sorun, bu iddialar partimizin adıyla birlikte anılırken neden sessiz kalındığıdır. Biz mücadelenin göbeğinde, çizgimiz dışına çıkmadan siyaset yapmaya çalışırken; bu iddiaların partimizin ideolojisinin, tarihinin ve taşıdığı anlamın altına adeta dinamit koymasına neden sessiz kalınıyor?
Parti ideoloji, kürsülerde seslendirilir ancak belediyelerde sınanır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşundaki temel iddia nettir: hukuk devleti, eşitlik, kamusal sorumluluk ve hesap verebilirlik. Bu parti, gücün keyfî kullanımına karşı çıkmak, devleti kişilerden ve ilişkilerden arındırmak iddiasıyla kurulmuştur. Belediyeler de bu iddianın hayata geçtiği en somut alanlardır. Çünkü belediye, vatandaşın devleti en yakından gördüğü yerdir.
Bu nedenle belediyede hukuk geri plana düştüğünde, iddialar karşısında açıklama yerine suskunluk tercih edildiğinde ya da güç dengeleri yönetim biçimi hâline geldiğinde; bu durum partinin kuruluş değerleriyle açık bir çelişki yaratır. Sorun, tek tek uygulamalardan çok, bu uygulamaların normalleşmesine izin verilmesidir. Normalleşen her sapma, partinin savunduğu değerlerin içini boşaltır.
Toplumun tepkisi de tam bu noktada ortaya çıkar. İnsanlar, soyut ideolojik tartışmalardan çok, yaşadıkları şehirde adaletin nasıl işlediğine bakar. Belediyede adalet duygusu zedeleniyorsa, iddialar yanıtsız kalıyorsa, “kim için hukuk, kim için sessizlik” sorusu sorulmaya başlanır. Bu soru yalnızca muhaliflerin değil, partinin kendi seçmeninin de sorusudur.
Sessizlik, bu tepkiyi azaltmaz; aksine büyütür. Çünkü açıklama yapılmadığında, kamuoyunda oluşan algı boşlukla doldurulur. Bu boşluğu da söylentiler, güvensizlik ve hayal kırıklığı doldurur. Sonuçta zarar gören, tek tek yöneticiler değil; partinin temsil ettiği ideolojik zemin olur.
Bu yüzden belediyelerde yaşananlar, yalnızca idari birer başlık olarak görülemez. Bunlar, partinin toplum nezdindeki inandırıcılığını, ahlaki üstünlük iddiasını ve siyasal meşruiyetini doğrudan etkileyen meselelerdir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin farkı, tam da bu noktalarda ortaya çıkmak zorundadır.
Ne Yapılmalı?
Yapılması gereken şey açıktır. Parti, “büyümesin” diye susarak yönetilemez. Keçiören’de ortaya çıkan iddialar karşısında, ilçe ve il düzeyinde sessizlik tercih edilemez. Bu noktada parti tüzüğü işletilmelidir. Kim olduğuna ya da hangi makamda bulunduğuna bakılmaksızın.
CHP’li bir belediyede sokak kabadayılığıyla siyaset yapılamaz. Belediye binasında güç gösterisi meşrulaştırılamaz. Personelle ilgili ağır iddialar konuşulurken susulamaz. Belediye Meclisi’ne dair gündeme gelen iddialar yokmuş gibi davranılamaz.
Eğer ortada bir yanlış yoksa, bu açıkça söylenmelidir. Eğer bir yanlış varsa, bunun gereği yapılmalıdır. CHP’nin farkı, yanlışı örtmekte değil; yanlışla yüzleşebilme cesaretindedir.
Bu mücadele, kuralları güçlüler için askıya almak üzere verilmedi. Bu mücadele, tüzüğü yalnızca ihtiyaç olunca hatırlamak için hiç verilmedi.
Bu ülkede çok net bir söz vardır: “Dini para olanın kıblesi şeytan olur.” İlke yerini çıkara, hukuk yerini güce bırakıyorsa; yön şaşmış demektir. Belediyede yaşanan her savrulma, partinin tamamına zarar verir.
Yapılmazsa Ne Olur?
Eğer bu iddialar karşısında hiçbir şey yapılmazsa, mesele Keçiören’le sınırlı kalmaz. O zaman sorun tek tek iddialar değil; verilen mücadelenin anlamı hâline gelir. Sessizlik, iddiaları normalleştirir. Normalleşen her yanlış ise ideolojinin içini boşaltır.
Biz bu yola, yanlışı normalleştirmek için çıkmadık. Biz bu yola, doğruyu savunmak için çıktık. Bugün susmak, bu mücadelenin ruhuyla bağdaşmaz.
CHP bu değildir.
Bu mücadele bunun için verilmedi.
Haydar Erseven


































