Telefon
WhatsApp
NATO: Güvenlik kalkanı mı, kapitalizmin bekçisi mi?
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Bugünden itibaren Ankara, iktidara göre çok kritik(!) bir NATO toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor...

Siyasal yönetim ise, 12 Eylül hukukuna geri döndüğünü gösteren bir davranış sergiliyor...

Binlerce yurttaş “sakıncalı” diyerek suçu olmadan gözaltına alınıyor...

Mizahtan korkan yöneticiler Deniz Göktaş’ı ters kelepçeyle tutukluyorlar...

Çevre illerden getirilen 56 bin polis Ankara’yı kuşatıyor...

Bir yandan da “Sokaklar temizleniyor, duvarlar boyanıyor...”

Diğer yandan Milletin araçları koyacak yer gösterilmeden, evlerin önünden, otoparklardan alınıp sürgüne gönderiliyor...

Yani egemenlere caka(!) satmak için müthiş masraf yapılıyor, adı zikredilmeyen sıkıyönetim ilan ediliyor, Meclis ve devlet daireleri kapatılıyor...

Ve Türkiye’de bir hafta normal yaşam durduruluyor...

Neymiş, NATO Ankara’da toplanma lütfunda bulunmuş...

Oysa; “SSCB’nin dağılmasıyla” birlikte kuruluş gerekçesini kaybeden savunma paktı NATO, bugün artık üye ülkelerin güvenliğini sağlamaktan ziyade, küresel emperyalizmin ve kapitalist sistemin çıkarlarını koruyan bir kalkana dönüşmüş durumda...

Bugün sormamız gereken temel soru şudur: NATO’nun asıl hedefi, dünya liderliğine soyunan ABD’nin hegemonyasına hizmet etmek mi, yoksa kapitalist sistemi, sömürülen ve demokrasisi yok edilmiş yoksul ülkelerin öfkesinden korumak mı?

Yanıt açık:

NATO artık sadece askeri bir ittifak değil; küresel ekonomik sömürünün sürekliliğini garanti altına alan bir “sermaye bekçisi” rolünü üstlenmiştir.

Peki, bu karanlık tabloda Türkiye’ye biçilen rol ne?

Ne yazık ki mevcut iktidar eliyle Türkiye, bu küresel sömürü mekanizmasının ileri karakolu haline getirilmek isteniyor.

Yani; “Emperyalizmin taşeronluğuna” soyunmak!

Bu durum, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini şiar edinmiş, tam bağımsızlığı savunan Atatürk Türkiye’sinin ilkeleriyle kökten çelişmektedir...

Emperyalizme karşı dünyada ilk kurtuluş savaşını vermiş bir ülkenin, bugün mazlum halkları sömüren bir gücün maşası olması kabul edilemez...

Tam da bu süreçte, ana muhalefet partisi CHP’nin iç siyaset oyunlarıyla karıştırılmaya çalışılması tesadüf değildir...

Mutlak Butlan yöntemiyle atanan Kayyumun, CHP’yi bölme iradesi artık saklamıyor...

Bilinçli yapılan bu toplum mühendisliğinin planlayıcısı, NATO’nun merkez karargâhı “Pentagon” olduğu artık bir iddiadan da ötedir!

Amaç belli; NATO ve ABD hedefleriyle uyum içinde hareket eden Erdoğan iktidarının önündeki pürüzleri temizlemek, anti-emperyalist bir refleksin doğmasını engelleyerek Türkiye’deki iç siyasetin dizayn edilmesidir...

Sokaktaki çocuk bile Türkiye’nin üzerine zorla giydirilmeye çalışılan bu “kara örtüyü” görüyor...

NATO’nun Türkiye’ye bakışı tamamen jeostratejik fayda, bölgesel askeri güç üzerine kuruludur...

İttifakın Türkiye’den temel beklentisi; “Karadeniz, Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya’nın kesişim noktasında olma özellikleri sayesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’in giriş-çıkışlarını kontrol edebilmesidir...

Bu durum Türkiye sayesinde NATO’ya hayati bir güvenlik kalkanı sağlamaktadır...

Ayrıca Türkiye, NATO’nun ABD’den sonraki en büyük ikinci kara ordusuna sahiptir...

Kosova’dan Afganistan’a, Baltık hava savunmasından insani misyonlara kadar, ittifakın operasyonel yükünü en çok sırtlayan ülkelerden biri yapılmak istenmektedir...

İncirlik ve Kürecik gibi kritik üslere ev sahipliği yapması, NATO’nun Orta Doğu ve Avrasya operasyonları için vazgeçilmez bir güç olması ve hem Ukrayna’nın hem Rusya’nın zorunlu olarak ortaklaştığı çıkış yolunda bulunması, Türkiye’ye NATO’nun diplomatik açılım kapısı olma şansını vermektedir ve NATO bu nedenle “Türkiye’yi kullanmak” istemektedir...

Ankara’daki kritik toplantının gizli ajandası, “NATO’nun artık sadece sınırları koruyan bir güç olmadığını, yayılmacılığın ve vahşi kapitalizmin muhafızı olacağını” dünyaya bir kez daha duyurmaktır...

İzlenecek yöntem ise, askeri iş birlikleri maskesi altında, bölge ülkelerini baskılamak ve sömürü düzenine karşı çıkabilecek her türlü odağı, “terör” veya “güvenlik tehdidi” potasında eritmektir...

Hal böyleyken, NATO’nun gerçek hedeflerinin bizim aleyhimize olmasına rağmen iktidarın inatla NATO’nun tüm isteklerini tartışmadan hatta düşünmeden kabul etmeye hazır olması, ülke çıkarlarını gözetmediğini göstermektedir...

Sömürülmeye hazır bir ülke olmaya aday görüntüsünü saklamak, politika için yüz karasıdır...

İktidarın dış politikadaki savrulmaları tam bir çelişkiler yumağına dönüşmüştür...

Bir yandan “Taliban’la ters bir yanımız yok” diyerek yönünü, Orta Doğu’nun karanlığına çeviren zihniyet, diğer yandan Avrupa’nın küresel askeri gücü içinde yer almak için can atmaktadır...

Bu denli karışık ve omurgasız bir dış politika izleyen Türkiye’den NATO’nun beklentisi ise nettir: “Sorgulamayan, jeopolitik konumunu emperyalizmin hizmetine sunan ve ucuz askeri güç sağlayan bir sadakat...”

Türkiye, bu emperyalist oyuna alet olmamalı, kuruluş ayarlarına dönerek Atatürk’ün bağımsızlık çizgisini yeniden kuşanmalıdır...

Her geçen gün iktidarın yaptığı yanlışlar, ülkemizi geri dönülmez bir karanlığa sürüklüyor...

Çare, bu iktidarın demokratik sandıkla gönderilmesi, gerçek yurtseverlerin işbaşına gelmesinin sağlanmasıdır...

Bu güç elinizde! Seçimi sizler yapacaksınız!..

https://www.birgun.net/makale/nato-guvenlik-kalkani-mi-kapitalizmin-bekcisi-mi-722570

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği