Telefon
WhatsApp

AĞLAMA TÜRKİYE
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Yeryüzü tarihinin yıkım ve can kaybı bakımından en büyük yer sarsıntılarından ikisini tecrübe ettik. 

Kahramanmaraş merkezli iki depremde on binlerce canımızı yitirdik. 

Gözyaşlarımız derin. 

Kederimiz yoğun. 

 

Haluk Levent'in "kepçe olsaydım da insanların üzerinden enkaz kaldırsaydım" dediği gibi insanın zihni mucizeler üretiyor, ben de, (elimden gelse de halkımızın tüm gözyaşlarını bir çırpıda dindirebilsem) diye iç geçiriyorum... 

 

"Ağlama Türkiye" diyorum. 

Ancak 'aldırma Türkiye' diyemiyorum.

Çünkü artık yaşamakta olduğumuz tabloyla yüzleşmenin zamanı geldi. 

 

Uzun yıllardır denetimsiz dikey yapılaşmayla 'geliştirdik' kentlerimizi.

Halen tarımdan sanayiye, köyden kente göçer halde olan bir toplumda, demir, beton, çimento yığınları ile harmanlayıp yığdık insanları adeta "tabutlara" ... 

 

Oysa son yıllarda deprem konusunda kimi bilinçlenme örnekleri de seriliyordu gözler önüne... Deprem anında güvenli konum seçme, yerleşim yerlerinde deprem toplanma alanları belirleme ve nihayet kentsel dönüşüm ile binaları güçlendirme gibi... 

 

Bu sonuncusu işte lafta kalmış görünüyor... 

Kentsel dönüşüm pratikte bağlamından kopmuş, görece varsıl kentlerin, apaçık zengin kesimlerinde bir tür rantsal dönüşüme evrilmiş olarak ilerliyor.

 

Oysa konut da tıpkı eğitim, sağlık ve enerji gibi devlet işi. Buna karşılık kamu bu alanlardan özelciler lehine çekilmiş, merkez ve yerel yönetimler arasında yapı ruhsatı ve denetimi konusunda sarih bir yetki paylaşımı hayata aktarılmamış, yanı sıra kent planlaması ise bir yana itilmiştir.

 

Denetimde kamunun bu naifliği, fırsatçı ve ehliyetsiz yap-satıçılar ile görevini kötüye kullanan kimi yetkililerin muhabbetini artırmış, sonuçta standartların altında bir kıvamda adeta kağıttan kaleler, kartondan apartman blokları yükselmiştir.

 

Elbette sözümüz işini hakkıyla icra edenlere değildir, onlar her türlü saygıyı hakederken, yasal, yönetsel, denetimsel boşluklardan yararlanan kimi menfaatperestler ise en ağır eleştiri ve cezaları hakkediyorlar. 

 

Bu tabloyu bir daha yaşamamak için muhasebe yapmamız kaçınılmaz ve buna çok partili yıllar boyunca çıkarılan 23 imar affının tümüyle ve gerçekten bir toplumsal yarara mı, yoksa siyasi ranta mı yönelik olduğu sorgulanmasını yaparak başlamak uygun görünüyor.

Yanıtınızı duyar gibiyim!

 

Bir deprem ülkesiyiz. 

Taşınacak değiliz!

Bu topraklar on bin yıllık uygarlığımızın toprakları. 

İşte asl'olan bu zeminde sağlam yapılaşma yapmaktır.

Yatay kentleşme ekseninde çöpünü dönüştüren, enerjisini güneş ve rüzgardan elde eden, kameralarla trafiği izlenen, entegre bilgi sistemleri ile hemşehrilerinin katılımı ile yönetilen "akıllı şehirlerin" ülkesi olmak zorundayız.

 

Benim Ankara'mın İspanyanın Barcelonasından eksiği olmamalı.

Olmamalı ki, İzmir'de bir olimpiyat düzenlemeye talip olalım, öyle olması için de İstanbul kanalı gibi 'zorlayıcı' projeleri değil, Marmara dahil bölgelerimizde kentlerimizi entegre ve çağdaş ulaşım ağıyla birbirine bağlayacak yatırımları inceleyelim ve önceleyelim. 

 

Türkiye bugün hangi zorlukla karşı karşıya kalıyorsa, bunun temel nedeni bilim yolundan ayrılmak, karmaşa ortamında siyaseten adeta inatlaşmaktan, kaynaklıyor. 

 

Oysa, kentsel planlama, akıllı kentler, çevre düzeni, kültürel ve spor alanlarının yanı sıra modern ulaşım, barınma, ısınma sağlayan kentler, siyaset üstü bir anlayışa dayanmak gerekir. 

 

Bu doğrultuda toplumun, aklın, bilimin yolunda,, çağdaş bir yapılanma içine girmesi,, kurumsallaşmaya karşılık gelir. 

 

Deprem ve doğal afetler dahil deneyimlenmesi kaçınılmaz olan tüm olumsuzlukları en az hasarla atlatabilecek toplumlar, sistemlerini, kurumlarını en az kusurla yapılandırmış toplumlardır. 

 

Köyü kenti gelişen, topyekun kalkınan bir Türkiye hedefini korumak, yaşatmak, geliştirmek zorundayız. 

 

Evet sahada olağanüstü gayretle emek veren ve bence dünya çapında etkin kıvamda olan AFAD'ımız, UMKE'miz var, Ordumuz büyük güvenimiz, keza emniyet güçlerimiz ve gönüllü örgütlerimizle bu büyük dramla mücadele ediyoruz. 

 

Fakat asıl mücadele bilim ve aklın dışına taşan, yasaların boşluklarından rant üreten, görevni savsaklayan veya Ulusal seferberliği sorumsuzca akamete uğratanlarla olmalı. 

 

Türkiye halkıyla bir büyük fedakarlık içinde... 

Böyle bir zamanda, büyük karlar elde eden bankaların da, elektrik dağıtım şirketlerinin de, büyük sermayedarların da, elini yeterince (hatta fazlasıyla) taşın altına koyması gerekiyor ve bekleniyor. 

 

Söyleyecek çok şey var, uydu gözlemlerini, gıda zincirlerini, hava köprülerini, lojistik desteği uzmanlara bırakalım... 

 

Başın sağ olsun Türkiyem. 

Ağlama isterim ama aldırma diyemem, hatalarımızdan ders, yanılgılardan öğüt almalı, toplum olarak birlik ve dayanışma, sabır ve dirayet içinde kenetlenmeye devam etmeliyiz. 

Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği