Telefon
WhatsApp
Muratcan Işıldak: CHP, SOSYALİST ENTERNASYONAL  İLİŞKİLERİ  ÜZERİNE UYARILAR : ÇÖZÜM  SAĞLIKLI DİYALOG
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Cumhuriyet Halk Partisi’nde mahkeme kararı sonrasında başlayan ve giderek siyasal bir ayrışmaya dönüşen süreç, yalnızca Türkiye’nin iç siyaseti açısından değerlendirilmemelidir. Yaşanan gelişmelerin CHP’nin uzun yıllardır içinde bulunduğu uluslararası sosyal demokrat hareket bakımından da önemli sonuçları olmuştur. Çünkü CHP’nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkisi günübirlik veya yalnızca belirli bir genel başkanlık döneminde kurulmuş bir ilişki değildir. Parti, on yıllardır uluslararası sosyal demokrat ailenin içerisinde yer almakta; bu yapı üzerinden farklı ülkelerdeki sosyal demokrat, sosyalist ve ilerici partilerle temas kurmaktadır. Bu nedenle mahkeme kararı sonrasında ortaya çıkan yeni siyasi tablo, sadece parti içi hukuk açısından değil, CHP’nin uluslararası temsil kapasitesi açısından da ele alınmalıydı.

 

Sosyalist Enternasyonal’in mahkeme kararının ardından aldığı pozisyon ise başından itibaren tartışmalıydı. Kurum, Özgür Özel ve onun başkanlığındaki yönetimle dayanışma açıklamaları yaptı; buna karşılık mahkeme kararının ortaya çıkardığı hukuki duruma mesafeli yaklaştı. Bu tavır CHP içerisinde doğal olarak tepki doğurdu. Ancak uluslararası ilişkilerde önemli olan yalnızca karşı tarafın ne söylediği değil, sizin kendi pozisyonunuzu ne ölçüde anlattığınızdır. Bir uluslararası kuruluş sizin açınızdan yanlış veya eksik bir değerlendirme yaptıysa ilk sorulması gereken soru, “Biz bu kuruma ve üye partilere kendi tezlerimizi ne ölçüde anlattık?” olmalıdır.

 

Tam da bu nedenle mahkeme kararının hemen ardından CHP Genel Başkanı imzasıyla Sosyalist Enternasyonal’in bütün üye partilerine kapsamlı bir mektup gönderilmesi daha doğru ve daha etkili bir siyasi yöntem olurdu. Bu mektubun amacı polemik yaratmak değil, CHP’nin kendi perspektifini anlatmak olmalıydı. Türkiye’de yaşanan hukuki süreç, mahkeme kararının sonuçları, CHP’nin kurumsal devamlılık anlayışı ve partinin sosyal demokrat değerlere bağlılığının devam ettiği açık biçimde ortaya konulabilirdi. Mektubun özü son derece basit olabilirdi: “Biz buradayız, CHP buradadır, sosyal demokrat aileyle tarihsel ilişkimiz devam etmektedir ve görüş ayrılıklarımızı diyalog yoluyla çözmek istiyoruz.”

 

Böyle bir mektup siyasi açıdan iki önemli sonuç doğururdu. Birincisi, Sosyalist Enternasyonal yönetiminin Türkiye’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinin tek taraflı bilgiyle şekillenmesini engellerdi. İkincisi ise CHP ile Sosyalist Enternasyonal arasındaki ilişkinin kişilere değil kurumlara dayandığını hatırlatırdı. Çünkü uluslararası siyasette en büyük hatalardan biri, uzun yıllara dayanan kurumsal ilişkileri günlük siyasi tartışmaların gölgesinde bırakmaktır.

 

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkisi yalnızca bugün üzerinden okunamaz. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde bu ilişkiler oldukça güçlü biçimde sürdürülmüş, CHP uluslararası sosyal demokrat platformlarda aktif biçimde temsil edilmiş ve Kılıçdaroğlu Sosyalist Enternasyonal içerisinde üst düzey görevler üstlenmiştir. Bu geçmiş, CHP’nin bugün kullanabileceği önemli bir diplomatik sermayedir. Dolayısıyla mahkeme kararından sonra yapılması gereken ilk işlerden biri, geçmiş dönemde kurulan bütün siyasi temasların yeniden devreye sokulması, kardeş partilerin genel başkanlarına doğrudan ulaşılması ve CHP’nin pozisyonunun birinci elden anlatılması olmalıydı.

 

Bu noktada CHP Dış Politika Kurulu tarafından Sosyalist Enternasyonal üyeliğine ilişkin yapılan son değerlendirme ayrıca önem taşımaktadır. Kurulun metninde, Sosyalist Enternasyonal’in dünyada ve Türkiye’nin yakın çevresinde ortaya çıkan ekonomik ve siyasal krizlerde sürdürülebilir politikalar üretmekte yetersiz kaldığı, uluslararası finans kapitalin politikalarını destekleyici bir çizgiye sürüklendiği ve bölgesel ya da küresel çatışmalar konusunda sonuç alıcı barışçıl girişimlerde çekingen davrandığı ifade edilmektedir.

 

Bu eleştirilerin bütünüyle haksız olduğunu söylemek mümkün değildir. Sosyalist Enternasyonal’in geçmiş dönemlerde sahip olduğu küresel siyasi ağırlığının bugün aynı düzeyde olmadığı, sosyal demokrat partiler arasında ortak politika üretme kapasitesinin zayıfladığı, savaşlar, ekonomik eşitsizlik, küresel finans sistemi, iklim krizi ve demokratik gerileme gibi konularda daha etkili bir siyasi merkez olamadığı yönündeki tartışmalar ciddiye alınmalıdır. Sosyalist Enternasyonal elbette eleştirilebilir. Hatta böyle bir uluslararası yapının reforme edilmesini, daha etkin hale gelmesini ve uluslararası sermaye düzeni karşısında daha belirgin bir sosyal demokrat alternatif üretmesini istemek son derece meşrudur.

 

Ancak asıl mesele eleştirinin içeriğinden önce yöntem meselesidir. CHP gibi uzun yıllardır bu yapının üyesi olan bir siyasi partinin ilk refleksi eleştiri metni yayımlamak yerine diyalog kurmak olmalıydı. Çünkü kurumsal siyasette güçlü olan taraf yalnızca sert konuşan değil, bütün diplomatik kanalları kullandıktan sonra konuşandır.

 

Başka bir ifadeyle, “Sosyalist Enternasyonal yanlış yapıyor” demeden önce “Sosyalist Enternasyonal’e biz ne anlattık?” sorusunun cevabının verilmesi gerekir.

 

Mahkeme kararının hemen ardından bütün üye partilere gönderilecek bir mektup, arkasından genel başkan düzeyinde telefon görüşmeleri, kardeş partilerle ikili temaslar, Ankara ve İstanbul’da toplantılar, Avrupa başkentlerine gönderilecek heyetler ve farklı dillerde hazırlanacak bilgilendirme notları son derece etkili olabilirdi. Böyle bir süreç sonunda Sosyalist Enternasyonal yine aynı pozisyonu korusaydı, CHP’nin yapacağı eleştiri çok daha güçlü, çok daha anlaşılır ve uluslararası kamuoyu açısından çok daha ikna edici olurdu.

 

O zaman CHP rahatlıkla şunu söyleyebilirdi: Biz konuştuk, anlattık, bütün diplomatik yolları kullandık, tarihsel dostluğumuzu korumaya çalıştık; buna rağmen kurum tek taraflı bir tavır almaya devam etti. Böyle bir pozisyon uluslararası siyasette çok daha güçlüdür.

 

Bugün gelinen noktada ise bu iletişim eksikliğinin sonuçlarından biri Yeni Parti ile Sosyalist Enternasyonal arasında gelişmeye başlayan temaslarda görülmektedir. Özgür Özel’in öncülüğünde kurulan Yeni Parti, kuruluşundan kısa süre sonra uluslararası sosyal demokrat çevrelerden açık siyasi destek almaya başlamıştır. Sosyalist Enternasyonal Başkanı tarafından Yeni Parti’nin kuruluşuna yönelik gönderilen dayanışma ve tebrik mesajı, bu ilişkinin sıradan bir nezaket temasının ötesine geçebileceğini göstermektedir.

 

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Yeni Parti’nin Sosyalist Enternasyonal’e üyeliği henüz otomatik veya kendiliğinden gerçekleşmiş bir durum değildir. Uluslararası örgütlerde üyelik süreçleri belirli kurumsal prosedürlere tabidir. Ancak mevcut siyasi yakınlık dikkate alındığında, Yeni Parti’nin ilk uygun Sosyalist Enternasyonal Kongresi veya üyelik değerlendirme sürecinde üyeliğe davet edilmesi ya da üyelik sürecinin önünün açılması güçlü bir ihtimal olarak karşımızda durmaktadır.

 

İşte CHP açısından dikkat edilmesi gereken nokta budur. Bir uluslararası örgütte resmi üye olmak ile o örgütün siyasal merkezinde etkili olmak aynı şey değildir. Üyelik statüsü bir hukuki veya kurumsal sıfattır; siyasi nüfuz ise sürekli temasla kazanılır. Eğer CHP tarihsel üyeliğine güvenip aktif diplomasi yürütmez, buna karşılık Yeni Parti lider düzeyinde temaslarını güçlendirirse zaman içerisinde Sosyalist Enternasyonal içerisindeki siyasal ağırlık dengesi değişebilir.

 

Bu nedenle Yeni Parti’nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkisi CHP açısından bir öfke veya polemik konusu olarak değil, ciddi bir siyasi uyarı olarak değerlendirilmelidir. Yeni Parti ilk uygun kongrede üyelik için destek görürse veya üyeliğe davet edilirse CHP’nin o aşamada tepki göstermesi geç kalmış bir refleks olabilir. Çünkü uluslararası siyasette kararlar çoğu zaman toplantının yapıldığı gün değil, aylar öncesinden kurulan ilişkilerle şekillenir.

 

CHP’nin yapması gereken Yeni Parti ile uluslararası sosyal demokrat alan üzerinde kavga etmek değildir. Yapılması gereken kendi tarihsel siyasi sermayesine yeniden dönmek, ilişkilerini güçlendirmek ve “CHP hâlâ bu ailenin asli unsurlarından biridir” mesajını yalnızca Ankara’dan verilen demeçlerle değil, doğrudan diplomatik temaslarla göstermek olmalıdır.

 

Üstelik böyle bir politika CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e yönelik eleştirilerinden vazgeçmesini de gerektirmez. Tam tersine, CHP uluslararası sosyal demokrat hareket içerisinde reform talep eden öncü partilerden biri olabilir. Sosyalist Enternasyonal’in küresel ekonomik eşitsizlik karşısında daha güçlü politika üretmesini, uluslararası finans sistemine daha eleştirel yaklaşmasını, savaşlarda daha aktif barış diplomasisi yürütmesini, iklim krizinde daha radikal sosyal demokrat çözümler geliştirmesini ve otoriterleşme karşısında daha tutarlı davranmasını isteyebilir.

 

Fakat bunu dışarıdan kızgınlıkla değil, içeriden siyasi mücadeleyle yapmak daha doğru olur.

 

Uluslararası örgütlerin hataları varsa, büyük siyasi partilerin görevi yalnızca bu hataları tespit etmek değildir. O örgütleri değiştirmek, dönüştürmek ve kendi siyasal çizgileri doğrultusunda etkilemek de siyasetin bir parçasıdır. CHP’nin tarihsel büyüklüğüne uygun olan yaklaşım da budur.

 

Bu nedenle CHP Dış Politika Kurulu’nun Sosyalist Enternasyonal’e ilişkin değerlendirmesi, tek başına bir kopuş gerekçesi olarak değil, daha geniş bir reform tartışmasının başlangıcı olarak ele alınabilirdi. “Bu kurum artık hiçbir işe yaramıyor” demek yerine “Bu kurumun daha etkin olması için ne yapabiliriz?” sorusu sorulabilirdi. CHP, Sosyalist Enternasyonal bünyesinde küresel eşitsizlik, Gazze, Ukrayna, Balkanlar, göç, iklim krizi, demokrasi ve sosyal devlet konularında yeni çalışma grupları kurulmasını önerebilir; uluslararası sosyal demokrat hareketi daha politik ve daha sonuç alıcı hale getirecek reform önerileri sunabilirdi.

 

Bu yaklaşım CHP’ye aynı zamanda uluslararası liderlik alanı da açardı. Türkiye’nin en köklü siyasi partilerinden biri olarak CHP yalnızca Sosyalist Enternasyonal’den ne aldığını değil, bu yapıya ne kattığını da tartışmalıdır. Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Karadeniz’e kadar çok geniş ve krizlerle dolu bir coğrafyanın merkezinde bulunan Türkiye’deki sosyal demokrat bir partinin uluslararası barış, göç, kalkınma ve demokrasi tartışmalarına ciddi katkılar sunabileceği açıktır.

 

Dolayısıyla mesele üyelikten çıkmak veya üyelikte kalmak kadar basit değildir. Asıl soru, CHP’nin uluslararası sosyal demokrat hareket içerisinde nasıl bir rol üstleneceğidir.

 

Mahkeme kararından sonra yapılması gerekenlerin başında bu nedenle güçlü bir “mektup diplomasisi” gelmeliydi. Mektup bütün üye partilere gönderilmeli, kişisel değil kurumsal bir dil kullanılmalı ve geçmiş dostluklar hatırlatılmalıydı. “Türkiye’de yaşanan gelişmelere ilişkin farklı değerlendirmeler bulunabilir; ancak CHP’nin sosyal demokrasiye, demokrasiye, hukuk devletine, sosyal adalete ve uluslararası dayanışmaya bağlılığı konusunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır” denilebilirdi.

 

Mektubun devamında da bütün üye partiler doğrudan diyaloğa davet edilebilirdi. “Görüş ayrılıklarımızı uzaktan açıklamalar yoluyla değil, doğrudan konuşarak çözmek istiyoruz” cümlesi uluslararası siyasette son derece güçlü bir mesaj olurdu.

 

Sonrasında CHP heyetleri farklı ülkelere gönderilebilir, kardeş partilerin yöneticileri Türkiye’ye davet edilebilir ve Sosyalist Enternasyonal’in geleceğine ilişkin CHP’nin kapsamlı reform önerileri hazırlanabilirdi. Böylece CHP yalnızca kendisini savunan bir parti değil, uluslararası sosyal demokrasinin geleceği için politika üreten bir aktör konumuna geçebilirdi.

 

Bugün hâlâ bunun için geç değildir.

 

CHP’nin önünde iki farklı yol bulunmaktadır. Birinci yol, Sosyalist Enternasyonal’in eksikliklerini gerekçe göstererek ilişkileri giderek azaltmak ve zaman içerisinde bu alanı başka siyasi aktörlere bırakmaktır. İkinci yol ise hataları açık biçimde eleştirmekle birlikte bütün diplomatik kanalları yeniden işletmek, üye partilerle doğrudan temas kurmak ve Sosyalist Enternasyonal’in dönüşümünde etkili olmaya çalışmaktır.

 

Kanaatimce ikinci yol CHP’nin tarihine, siyasi ağırlığına ve uluslararası iddiasına daha uygundur.

 

Çünkü diplomasi yalnızca dostlarla aynı fikirde olmak değildir. Asıl diplomasi, görüş ayrılığı yaşadığınız aktörlerle konuşabilme kapasitesidir.

 

Sosyalist Enternasyonal’in CHP’ye ilişkin yaptığı değerlendirmelerde ciddi yanlışlar olabilir. Küresel siyasette yeterince etkili olmadığı da söylenebilir. Finans kapital karşısındaki çizgisi eleştirilebilir. Savaşların sona erdirilmesinde yeterince girişken davranmadığı ileri sürülebilir. Bunların tamamı tartışılabilir.

 

Ama elli yıla yaklaşan bir siyasi ilişkinin ilk cevabı kapıyı kapatmak olmamalıdır.

 

Önce mektup yazılmalıydı.

 

Önce dostlar aranmalıydı.

 

Önce Türkiye’deki hukuki ve siyasi süreç anlatılmalıydı.

 

Önce Sosyalist Enternasyonal yönetimiyle yüz yüze görüşülmeliydi.

 

Önce bütün diplomatik imkanlar tüketilmeliydi.

 

Bunların ardından hâlâ sonuç alınamıyorsa eleştiri yapılır, üyelik tartışılır ve gerekirse başka uluslararası iş birliği modelleri değerlendirilir.

 

Fakat sıralama önemlidir.

 

Önce diyalog, sonra eleştiri. Önce diplomasi, sonra mesafe.

 

CHP’nin uluslararası sosyal demokrat hareket içerisindeki tarihsel birikimi günlük siyasal gerilimlerden çok daha büyüktür. Bu birikim bir genel başkanın veya bir yönetimin kişisel mirası değil, CHP’nin kurumsal mirasıdır. Dolayısıyla korunması gereken de yalnızca bir üyelik statüsü değil, yarım yüzyıla yaklaşan uluslararası ilişkiler ağıdır.

 

Yeni Parti’nin Sosyalist Enternasyonal ile hızla gelişen ilişkileri de bu gerçeğin daha iyi anlaşılmasını sağlamalıdır. İlk uygun kongre sürecinde Yeni Parti’nin üyeliğe davet edilmesi veya üyelik yolunun açılması ihtimali ciddiye alınmalıdır. Buna verilecek doğru cevap ise başka bir sosyal demokrat siyasi yapıyla polemiğe girmek değil, CHP’nin kendi uluslararası ilişkilerini çok daha güçlü biçimde yeniden örgütlemektir.

 

Siyasette bazen bir mektup yalnızca bir mektup değildir. Bir kurumu selamlamak, eski dostlara ulaşmak ve “Biz buradayız, konuşmaya hazırız” demek aynı zamanda siyasi irade göstermektir.

 

CHP açısından bugün eksik olan tam da budur.

 

Sosyalist Enternasyonal eleştirilebilir; fakat eleştiriden önce diyalog denenmeliydi. Çünkü uluslararası siyasette bazen en büyük hata yanlış bir şey söylemek değil, söylemeniz gereken zamanda hiçbir şey söylememektir.

MURATCAN IŞILDAK - GENÇ DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ GENEL BAŞKANI 
Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği