Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “mutlak butlan” dosyasında yaptığı temyiz başvurusundan feragat etmesi, yalnızca teknik bir usul işlemi olarak değerlendirilemez. Karar; bir taraftan devam eden yargılamanın hukuki geleceğini etkilerken, diğer taraftan CHP’nin tartışmalı kurultay sürecini yeni bir olağan kongre ve kurultay takvimi üzerinden geride bırakma iradesini ortaya koyuyor.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın 14 Eylül 2026 ’da yaptığı açıklamaya göre parti, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin 2026/32 Esas, 2026/658 Karar sayılı kararına karşı daha önce yapılmış temyiz başvurusundan feragat etti. Açıklamada kararın temel gerekçesi, 10 Eylül’de ilan edilen olağan kongre takviminin işletilmesi ve partinin “meşru ve sağlıklı bir kurultay sürecini” mümkün olan en kısa zamanda tamamlaması olarak gösterildi. Ayrıca Özgür Özel ve beraberindeki isimlerin CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurmuş olmalarının da mevcut hukuki pozisyon açısından değerlendirmeye alındığı belirtildi.
Mutlak butlan tartışması nasıl başladı?
Hukuki meselenin merkezinde CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultay bulunuyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026 tarihli kararında söz konusu kurultayın “mutlak butlan” ile sakatlandığı sonucuna ulaşarak iptaline karar verdi. Mahkeme ayrıca karar kesinleşinceye kadar, kurultay öncesinde görevde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevi üstlenmesine hükmetti.
“Mutlak butlan” kavramı burada önem taşıyor. Hukuk teorisinde mutlak butlan, bir hukuki işlemin kurucu veya geçerlilik şartlarındaki ağır hukuka aykırılık nedeniyle geçersiz kabul edilmesini ifade eder. Siyasi parti kurultayı bakımından tartışmanın önemi ise çok daha büyüktür; çünkü kurultay yalnızca genel başkanı değil, partinin yetkili organlarını ve dolayısıyla sonraki birçok parti içi işlemin hukuki temelini belirleyen en üst karar mekanizmasıdır.
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı temyiz yoluna gidilmesi üzerine dosya Yargıtay 3. Hukuk Dairesine gönderildi. Yargıtay temmuz ayında dosyaya esas numarası vererek ön inceleme aşamasına geçti. Eksiklik bulunmaması hâlinde dosyanın esastan incelenmesi ve mutlak butlan konusunda Yargıtay tarafından karar verilmesi bekleniyordu.
Tam da bu aşamada CHP’nin kendi temyiz başvurusundan feragat etmesi yeni bir hukuki tablo yarattı.
Temyizden feragat ne anlama geliyor?
Burada kamuoyunda kullanılan “temyizi geri çekmek” ifadesi ile hukuki anlamdaki “temyizden feragat” kavramını birbirinden ayırmak gerekir.
Temyiz, Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygunluğunun Yargıtay tarafından denetlenmesini sağlayan kanun yoludur. Temyizden feragat ise temyiz hakkını kullanan tarafın kendi iradesiyle bu kanun yolu talebini sürdürmekten vazgeçmesidir. Dolayısıyla CHP’nin işlemi, “Bölge Adliye Mahkemesinin kararının doğru olduğunu kabul ediyoruz” şeklinde basit bir maddi hukuk beyanı olarak okunmamalıdır. Esas itibarıyla parti, kendi adına Yargıtay’dan talep ettiği temyiz incelemesini devam ettirmeme iradesini ortaya koymaktadır.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Çünkü temyizden feragat, doğrudan doğruya ilk derece veya istinaf kararının gerekçesindeki her hukuki tespitin benimsenmesi anlamına gelmez. Feragatin temel sonucu, feragat eden taraf bakımından kanun yolu talebinin sona erdirilmesidir.
Ancak dosyada başka temyiz başvurularının bulunması hâlinde durum ayrıca değerlendirilmek zorundadır. Nitekim mevcut dosyaya ilişkin haberlerde Özgür Özel tarafından “tedbirden zarar gören” sıfatıyla yapılmış bir temyiz başvurusunun hukuki durumunun ayrıca tartışıldığı görülüyor. Bu nedenle “CHP temyizden vazgeçti, dolayısıyla dosya otomatik olarak kesinleşti” biçiminde kategorik bir sonuca varmak hukuken isabetli değildir. Dosyadaki bütün temyiz taleplerinin kimler tarafından, hangi sıfatla yapıldığı ve bunların mevcut durumunun Yargıtay tarafından usulen değerlendirilmesi gerekir.
Neden şimdi?
CHP yönetiminin açıklaması aslında kararın siyasal ve hukuki mantığını birlikte ortaya koyuyor.
Parti, Yargıtay incelemesinin ne kadar süreceğinin belirsizliğini kongre takvimi açısından bir risk olarak değerlendiriyor. CHP Sözcüsü Sayın Sarı, temyiz incelemesinin uzun sürmesinin kurultay sürecini geciktirebileceğini açıkça ifade etti.
Böylece CHP açısından iki ayrı meşruiyet alanı arasındaki tercih daha görünür hâle geliyor: Birincisi, 2023 kurultayının hukuki geçerliliğine ilişkin yargısal mücadele; ikincisi ise partinin üyelerinden başlayarak ilçe ve il kongrelerinden kurultaya uzanan yeni bir örgütsel irade oluşturmak.
CHP yönetimi ikinci yolu öne çıkarmış görünüyor.
10 Eylül’de başlatılan kongre sürecinin planlandığı şekilde ilerlemesi hâlinde partinin yeni delegelerle 2027 ilkbaharında kurultaya gitmesi öngörülüyor. Böylece 2023 kurultayının geçerliliği etrafında yıllara yayılan hukuki tartışmanın yerine yeni delegasyon yapısına ve yeni bir kurultay iradesine dayanan siyasi-hukuki zemin oluşturulması hedefleniyor.
Yeni kurultay eski hukuki tartışmayı otomatik olarak ortadan kaldırır mı?
Meselenin en hassas noktası burasıdır.
Yeni bir kongre ve kurultay sürecinin tamamlanması, geçmişteki kurultay hakkında verilmiş yargı kararını kendiliğinden “yok” hâle getirmez. Geçmişte gerçekleştirilen işlemlerin hukuki niteliği ile gelecekte yapılacak yeni kurultayın oluşturacağı parti organlarının meşruiyeti, teknik olarak birbirinden ayrılmalıdır.
Ancak yeni ve hukuken tartışmasız bir kongre zincirinin ardından kurultayın yapılması, partinin bundan sonraki yönetim yapısının dayanağını tartışmalı 2023 kurultayından yeni kurultaya taşıyabilir. Siyasi açıdan asıl kırılma da burada gerçekleşir.
Başka bir ifadeyle CHP, geçmişteki kurultayın hukuki kaderini yıllarca tartışmak yerine, örgüt iradesini yeniden sandığa götürerek gelecekteki yönetimin hukuki ve siyasi meşruiyetini yeni bir kurultay üzerinden kurmayı tercih ediyor.
Bu nedenle temyizden feragat kararını yalnızca “davadan vazgeçmek” şeklinde okumak eksik kalır. Daha doğru tanımlama, yargısal belirsizliğin sürdürülmesi yerine yeni bir parti içi demokratik süreç yoluyla hukuki ve siyasi normalleşmenin aranmasıdır.
Hukuki kesinlik ile siyasi meşruiyet arasındaki ince çizgi
Siyasi partiler sıradan özel hukuk tüzel kişileri değildir. Anayasal demokratik sistem içerisinde siyasi partilerin örgütlenmesi, kongreleri ve kurultayları yalnızca parti üyelerini ilgilendiren iç meseleler olarak görülemez. Parti içi demokrasi, siyasi temsil sisteminin niteliğini doğrudan etkiler.
Bu nedenle bir siyasi partinin genel başkanının veya yönetim organlarının mahkeme kararları üzerinden belirlenmesi, hukuken gerekli hâle geldiği durumlarda dahi siyasi meşruiyet bakımından kaçınılmaz tartışmalar doğurur. En sağlıklı çözüm, mümkün olduğu ölçüde parti iradesinin üyelerden delegelere, delegelerden kurultaya uzanan demokratik mekanizmalar içerisinde yeniden ortaya çıkmasıdır.
CHP’nin mevcut stratejisinin özü de burada aranmalıdır.
Mahkemenin mutlak butlan kararı sonrasında başlayan süreç, partiyi uzun süre “hangi kurultay geçerli, hangi yönetim meşru, hangi işlemler hukuken sonuç doğurur?” tartışmasının içerisinde bıraktı. Yeni kongre takvimi ise soruyu değiştirme potansiyeline sahip:
Geçmişte kimin haklı olduğundan ziyade, CHP’nin geleceğine bugün kim karar verecek?
Bu sorunun demokratik cevabı mahkeme salonundan çok parti üyelerinin, delegelerin ve kurultayın iradesinde aranmalıdır. Bundan ötürü kongre takvimi büyük önem arz etmekte ve doğru bir karardır.
CHP açısından yeni dönem
Temyizden feragat, tek başına bütün hukuki ihtilafların sona erdiği anlamına gelmiyor. Yargıtay’ın dosyadaki diğer başvuruların hukuki durumunu değerlendirmesi, kararın kesinleşme sürecinin netleşmesi ve kongre takviminin parti mevzuatı ile siyasi partiler hukukunun öngördüğü usuller içerisinde tamamlanması gerekiyor.
Ancak siyasi yönelim artık daha açık.
CHP, 2023 kurultayının hukuki geçerliliğini Yargıtay önünde sonuna kadar savunmak yerine, olağan kongre takvimini tamamlayarak yeni bir kurultay iradesi yaratmayı tercih ediyor. Bunun başarıyla tamamlanması parti, yönetim meşruiyetini geçmişte tartışmalı hâle gelen bir kurultayın sonuçlarından değil, yeniden oluşturulan delegasyonun vereceği karardan türetecek.
Bu açıdan 14 Eylül’de alınan karar bir son değil, geçiş kararıdır.
Mutlak butlan tartışmasının siyasi ağırlığını azaltmanın en güçlü yolu da nihayetinde yeni bir hukuki tartışma üretmek değil, parti üyelerinin iradesini yeniden ve tartışmaya yer bırakmayacak biçimde sandığa yansıtmaktır.
CHP açısından önümüzdeki dönemin temel sınavı da budur: Yargı süreçlerinin gölgesinde kalan kurultay tartışmasını, hukuka uygun, şeffaf ve demokratik bir kongre süreciyle kapatabilmek. Çünkü siyasi partilerde hukuk meşruiyetin sınırlarını çizer; fakat demokratik meşruiyetin esas kaynağı hâlâ örgütün iradesidir.
-Muratcan Işıldak-

































