Mahallelerden İlçe delege seçim süreci iyi yönetilemedi. Yenimahalle'nin 55 mahallesinin 40'ına hiç sandık konmadan, 200-220 civarı delege masa başında yazıldı. Kimlerin delege yazıldığını yazılanların çoğu dahi bilmiyor. 40 mahalleden delege yazılanların hiçbiri sosyal medyada " Ben şu mahalleden delege seçildim" açıklaması yapamadı. Aksini iddia eden olursa, yüzleşmeye hazırım. Oysa Ankara'nın diğer ilçelerinin her mahallesinden kazananlar listelerini facebook ve instgram hesaplarında paylaştılar. Yenimahalle'nin 15 mahallesinde sandık konmuş ise de, Tüzüğe ve Kongreler Yönetmeliğinin hükümlerine uyulmadı. Üyelere 7 gün önceden mesaj gönderilmedi, özellikle haber verilmedi ki üyeler bir araya gelmesin, birbirlerini tanımasın, birlikte hareket edip liste oluşturamasın. Seçim yer ve zamanları açıklanmadı. İlk toplantıdaki 1/3 çoğunluk kuralına vs. uyulmadı. Belediye her türlü yolla mahallelere ve üye iradesine müdahale etti. Çoğu mahallede katılımcı üye toplamı %10-20 civarında kaldı. 200 üyeli bir mahallede 10-15 kişi sandığa geldi. İlçenin belirlediği 9 isim delege seçilmiş oldu. Diğer ilçelerde de katılımın çok zayıf kaldığını da belirteyim.( Örneğin Keçiören'de 400 üyeli bir mahallede 31 kişi oy kullandı. 12 delege seçilmiş oldu.)
Peki bu usulsüzlükler veya sandık kaçırmalar ya da hiç sandık koymadan delegeleri masa başında yazmak nelere yol açıyor?
Tabanın, üyenin iradesi sandığa yansımazsa; değişim, yenileşme sağlanmamış olur; üretken ve nitelikli üyenin katılımı mahallelerde engelenmiş olur.
İlçe yönetimlerini ve o ilçeden İle gidecek delegeleri de, sandık koydurmayan irade belirliyor. Bu odak, dizayn ettiği diğer ilçeleri de yanına alarak kurultay delegelerini de belirliyor. Kontrolündeki delege sayısı ile pazarlık yaparak, hem istediği bazı isimlerin Parti Meclisi Üyesi olmasını sağlıyor hem de kendisinin yeniden aday gösterilmesi gücünü elde ediyor. Seçilmesini sağladığı PM üyeleri de bu amaca hizmet ediyor. Belediye başkanlığı seçiminde kimse önseçimle adayın belirlenmesi gerektiğini ağzına alamıyor.
Parti Meclisi üyeleri MYK üyelerini seçmediğinden, Genel Başkan MYK'yı atıyor ve istediği zaman tek başına değiştirebiliyor. ( Tüzüğün önceki halinde MYK'yı PM üyeleri seçtiğinden veya değiştirebildiğinden MYK, PM'ye kendini sorumlu hissediyordu.) Böylece Parti Meclisinin etkisi azalıyor. Hatta milletvekili adayları PM'de belirlenmesi gerekirken, son seçimde PM bu yetkisini de Genel Başkana devretti. Tüzük önseçimle milletvekili adaylarının belirlenmesini öncelikle düzenlemesine rağmen, hiçbir seçim bölgesinde önseçim yapılmadı. Bütün adaylar merkez atamasıyla belirlendi. Örgütlerin görüşü alınmış gibi yapılsa da bu görüşlere de itibar edilmedi. ( Örneğin benim adım Ankara 3. Bölgede 164 aday arasında en çok oy alarak ilk sıralarda çıkmasına rağmen hiç oy alamayan yada çok az oy alan aday adayları ön sıralarda aday yapıldı.
Önseçim yapılmadığından, Ankara'nın toplam 3 seçim bölgesinden en az 4 milletvekili, İstanbul'dan 6-9 milletvekili, Türkiye genelinden en az 30-40 milletvekili eksik çıkarttık. Sadullah Ergin'in istenmemesine rağmen ısrarla Atatürk'ün Çankaya'sına ( 1. Bölgeye ) konması ve yoğun tepkilere rağmen başka İle kaydırılmaması en az 1 milletvekili kaybetmemize neden oldu. Çünkü çeşitli duyarlılıkları olan onbinlerce emekli ve görevdeki yargı mensubu, subay-astsubay, memur sırf bu tercihten dolayı içi kan ağlasa da CHP'ye oy vermeye eli gitmedi.
30-40 sayıda daha fazla milletvekili çıkarsaydık Meclis aritmetiği değişecekti. Mecliste muhalefet blokunun çoğunluğu sağlaması halinde 1. Turda olmasa da 2. Turda Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilebilirdi. Önseçimle adaylar belirlenseydi, yüzbinlerce üye kendi seçtiği milletvekili adayıyla birlikte sokak sokak, ev ev gezerek Partimizin daha başarılı olmasını sağlayabilecekti. Seçilebilir sıradaki çoğu milletvekili adayının tabanda bir karşılığı ve tanınırlığı yoktu malesef.
Yani sade üyeden PM üyesine kadar Parti içi demokrasi işleseydi, tabandan süzüle süzüle PM'ye seçilen üyeler Partide söz sahibi olsaydı, Genel Başkanın doğru politikalarla seçime girmesi mümkün olacaktı.
Biz de bugün Türkiye'yi içine düştüğü pahalılık ve enflasyondan nasıl kurtaracağımızı; hukuk devletini nasıl inşa edeceğimizi; eğitimdeki şeriata gidişi nasıl önleyeceğimizi; sanayi ve teknolojiyi nasıl geliştireceğimizi; iç barışı ve uluslararası düzlemde ülkemizin itibarını yeniden nasıl sağlayacağımızı; yerel seçimlerde Türkiye'nin bütün illerini nasıl kazanacağımızı ve benzeri yakıcı sorunların çözümünü konuşuyor olacaktık.
İmamoğlu İstanbul'u, Mansur Yavaş Ankara'yı meclis çoğunluğunu da alarak daha iyi nasıl yöneteceklerinin hazırlıklarını yaparlardı.
Hergün hepimizin gözü önündeki Parti içi kısır tartışmalar, üyeleri bezdiriyor ve umudunu azaltıyor.
Sonuç olarak, Yenimahalle'ye sandık koydurmayan odak ve ona göz yuman zihniyetin, nelere yol açtığını biraz da olsa anlatabildim mi?
Partimizde ve Türkiye'de adaletin inşası için yılgınlığa düşmeden, güzel günler görme umuduyla mücadeleye devam edeceğiz.
Av. Ali Yılmaz
CHP Yenimahalle Üyesi


































