Telefon
WhatsApp

AKIL EGEMEN OLSUN TARİH TEKERRÜR ETMESİN
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Almanya’da, savaş sonrası ekonomik zorluklarla mücadelede başarılı olamayan hükümetler, kısa sürede istifa etmek durumunda kaldıklarından siyasi istikrarsızlık had safhaya gelmiştir. İtalya’da olduğu gibi, Almanya’da da demokratik hükümetlere güvensizlik artmış, 1932 yılında yapılan seçimler sonunda Hitler’in liderliğini yaptığı NSDAP (Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) Naziler, %37 oy alarak birinci parti olmuştur.

 

1932 seçimlerinde, Otto Wels liderliğindeki Alman Sosyal Demokrat Parti’nin oyu %21,58, Ernest Thalmann liderliğindeki Komünist Parti’nin oyu da %14,42’dir. Merkez ve Liberal partileri de toplarsak, %63 Nazi karşıtı oy vardır. Muhalefet Nazilerle uğraşacağına birbirlerine muhalefet etmektedir. 1933’te yapılan şaibeli seçimlerde siyasi konumlarını daha da güçlendiren Naziler, oy oranlarını %43’e yükseltmişlerdir. Hitler’in 288 milletvekiline karşın, Sosyal Demokratların 120, Komünist Parti’nin de 81 milletvekili vardır. Muhalefetteki dağınıklık sonucu Cumhurbaşkanı Hindenburg Ocak 1933 yılında Hitler’i Şansölye olarak atamak zorunda kalmıştır. Hitler, Parlamento binasını yaktırıp komünistleri suçlayarak, önce meclis yangını yasası, ardından da 4 yıllığına hükümete yetki yasası çıkartarak hâkim olamadığı parlamentoyu tam denetimine almıştır. Yasama ve yürütme tek eldedir artık. 1934 yılında Hindenburg’un ölümüyle Hitler fiilen Cumhurbaşkanlığı yetkilerini de ele geçirerek kendini Führer ilan etmiştir.

 

Muhalefet ne yapıyordu derseniz, Alman rahip Martin en iyi yanıtı veriyor: “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim, çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim, çünkü sendikacı değildim. Katolikler için geldiler ve bir şey demedim, çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.”

 

Ne mi oldu bu siyasi gelişmeler sonrasında; İkinci Dünya Savaşı ve milyonlarca ölü.

Önceki haftalardan birinde değinmiştim. Fatih Bizans Surlarını topları ile döverken, Ayasofya’da Hristiyan din adamları meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış.

14 Mayıs erken seçimin yapılacağı tarih. Görünen o ki, erken seçim kararı meclis tarafından alınamayacak. İkinci seçenek, Cumhurbaşkanı’nın meclisi feshi. Ancak bu durumda yürürlükteki anayasa çok net. Cumhurbaşkanlığında ikinci dönemini yaşayan Erdoğan, CB adayı olamaz. Bu işten de mağduriyet çıkmaz. Ne yazık ki muhalefet partileri HDP Bloğu ve DEVA dışında net tavır alan parti yok. Anayasa var ise, herkes uymak zorunda.

Altılı Masa bileşenleri, bir daha ATI ALANIN ÜSKÜDARI GEÇMESİNİ istemiyoruz. Üsküdar’ı geçirirseniz, tarih bir daha tekerrür eder. Bunun hesabını hiçbiriniz veremezsiniz.

HDP ile bir an evvel, ARMUDUN SAPI, ÜZÜMÜN ÇÖPÜ hesabını yapmadan, sandık güvenliği başta olmak üzere asgari müşterekte bir araya gelmek zorundasınız. İYİ PARTİ milletvekillerinin bir kesimi (5-10 kişiden fazla olduklarını sanmıyorum) seçim sonrası AKP ve MHP ile el sıkışmayı düşünüyorlarsa, bugünden yollarını ayırmalarında yarar var. Türkiye’yi ne benden ne de diğer muhaliflerden çok seviyor adı geçenler.

 

Unutulmamalıdır ki, hiç kimse, hiçbir parti seçeneksiz değildir.

 

11 Büyükşehir Belediyesinin kazanılmasında İYİ PARTİ kadar, HDP’nin de (belki de daha fazlasıyla) katkısı var. Nitekim HDP’nin desteklemediği Balıkesir ve Denizli alınamamıştır.

Yazdıklarım HDP güzellemesi değil, politik gerçekliktir. Tarih, yapılan iyi şeyler kadar, yapılan yanlışlarında yazıldığı bir zaman dilimidir.

 

Gelecek yazımda, İtalya ve Almanya deneyimlerinin benzerini yaşayan İspanya’da, Franco sonrası iktidara gelen ve ülkesini 1978’de Avrupa’nın en demokratik anayasasına kavuşturan Juan Carlos’tan ve 1975-1978  yılları  arası İspanya Anayasası çalışmalarından bahsedeceğim.

 

 

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği