PKK’nin silah yakmasının üzerinden bir yıl, Erdoğan’ın iç cephe vurgusu yaparak sürecin düğmesine basmasının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Süreç, Bahçeli’nin 1 Ekim’deki Meclis konuşmasıyla başlatılsa da esas itibariyle Erdoğan’ın 2024 yazındaki, - Ahlat buluşması ve 30 Ağustos resepsiyonu- konuşmalarıyla start aldı. Bahçeli’nin sürecin önüne itilmesi, rejimin “sorunu karşıtına çözdürme” taktiğinin eseriydi. Öyle de oldu, Bahçeli iki yıllık sürecin temel dinamiklerinden birisi oldu.
Herkesin malumu süreç iktidarın, Cumhur İttifakı”nın, Kürt sorununu çözme iradesinin bir sonucu olarak tezahür etmedi, bölgesel gelişmelerin neden olduğu zorunluluktan dolayı girilen bir yoldu. Erdoğan da Bahçeli de öncesinde ve sürecin her aşamasında süreci İsrail ve Ortadoğu’daki gelişmelerin ülkeyi etkileyeceği meftunu üzerine bina etti.
Köprünün altından çok sular aktı, sürecin başladığı tarihten bugüne değişen, dönüşen pek çok dinamik var. Sürecin temel motivasyonu olan Suriye’de yeni bir süreç, gerçeklik oluşmaya başladı. Irak’ta da öyle, İran’da da.
İkinci yılını geride bırakmaya hazırlanan süreçte işlerin yolunda gitmediği, en azından Kürt siyasi hareketi tarafından, net cümlelerle dile getiriliyor. Burada pek çok temel çarpan söz konusu.
Siyasi zeminin hazırlanmaması: Saray rejimi türlü hesaplarla yola çıktığından sürecin siyasi-hukuki ayağında atılmayan adımlar süreci kilitlemiş durumda. Kürt cephesinin de sıklıkla dile getirdiği üzere, iktidar verilen sözleri hayata geçirmemek için ayak diretiyor. ‘Çerçeve yasa’nın Meclis’e getirilmemiş olması, gerekli yasal-hukuki düzenlemelerin bitirilmemesi hepsi senaryonun parçası.
İktidarın iç dizayn hesapları: Tek adam rejimi süreci zamana yayarak kendi siyasi ikbaline tahvil etme peşinde. Ülkede köklü bir dönüşüme kalkışan rejim, muhalefetin üzerine bütün gücüyle giderken beklenti odasına aldığı Kürtleri muhalefetten koparma hesapları içerisinde. Otoriter bir rejim inşasına girişilmişken muhalefet cephesinden koparabildiklerini koparmak istiyor.
Sürecin toplumsallaşamaması: Rejimin oyunları sürecin toplumsallaşamamasının önündeki en büyük engellerden. Sürecin sahiplenilmemesi rejimin yapmak istediklerini saklama gereği hissetmemesiyle de doğrudan ilintili. Kürt siyasi hareketi bu konuda kendi içinde de büyük bir tartışma içerisinde. Toplumsal bir sahiplenişin olmamasının arka planındaki saiklere dair çeşitli yorumlar yapılsa da bu durumun rejimin meseleye yeterince sahiplenmediğinden kaynaklandığı açıkça dillendiriliyor.
Kapalı kapılar ardındaki hesaplar: Sürecin hiçbir aşaması şeffaf olmadı, her adımı kapalı kapılar ardında belirlenen aktörler tarafından dizayn edildi. Ne Erdoğan-Bahçeli ile buluşmalar ne İmralı’daki görüşmeler şeffaftı. Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan arasındaki görüşme-müzakere-pazarlık ikliminin “Türk-Kürt-Arap ittifakı”yla cisimleşen tezahürü sürecin akıbetine dair endişeleri ve eleştirileri büyütüyor.
REJİMİN SİYASİ AJANDASI
Tek adam rejimi kendi “siyasi ajandası” kapsamında süreci kontrollü bir şekilde istediklerini ala ala yürütüyor. Acelesi yok, Ortadoğu denkleminde şu ana kadar istediklerini belli oranda da olsa aldı. Süreci de rejim değişikliğine manivela yapacak şekilde ağırdan ilerliyor. DEM Parti, Kandil ve diasporadan gelen “Kürt meselesinin çözümü, iktidarın siyasi takvimine ya da seçim hesaplarına feda edilemeyecek kadar kritik bir konudur” şeklindeki eleştiriler gelse de Erdoğan’ın ajandası işliyor.
Bu durum her adıma yansıyor. Aylardır dillendirilen “çerçeve yasa”nın uzatılması için her defasında ileri sürülen gerekçeler niyetleri ortaya seriyor. Sürecin daha da uzatılacağı, ağustosun ilk haftasına sarkacağı ve hatta sonbahara da kalabileceği iddialar arasında.
Sürekli erteleme hali, iktidarın zamana oynama stratejisinin bir parçası. Bu tutum da Kürt cephesinde eleştirilerin daha yüksek perdeden dillendirilmesine neden oluyor.
DİYARBAKIR İSTİFASI NE ANLATIYOR?
İktidara duyulan güvensizlik nedeniyle sürecin toplumsallaşamamasının yarattığı rahatsızlığın Kürt cephesindeki yansımaları da kendisini göstermeye başladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun’un istifasındaki sözler “süreç”e dair önemli işaretler sunuyor. Hatun istifa açıklamasında sürece dair "yeni dönemin ve yeniden yapılanmanın yeterince anlaşılmadığını" dile getirirken bir gerçekliğe temas ediyor.
Tüm girişimlere rağmen süreç toplumsallaştırılamıyor. Araştırmalar da Kürtlerde iktidarın sorunun çözümünde samimi ve tutarlı olmadığına dair genel bir kanının olduğunu gösteriyor.
DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Şunun farkındayız, toplumda umut da beklenti de inanç da zayıflamış durumda. Bunu sahada görüyoruz” sözleriyle bu durumu net bir şekilde dillendiriyor.
Haliyle Hatun’un istifası sıradan bir istifadan çok daha fazlası.
KALKAN’IN İŞARET ETTİĞİ OYUN
Kandil’de Ruşen Çakır’a konuşan PKK liderlerinden Duran Kalkan sürecin Erdoğan’ın bir "oyunu" olduğuna dair eleştirilere “Bunun bir oyun olmadığını iddia edemeyiz, yüzde 100 oyun yok demiyoruz. Oyun olsa da politika yapmanın önü açılıyor mu?” şeklinde yanıt verirken “ortak bir güvenle yürümeyen sürecin” politika yapmanın önünü açtığını, yeni şeyler için imkân doğurduğunu söylüyor.
Ancak bu güvensizlik ve belirsizlikler ikliminde yeni bir şeyin ortaya çıkacağına ilişkin umut da beklenti de azalıyor. Kalkan, sürecin yeni şeyler için imkân doğurduğunu söylese de “pasif barıştan aktif barışa geçilememesi” rejimin karanlık dehlizlerinde saklı.
Ülkede otoriter bir rejim inşasında pupa yelken yol alınırken, Kürt sorununun demokratik çözümüyle ilgisi olmayan, herkesin kendi adına planlar yaptığı, çeşitli güç merkezlerinin müdahil olduğu bir sürecin “barış” ve “demokrasi” getirmesi eşyanın tabiatına aykırı.
https://www.birgun.net/makale/surec-cerceveye-sigar-mi-724804


































