Telefon
WhatsApp
MURATCAN IŞILDAK: HALKTAN YETKİ İSTİYORUZ: CHP'NİN 1969 DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ PROGRAMI BİZE NE SÖYLÜYOR?
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Ortanın Solundan İnsanca Bir Düzene: Türkiye'de Sosyal Demokrat Düşüncenin Programatik Arayışı

Türkiye'nin siyasal tarihinde bazı belgeler vardır ki yayımlandıkları dönemin seçim tartışmalarının ötesine geçerek bir siyasi düşüncenin gelişimini anlamamıza yardımcı olur. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1969 yılında yayımladığı İnsanca Bir Düzen Kurmak İçin Halktan Yetki İstiyoruz başlıklı Düzen Değişikliği Programı, bu belgelerden biridir.

Programın adı bile dönemin siyasal anlayışına ilişkin önemli ipuçları vermektedir.

Burada yalnızca iktidar talebi bulunmamaktadır. Aynı zamanda mevcut ekonomik ve toplumsal ilişkilerin değiştirilmesi gerektiği düşüncesi ile bu değişimin halkın demokratik yetkilendirmesine dayanması gerektiği yaklaşımı bir araya gelmektedir.

Başka bir ifadeyle CHP, 1969 seçimlerine giderken yalnızca hükümet olmayı değil, Türkiye'nin kalkınma ve toplumsal gelişme modeline ilişkin alternatif bir yaklaşım ortaya koymayı amaçlamıştır.

Bu yönüyle program, 1960'lı yıllarda gelişen ortanın solu düşüncesinin siyasal söylemden daha somut politika önerilerine geçişini anlamak bakımından önemlidir.

Ancak belgeyi yalnızca kendi döneminin koşulları içerisinde değerlendirmek yeterli değildir. Programın ortaya koyduğu sorunların bir bölümü, farklı biçimlerde günümüz Türkiye'sinin ekonomi, demokrasi ve sosyal politika tartışmalarında da karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle 1969 Düzen Değişikliği Programı'nı yeniden okumak, geçmişteki bir seçim bildirgesini hatırlamaktan daha geniş bir anlam taşımaktadır.

Bir Seçim Bildirgesinden Fazlası: Neden Düzen Değişikliği?

1969 programının en dikkat çekici özelliği, kendisini açıkça bir düzen değişikliği programı olarak tanımlamasıdır.

Bildirgenin önsözünde CHP, bütün politika alanlarında ayrıntılı vaatler sıralamak yerine Türkiye'de eleştirdiği düzeni nasıl değiştireceğini ve nasıl bir yeni düzen kuracağını anlatmayı amaçladığını belirtmektedir.

Bu tercih, dönemin siyasal tartışmaları açısından önemlidir.

Çünkü ekonomik ve toplumsal sorunların yalnızca tek tek alınacak önlemlerle çözülemeyeceği, bu sorunları ortaya çıkaran ilişkilerin de değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

Örneğin yoksulluk yalnızca gelir eksikliği olarak görüldüğünde çözüm, belirli sosyal yardımların artırılmasıyla sınırlı kalabilir.

Ancak yoksulluk; üretim ilişkileri, toprak mülkiyeti, eğitim imkânları, istihdam koşulları ve bölgesel eşitsizliklerle birlikte ele alındığında daha kapsamlı bir politika ihtiyacı ortaya çıkar.

1969 programının düzen değişikliği yaklaşımı da toplumsal sorunları birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, bir kalkınma modelinin parçaları olarak değerlendirmeye yönelmektedir.

Bu nedenle programın önemi yalnızca hangi vaatleri içerdiğinde değil, sorunlara hangi düşünsel çerçeveden yaklaştığında aranmalıdır.

Ortanın Solu: Bir Slogandan Siyasal Programa

1960'lı yıllar, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ideolojik gelişimi açısından önemli bir dönemdir.

1965 seçimleri öncesinde İsmet İnönü'nün kullandığı ortanın solu tanımlaması, CHP'nin siyasal konumunu açıklamaya yönelik bir kavram olarak öne çıkmıştır.

Bülent Ecevit ise bu yaklaşımın toplumsal ve ekonomik içeriğinin geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır.

Ortanın solu, yalnızca siyasal yelpazede belirli bir konumun tarif edilmesiyle sınırlı değildi. Sosyal adalet, kalkınma, emek, üretim ve demokratik katılım gibi meseleler üzerinden Türkiye'nin toplumsal yapısına ilişkin yeni bir yaklaşım geliştirme çabasını da içeriyordu.

1969 programı, bu düşüncenin daha sistematik bir siyasal belgeye dönüşmesinin örneklerinden biridir.

Bildirgenin önsözünde CHP, düzen değişikliğine ilişkin görüşünü halkla birlikte oluşturduğunu ve bu süreçte ortanın solu tutumunun daha belirgin hale geldiğini ifade etmektedir.

Bu açıklama, programın yalnızca teknik bir ekonomi belgesi olarak değil, partinin siyasal kimliğini tanımlayan bir metin olarak görüldüğünü göstermektedir.

Burada önemli bir tarihsel ayrım bulunmaktadır.

1969 programı, CHP'nin sonraki yıllarda daha belirgin biçimde kullanacağı demokratik sol kimliğin gelişim süreci içerisinde değerlendirilmelidir. Ancak sonraki dönemlerin bütün kavramlarını ve siyasal tercihlerini doğrudan 1969 belgesine aitmiş gibi sunmak doğru değildir.

Her tarihsel belge, öncelikle kendi döneminin koşulları içerisinde okunmalıdır.

Köylüden Başlayan Kalkınma: Toprak, Üretim ve Adalet

Programın ilk bölümünün köylüye dönük düzen değişikliğine ayrılması tesadüf değildir.

1969 Türkiye'sinde kırsal nüfusun ağırlığı, tarımsal üretimin ekonomik yapı içerisindeki yeri ve köylülerin yaşam koşulları, kalkınma tartışmalarının merkezinde bulunuyordu.

Bildirge, köylü nüfusunun büyüklüğünü vurgulayarak kalkınmanın geniş halk kesimlerinin yaşam koşullarından bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bu yaklaşımın temelinde önemli bir soru bulunmaktadır:

Bir ülke ekonomik olarak büyürken üretimi gerçekleştiren insanların yaşam koşulları iyileşmiyorsa, bu büyüme nasıl değerlendirilmelidir?

Tarımsal üretim yalnızca toplam üretim miktarıyla ilgili değildir.

Toprağa erişim, üretim araçlarının kullanımı, kredi imkânları, pazarlama koşulları ve üreticilerin gelirleri de tarımsal kalkınmanın temel unsurlarıdır.

1969 programının köylüye öncelik vermesi, dönemin CHP anlayışında kalkınmanın toplumsal dağılım boyutunun önem taşıdığını göstermektedir.

Bugün Türkiye'nin kırsal nüfus yapısı ve tarımsal üretim koşulları 1969'dan önemli ölçüde farklıdır.

Buna rağmen üreticilerin finansmana erişimi, tarımsal girdilerin maliyeti, kooperatifçilik, kırsal yoksulluk ve üretimden elde edilen gelirin paylaşımı gibi meseleler günümüzde de araştırılmaya devam edilmektedir.

Bu açıdan 1969 programının tarıma verdiği öncelik, tarihsel bir politika tercihi olmanın yanında kalkınmanın kimler için gerçekleştirildiği sorusunu gündeme getirmektedir.

Kalkınma Yalnızca Büyümek midir?

1969 Düzen Değişikliği Programı'nın önsözünde ekonomik ve toplumsal düzenin adaletsiz olduğu, hızlı gelişmeyi ve sanayileşmeyi engellediği yönündeki CHP değerlendirmesine yer verilmektedir.

Bu yaklaşımda kalkınma ile adalet birbirinden tamamen ayrı hedefler olarak görülmemektedir.

Bir ülkenin üretim kapasitesinin artması önemlidir. Ancak üretim artışının hangi toplumsal kesimlere yarar sağladığı da kalkınmanın değerlendirilmesinde belirleyicidir.

Bu düşünce, sosyal demokrat ekonomi politikalarının temel tartışmalarından biriyle ilişkilidir.

Ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında nasıl bir ilişki kurulmalıdır?

Büyümenin yarattığı kaynaklar eğitim, sağlık, altyapı ve sosyal güvenlik hizmetlerine nasıl yansıtılmalıdır?

Kamu yatırımları yalnızca üretim kapasitesini artırmaya mı yönelmelidir, yoksa toplumsal fırsat eşitsizliklerini azaltmayı da amaçlamalı mıdır?

1969 programı, bu soruları Türkiye'nin sanayileşme ve toplumsal gelişme ihtiyacı içerisinde ele alan bir tarihsel çerçeve sunmaktadır.

Bununla birlikte bildirgenin önerdiği modelin ekonomik sonuçlarını değerlendirmek, yalnızca metnin amaçlarını incelemekle mümkün değildir. Önerilen araçların uygulanabilirliği, maliyetleri ve sonraki siyasal gelişmeler ayrıca araştırılmalıdır.

Bir programın tarihsel önemini kabul etmek, içindeki her politikanın başarılı olacağını varsaymayı gerektirmez.

Halktan Yetki İstemek Ne Anlama Geliyordu?

Programın başlığındaki en önemli ifadelerden biri, halktan yetki istenmesidir.

Bu ifade, siyasal değişimin demokratik meşruiyetle ilişkilendirilmesi açısından dikkat çekicidir.

CHP, düzen değişikliğine ilişkin hedeflerini 1969 genel seçimlerinde seçmenin onayına sunacağını belirtmektedir.

Dolayısıyla program, yalnızca mevcut düzenin eleştirisini değil, bu düzenin değiştirilmesi için seçim yoluyla siyasal yetki elde edilmesi düşüncesini de içermektedir.

Burada iki farklı kavram bir araya gelmektedir: değişim ve meşruiyet.

Değişim, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin yeniden düzenlenmesi hedefini ifade ederken meşruiyet, bu hedefin halkın siyasal iradesine dayanması gerektiğini anlatmaktadır.

Bu yaklaşım, parlamenter demokrasi içerisinde toplumsal dönüşümün nasıl gerçekleştirilebileceği tartışmasıyla bağlantılıdır.

Ancak seçimlerde yetki almak ile demokratik hesap verebilirlik de birbirinden ayrılmamalıdır.

Seçim, yönetme yetkisinin elde edilmesinde temel mekanizmalardan biridir. Bunun yanında parlamenter denetim, hukuk devleti, temel haklar ve kamusal katılım da demokratik yönetimin önemli unsurlarıdır.

1969 programını bugün yeniden okurken, halktan yetki isteme düşüncesini daha geniş demokratik kurumlar çerçevesinde değerlendirmek mümkündür.

Sosyal Adalet ve Düzen Değişikliği Arasındaki Bağ

Düzen değişikliği kavramı, yalnızca iktidardaki siyasi kadroların değiştirilmesini ifade etmez.

Ekonomik kaynakların dağılımı, üretim ilişkileri, kamu hizmetlerine erişim ve toplumsal fırsatlar gibi alanlarda yapısal değişiklikler öngörebilir.

1969 programının tarihsel önemi de mevcut sorunların daha geniş bir düzen tartışması içerisinde ele alınmasında yatmaktadır.

Örneğin gelir eşitsizliği, yalnızca ücret politikalarıyla açıklanamaz.

Eğitim fırsatları, bölgesel kalkınma farklılıkları, vergi sistemi, üretim araçlarına erişim ve sosyal güvenlik mekanizmaları da gelir dağılımını etkileyebilir.

Bu nedenle sosyal adaletin sağlanması, birbirini tamamlayan politika alanlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

1969 bildirgesinin bölümlerinin bir bütün olarak yeni bir kalkınma modeli oluşturduğunu vurgulaması, bu bütüncül yaklaşımın açık göstergelerinden biridir.

Burada sosyal demokrat düşünce açısından önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır.

Sosyal politika yalnızca ekonomik büyümenin olumsuz sonuçlarını hafifletmeye yönelik bir müdahale olarak mı görülmelidir?

Yoksa ekonomik düzenin kuruluşunda ve kalkınma modelinin belirlenmesinde de temel bir unsur mu olmalıdır?

1969 programının düzen değişikliği yaklaşımı, ikinci soruyu tarihsel tartışmanın merkezine taşımaktadır.

1969 Programının Siyasi Cesareti ve Sınırları

1969 Düzen Değişikliği Programı, CHP'nin ekonomik ve toplumsal yapıya ilişkin kapsamlı bir alternatif ortaya koyma iddiası bakımından önemlidir.

Ancak bu iddianın tarihsel değerlendirmesi yalnızca programın diline dayanamaz.

Bir siyasal belgenin etkisini anlamak için en az üç farklı düzeyin incelenmesi gerekir.

İlk düzey, programın neyi amaçladığıdır.

İkinci düzey, programın toplumda nasıl karşılandığıdır.

Üçüncü düzey ise programda öngörülen politikaların hangi ölçüde uygulanabildiğidir.

Bu düzeyler birbirine karıştırıldığında siyasal tarih, belgelerin eleştirel değerlendirilmesi yerine yalnızca başarı veya başarısızlık anlatısına dönüşebilir.

1969 seçimleri, CHP açısından programın seçmene sunulduğu önemli bir tarihsel aşamadır. Ancak partinin seçim sonucunda iktidara gelememesi, bildirgenin hedeflediği düzen değişikliğinin o dönemde doğrudan hükümet programına dönüşmediği anlamına gelir.

Buna rağmen belgenin düşünsel etkisi, yalnızca seçim sonucuyla ölçülemez.

Ortanın solu anlayışının gelişimi, sosyal demokrat siyasal dilin oluşumu ve sonraki yılların program tartışmaları açısından 1969 bildirgesi önemli bir kaynak niteliğini korumaktadır.

1969'dan 1973'e: Siyasal Programın Devamlılığı

1969 Düzen Değişikliği Programı'nı değerlendirirken 1973 yılında yayımlanan Ak Günlere seçim bildirgesiyle ilişkisini de dikkate almak gerekir.

Bu iki belge, CHP'nin farklı siyasal koşullarda geliştirdiği politika yaklaşımlarını karşılaştırmak için önemli kaynaklardır.

1969 programı, ortanın solu anlayışı içerisinde kapsamlı bir düzen değişikliği iddiası ortaya koyarken 1973 bildirgesi, Bülent Ecevit'in genel başkanlığı dönemindeki siyasal yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bu iki belge arasında düşünsel süreklilikler bulunabileceği gibi öncelik, dil ve politika araçları bakımından farklılıklar da bulunmaktadır.

Bu nedenle 1969 programını 1973'ün yalnızca hazırlık aşaması olarak değerlendirmek yerine, kendi siyasal bağlamı içerisinde ele almak daha açıklayıcıdır.

Aynı zamanda bu belgeler, CHP'nin 1960'ların ikinci yarısından 1970'lere uzanan ideolojik dönüşümünü incelemek için birlikte kullanılabilir.

Bugün Düzen Değişikliği Kavramı Bize Ne Söylüyor?

1969'dan günümüze Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal yapısı önemli ölçüde değişmiştir.

Kırsal nüfusun ağırlığı azalmış, kentleşme yaygınlaşmış, üretim biçimleri çeşitlenmiş ve küresel ekonomik ilişkiler derinleşmiştir.

Dijital teknolojiler, hizmet sektörü, platform ekonomisi ve yeni çalışma biçimleri, 1969'da bulunmayan veya bugünkü ölçekte gelişmemiş sorunlar ortaya çıkarmıştır.

Bu nedenle 1969 programının önerilerini tarihsel bağlamından kopararak bugüne aynen taşımak mümkün değildir.

Ancak programın temel sorusu güncelliğini korumaktadır:

Bir ülkede ekonomik ve toplumsal sorunlar yalnızca geçici önlemlerle mi çözülmelidir, yoksa bu sorunları ortaya çıkaran kurumsal ve yapısal ilişkiler de değiştirilmelidir?

Bugün barınma maliyetleri, kent yoksulluğu, gelir dağılımı, eğitimde fırsat eşitsizliği, güvencesiz çalışma ve bölgesel kalkınma farklılıkları bu sorunun yeniden tartışılabileceği alanlardır.

Örneğin konut sorununu yalnızca yeni bina üretimi üzerinden değerlendirmek ile arazi politikaları, finansman koşulları, kira piyasası ve sosyal konut sistemini birlikte incelemek farklı politika yaklaşımlarıdır.

Benzer biçimde işsizliği yalnızca kısa vadeli istihdam teşvikleriyle ele almak ile eğitim, sanayi, teknoloji ve bölgesel kalkınma politikaları arasında ilişki kurmak farklı düzeylerde çözüm arayışlarıdır.

1969 programının bugüne bıraktığı düşünsel katkılardan biri, toplumsal sorunların birbiriyle bağlantılı olduğunu hatırlatmasıdır.

Ancak bu bağlantıları kurmak, her dönemde aynı ekonomik modeli savunmayı gerektirmez.

Tarihsel belgelerden yararlanmanın anlamı, geçmişin cevaplarını tekrarlamak değil, geçmişte sorulan soruların bugünkü koşullarda nasıl yeniden ele alınabileceğini araştırmaktır.

Siyasal Program ile Seçim Vaadi Arasındaki Fark

1969 bildirgesinin dikkat çekici yönlerinden biri, kendisini yalnızca vaatler toplamı olarak değil, bir kalkınma modeli olarak sunmasıdır.

Bu ayrım, siyasal partilerin program oluşturma işlevi açısından önemlidir.

Seçim vaatleri çoğu zaman belirli sorunlara yönelik somut önlemleri içerir.

Siyasal program ise bu önlemlerin hangi ilkeler ve hedefler doğrultusunda bir araya getirildiğini açıklamaya çalışır.

Örneğin tarımsal desteklerin artırılması bir politika önerisidir.

Ancak bu desteğin küçük üreticiyi mi, büyük işletmeleri mi, belirli ürünleri mi yoksa bölgesel kalkınmayı mı öncelediği, daha geniş bir ekonomik yaklaşımın parçasıdır.

Benzer biçimde sosyal konut üretimi bir politika aracıdır.

Fakat bu aracın gelir dağılımı, kent planlaması, mülkiyet ilişkileri ve kamu finansmanıyla nasıl bağlantılandırıldığı, programın niteliğini belirler.

1969 Düzen Değişikliği Programı, bu açıdan siyasal partilerin topluma yalnızca ne yapacaklarını değil, neden ve hangi bütünlük içerisinde yapacaklarını da açıklama sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

 Halktan Yetki İstemek, Nasıl Bir Toplum Tasarlandığını Açıklamaktır

Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1969 tarihli İnsanca Bir Düzen Kurmak İçin Halktan Yetki İstiyoruz başlıklı programı, Türkiye'de sosyal demokrat düşüncenin tarihsel gelişimi açısından önemli bir belgedir.

Program, ortanın solu anlayışını ekonomik ve toplumsal bir dönüşüm çerçevesi içerisinde ele almış, kalkınma ile sosyal adalet arasında ilişki kurmuş ve mevcut düzenin değiştirilmesi için demokratik yetki talebini öne çıkarmıştır.

Özellikle köylüye dönük düzen değişikliğiyle başlaması, dönemin Türkiye'sinde geniş halk kesimlerinin yaşam koşullarının kalkınma tartışmalarındaki yerini göstermektedir.

Bildirgenin bölümlerini bir bütün olarak yeni bir kalkınma modeli şeklinde sunması ise siyasal programın yalnızca bağımsız vaatlerden oluşmadığı düşüncesini yansıtmaktadır.

Bununla birlikte programın tarihsel değerlendirmesi, ortaya koyduğu hedeflerin uygulanabilirliği ve sonraki siyasal gelişmelerle birlikte yapılmalıdır.

1969 belgesi, geçmişin bütün sorunlarını çözmüş bir model olarak değil, Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal geleceğine ilişkin kapsamlı bir siyasal arayışın ifadesi olarak okunmalıdır.

Bugün bu belgeye yeniden bakmanın anlamı, yalnızca CHP'nin ideolojik tarihini incelemek değildir.

Aynı zamanda siyasal partilerin toplumsal sorunlara nasıl bütüncül programlar geliştirebileceği, ekonomik kalkınma ile adalet arasında nasıl ilişki kurabileceği ve demokratik yetki talebini hangi somut hedeflerle temellendirebileceği üzerine düşünmektir.

1969 Düzen Değişikliği Programı'nın bize bıraktığı en önemli soru şudur: Bir siyasi hareket, değiştirmek istediği düzeni tanımlamakla yetinmeyip yerine nasıl bir toplumsal ve ekonomik yapı kuracağını ne ölçüde açıklayabiliyor?

Bu soru, yalnızca 1969 Türkiye'si için değil, siyasal programların demokratik hayattaki rolünü anlamak açısından bugün de önem taşımaktadır.

 

MURATCAN IŞILDAK - GENÇ DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ GENEL BAŞKANI 

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği