Telefon
WhatsApp

1980 sonrası tüm gelişmeler ile AKP...
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

1980 sonrası tüm gelişmeler ile AKP iktidarına Türkiye'yi el birliği ile hep beraber taşıdık.

Seksen öncesi döneme baktığımız da toplum kutuplara özenle ayrıştırılmıştı. 

Bu çalışmamda adım adım ülkenin askeri darbeye ve sonrasında gelişen faşist cuntaya sürüklenmesine değinmeyeceğim. 

Seksen sonrası 7 Kasım 1982 referandumu ile demokrasilerde olmaması gereken yasakları tanımlayan yasakçı bir anayasa hazırlandı ve kabul ettirildi.

Sözde referandum yapıldı ama hayır propagandası yapılması bile yasak olan bir oylama ile 82 anayasası kabul edildi.

Muazzam bir toplum mühendisliği sonucunda %8 hayır oylarına karşı %92 evet oyu ile cunta anayasası yürürlüğe girdi.

Fakat demokrasi güçleri uzun bir direnme süresi sonunda, 6 Eylül 1987 referandumu ile 12 Eylül anayasasına ilk deliği açarak siyasal yasakların bir bölümü kaldırıldı.

Sonraki yıllarda siyasal partileri oluşturan iki ana omurgadan merkez sol ve merkez sağ malesef ki kendi içlerinde bölünmüşlükler yaşandı. 

Halkçı Parti, SODEP ve DSP sol adına ayrı ayrı bir birleri ile anlamsız yarışların içine düşerken, merkez sağda ise ANAP ve DYP soldan farksız bir şekilde yine birbirleri ile analamsız bir sekilde yarıştılar.

Solda SODEP ve Halkçı Parti birleşip SHP birlikteliğini sağlanmasına karşılık, DSP bu birleşmeye tüm çağrılara rağmen dahil olmayıp solu iki ayrı parti ile karşı karşıya bıraktı.

Daha sonra SHP içinden CHP tekrar doğarak sol bir süre daha SHP, DSP ve CHP adı ile ayrı ayrı temsil edildiler. 

Sonraki yıllarda SHP ve CHP ayrılığı çok sürmeyip CHP çatısında yeniden birleşmiş olsa da DSP bu birlikteliğe daha önce olduğu gibi yine dahil olmayıp solu uzun bir süre ikiye bölen parti olarak kaldı.

 Ta'ki DSP tabela partisi konumuna geldiği 2002 seçimlerine kadar sol iki ayrı parti olarak birbirini amansız bir şekilde yıpratmıştı.

Merkez sağda ise ANAP ve DYP soldan farksız bir şekilde adeta birbirini hırpalayan eylem ve söylemlerden geri durmadı.

Solda ve sağda partiler birbirini adeta kemirirken, fundamentalist akımlar için meydan boşaltılmışdı. 

Doksanlı yılların ortasında seküler çizgiyi red eden RP'nin iktidar olması dahi merkez solu ve sağı akıllandırmadı. 

CHP ve DSP solda birbirini, ANAP ve DYP merkez sağda yine birbirini yıpratıcı siyaset izlemeye devam ettiler.

Hiç kimse cumhuriyeti ve laikliği tehdit eden akımların örgütlenmesini kaygı etmedi. 

Devletin her kademesinde örgütlenen siyasal İslamcılar adeta bağıra bağıra geliyordu. Ama kimin umurunda oldu ki, merkez sağ ve merkez sol kendi içlerinde birbirini yemeye devam etti. 

Ve yolun sonu 2002 seçimlerinde sağ tamamen tasfiyesi olurken, solda sadece CHP yaralı da olsa ayakta kalmış fakat AKP de iktidar olmuştu.

Hızla, Gülen cemaati başta olmak üzere, tarikat ve diğer cemaatler devleti ele geçirmeye başladı. 

Cumhuriyeti ve rejimi korumakla en çok sorumlu olan merkez sol ve merkez sağ ülkeyi AKP iktidarına adeta hediye etti.

Silahlı kuvvetler, polis, milli eğitim, sağlık tarikat ve cemaatlerin merkez üssü yapıldı.

Siyasi liderler uzun yıllar birbirini kemirirken malesef ki burunlarının ucunu göremediler. 

Üniversiteler, mahkemeler, yüksek yargı, TSK, emniyet, eğitim ve sağlık başta olmak üzere  resmen çürümüşlüğün merkezi oldu.

Devlet, bilimsel yönetimden uzaklaşarak, saçma salak mantıkların işgali ile çağ dışı bir şekilde yönetildi.

Atatürk ve devrimlerine karşı savaş açılırken, bilhassa kurucu değerler ve cumhuriyet birikimleri yok edildi.

Evet toplum olarak elimizle ülkeyi şu günkü hale hep birlikte taşıdık.

Yirmi yılın sonunda AKP iktidarına karşı, millet ittifakı kurularak yeniden büyük bir umut ışığı yeşerdi. 

Bu karanlık ortamdan, akıl ve bilim dışı zihniyetten, siyasal İslamcı şımarık iktidardan kurtulup, yeniden normalleşme sürecinde millet ittifakı başarıya çok yaklaşmıştır. Bu büyük bir şanstır. Köprüden önceki son çıkış işte bu millet ittifakıdır.

Sn Kemal Kılıçdaroğlu ve sn Meral Akşener tarihi bir sorumluluğu üstlenerek yeniden umudu yeşerttiler. 

Önceki liderlerin aksine tehlikenin farkına vararak ülkede milli muhalefeti oluşturdular ve örgütlediler.

Bu milli muhalefet çizgisi şüphesiz ki ilk seçimde milli bir hükümete dönüşecektir. 

Bu kıymetli seyrü seferde hiç bir muhalif geri duramaz. Herkes elini taşın altına koymak zorundadır. 

İktidar her türlü hileyi ve manipülasyonu yapıyor ve yapmaya devam ediyor. 

Muhalif cepheden minik minik partileri kopartıp ülkede yeni cepheler açılmasına ekonomik destek veriyor. 

Herkes dikkatli olmalıdır. Bu çıkışı kaçırırsak, bu köprü bizi çok karanlık bir yere götürecek ki, kabuslar bile bu karanlığın yanında pembe rüya gibi kalacak...

Lösev2
Paylaş
Arşiv Orhan karakoçluoğlu Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği