Telefon
WhatsApp
TGRT ve Beyaz TV’ye Kayyum…
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Türkiye’de basın özgürlüğü ve kişi özgürlüğü tartışmaları, hukukun en temel evrensel ilkelerinden biri olan "Cezaların Şahsiliği" ilkesinin idari ve adli uygulamalarla aşındığı yeni bir süreçten geçiyor.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın yürütülen bir "casusluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınmasının hemen ardından, kanalın yayıncı kuruluşu olan ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık AŞ’ye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak atanması, yargı pratiklerindeki devasa çelişkileri ve anayasal teminatların durumunu bir kez daha gündeme taşıdı.

Gerekçesi ne olursa olsun; bir medya organındaki programcının veya yöneticinin bireysel eylem ve iddiaları üzerinden şirketin mülkiyet yapısına ve yayın organının tamamına el konulması, akıllara şu yakıcı soruyu getirmektedir:

  • Hukuk herkes için eşit midir, yoksa kurumun ve şahsın kimliğine göre farklı mı işletilmektedir?

Hukuki Boyut: Suçun Şahsiliği ve Mülkiyet Hakkının İhlali

Anayasa’nın 38. maddesi gayet açıktır:

"Ceza sorumluluğu şahsidir."

Bu ilke, hiç kimsenin bir başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamayacağını, bir şirkette veya kurumda çalışan/yönetici olan bir bireyin işlediği iddia edilen bireysel bir suç nedeniyle o şirketin ortaklarının, sahiplerinin veya diğer çalışanlarının mağdur edilemeyeceğini garanti eder.

  • Şirket Sahipliği ve Ceza Sorumluluğu: TELE1 örneğinde resmi kayıtlarda şirket sahibi Alp Yanardağ’dır. Merdan Yanardağ ise kanalın Genel Yayın Yönetmeni ve programcısıdır. Bir çalışanın veya yöneticinin şahsi iddialarla suçlanması, şirket tüzel kişiliğine doğrudan el konulmasını hukuken haklı çıkaramaz.
  • Şirketlere Kayyum Atanmasının Yasal Sınırı: Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 133. maddesi, şirket yönetimi için kayyum atanmasını düzenler. Ancak bunun şartı, suçun şirket faaliyeti çerçevesinde işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunmasıdır. Bir televizyon kanalının yayıncılık faaliyeti ile bireysel iddialar arasındaki çizgi muğlaklaştırılarak mülkiyet hakkı (Anayasa m. 35) ve basın özgürlüğü (Anayasa m. 28) filtrelenmektedir.

Çifte Standart Örnekleri:

TGRT TV ve Beyaz TV Neden Muaf Tutuluyor?

TELE1’e uygulanan bu sert ve mülkiyet hakkını tedbir adını aşan biçimde kısıtlayan yöntem, yakın geçmişte veya günümüzde diğer medya organlarında yaşanan benzer süreçlerle karşılaştırıldığında belirgin bir adaletsizliği ortaya koymaktadır.

Cem Küçük ve TGRT TV Örneği

TGRT TV ekranlarında uzun yıllar yorumculuk yapan ve program sunan Cem Küçük’ün yargıya intikal eden süreçleri ve tutuklanması gündeme geldiğinde; TGRT TV’nin bağlı olduğu İhlas Yayın Holding veya yayıncı şirkete TMSF kayyumu atanmamıştır.

Hukuken olması gereken de budur. Çünkü Cem Küçük’ün bireysel sözleri veya hukuki sorumlulukları ekranında yer aldığı kanalı bağlamaz; ceza sorumluluğu şahsidir. Ancak TGRT TV için harfiyen uygulanan bu evrensel hukuk kuralı, konu TELE1 ve Merdan Yanardağ olunca neden tamamen rafa kaldırılmıştır?

Tahir Sarıkaya ve Beyaz TV Örneği

Benzer şekilde Beyaz TV programcısı Tahir Sarıkaya’nın gözaltına alınması sürecinde de hiçbir hukukçu veya kamu otoritesi "Beyaz TV'ye TMSF kayyumu atansın" talebinde bulunmamıştır. Gözaltı veya olası bir yargılama süreci doğrudan şahsın kendisini bağlar. Kanalın yayınına, tüzel kişiliğine veya mülkiyetine müdahale edilmesi akla dahi getirilmez.

İşte tam bu noktada sormak gerekir:

  • TGRT TV veya Beyaz TV için geçerli olan "suçun şahsiliği" ilkesi, TELE1 için neden geçersiz sayılmaktadır?
  • Yargı kararları ve tedbir mekanizmaları kanun maddelerine göre mi, yoksa kurumların yayın çizgisine göre mi şekillenmektedir?

Basın Özgürlüğü ve Anayasal Güvenceler

Anayasa’nın 28. maddesi "Basın hürdür, sansür edilemez" der. 30. madde ise daha spesifik bir güvence sunar:

"Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz."

Bir televizyon kanalının canlı yayını devam ederken TMSF heyetinin kuruma girmesi, yayının durdurulmasını istemesi ve kanalın bant yayınına geçmek zorunda kalması; sadece bir şirkete el konulması değil, toplumun haber alma hakkının ve özgürlüğünün fiilen engellenmesidir.

Gazeteci kardeşim Murat Taylan’ın özgür TELE1 TV yayınını kapatırken söylediği "Yalanlara teslim olmayın" ifadesi, medyanın tek tipleştirilmesine ve idari/adli baskılarla susturulmasına karşı verilen tarihi bir not olarak kayıtlara geçmiştir.

Sonuç: Hukuk Temkinli ve Eşit Olmak Zorundadır

Eğer bir ülkede ceza hukuku ilkeleri kanalların siyasi angajmanına göre esnetiliyorsa, orada "hukuk güvenliğinden" bahsetmek mümkün olmaktan çıkar.

Merdan Yanardağ hakkındaki iddialar yargı önünde şeffaf, delillere dayalı ve tutuksuz adil yargılanma hakkına sadık kalınarak incelenebilir.

Ancak henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yokken, şahsın oğluna ait olan bir şirkete ve yüzlerce basın emekçisinin çalıştığı TELE1 kanalına TMSF kayyumu atamak;

  1. Anayasa m. 38 (Cezaların Şahsiliği) ilkesine,
  2. Anayasa m. 30 (Basın Araçlarının Korunması) hükmüne,
  3. Anayasa m. 35 (Mülkiyet Hakkı) güvencesine tamamen aykırıdır.

TGRT TV ve Beyaz TV örneklerinde doğru şekilde uygulanan "kişisel sorumluluk" kuralı TELE1 için de geçerli olmak zorundadır.

Aksi halde yapılan işlem bir yargı tedbiri değil, muhalif medyayı susturmaya yönelik bir cezalandırma pratiği olarak tarihe geçecektir.

Not: Medya haberleri aciliyeti nedeniyle Yeni parti ve CHP programlarının karşılaştırmasını sonraki yazıma bıraktım.

-Orhan Uğuroğlu-

https://www.yeniankara.com.tr/yazarlar/orhan-uguroglu/tgrt-ve-beyaz-tvye-kayyum-177957

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği