ASIL MESELE NE CHP NE KADININ İNSAN HAKLARI
S.Nazik IŞIK
6 Eylül 2023
Türkiye bir garip!
Ekonomisi her gün battı mı batıyor mu noktasındayken ekonomiyle ilgili ciddi bir tartışma neredeyse yok. Buna karşılık, gündemde değişmeyen iki konu mevcut: (1) CHP, (2) Kadının insan hakları.
Her iki tartışma da geleceğimizin hangi temeller üzerinden şekilleneceğine dair şu soru ile yakından ilişkili: Türkiye yüzü Batıya dönük, evrensel değerlere ve hukukun üstünlüğü dayanan, laik, dünyayla barışık, açık bir ülke olma arzusunu sürdürecek mi, sürdürmeyecek mi?
***
CHP’nin gerek tartışmalar gerekse kurultay süreci ile içine dönmüşlüğünü öne çıkararak, CHP konusunu benim gibi değerlendirmeyenler olabilir. Bu nedenle iddiamı biraz açmak isterim.
Evet, 2023 Genel Seçimlerine Cumhur ittifakını, özellikle de Erdoğan’ı alaşağı edip iktidar olma beklentisiyle giren milyonlar büyük hayal kırıklığı yaşadık. Üstelik inanılmaz bir çalışkanlık ve çaba ile Millet ittifakını kuran ve seçim çalışmalarını yürüten Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP seçimde bir dizi stratejik hata yaptı.
Erdoğan Anayasayı çiğneyerek 3’üncü kez cumhurbaşkanı adayı olmasına rağmen seçilmesi yetmezmiş gibi, Cumhur ittifakı Meclis çoğunluğunu aldı, kadın hakları düşmanı Yeniden Refah Partisi ve HüdaPar’ı Meclis’e taşıdı.
Altılı Masa’daki siyasi partilerin çoğu Millet ittifakını bir seçim ittifakına indirgeyip bitirerek yaşadığımız sarsıntıyı artırdı.
Parti içinden ve özellikle havuz medyası tarafından köpürtülen anti-Kemal söylemler toparlanıp ayağa dikilmeyi zorlaştırırken, başlatılan Kurultay sürecinin yol açtığı Parti içi yarış bütün CHP örgütlerinin Türkiye’nin gündemiyle ilgilenmek, seçmenle ilişkilenmek, konuşmak, seçmenin nabzını tutmak işlerini önemli ölçüde geri plana itti.
Muhalefetin amiral gemisi CHP’nin Parti Sözcüsü tarafından yapılan açıklamalar da olmasa, muhalif vatandaş adeta kendi başına kalmış durumda.
Bu şartlarda CHP’yi konuşmak hem herkese kolay geliyor hem de muhalefeti savunma hattında tutup, memleketi esas konuşulması gerekenleri konuşmaktan uzaklaştırıyor. İktidarın çok işine yarayan bu hal, aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş ilke ve değerlerini siyasette sahipsiz kılıyor, cemaat-tarikat baskısı altındaki Ak Parti’nin kucağına bırakıyor.
***
İkinci konu: Ak Parti’nin açmazlarından biri olan kadın hakları konusu.
Son seçimlerde özellikle genç ve kadın seçmenler nezdinde önemli kayıplar yaşayan Ak Parti, hem demokrasiden uzaklaşmaya devam ediyor hem de baskısı altında olduğu tarikat-cemaatlerin etki alanına giderek daha çok giriyor.
Mesela Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışı bu baskının büyüklüğü hakkında ciddi bir bilgi vermişti.
Kadınların okumasını bile istemeyen, yakın zamanda hayatını kaybeden tarikat-cemaat liderlerinin kadınların katılmasına kapalı olan cenazelerine gösterilen üst düzey ilgi de öyle.
Başörtüsüne güvence kazandırmak adı altında kadınların giyimini yeniden düzenleme ve aileyi yeniden tanımlamaya ilişkin Anayasa’nın 24. ve 41.maddelerinde değişiklik yapma girişimi kadük olduysa da, bu baskıya boyun eğildiğine işaret ediyordu.
HüdaPar ve Yeniden Refah Partisi’ni Meclis’e taşımak, yeni dönemde izlenecek yol ve tutum açısından kritik önemdeydi. Her iki parti de hemen her gün 6284 sayılı Eviçi Şiddetle Mücadele Kanunu’na yönelik açıklamalar yapıyor, Ak Partiyi ve MHP’yi bu alanda sıkıştırmaya devam ediyorlar.
Erdoğan’ın Haziran ayında atadığı yeni bakanları da üst üste açıklamalarıyla tarikat-cemaat odaklarının özellikle de kadın hakları konusundaki etkilerinin ne kadar arttığını göstermeye devam ediyorlar. Örneğin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı nafaka konusunda, Milli Eğitim Bakanı karma eğitime son vermek üzerine, Adalet Bakanı Medeni Kanun’un aile kitabını başka bir anlayışla yeni baştan yazmaktan dem vuran açıklalar yapıyorlar.
Kuralsızlık-keyfilik esas olmuş, adaletin varlığı çok şüpheli hale gelmişken, içerde tutulan Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay ve daha bir çok isme seçimden sonra Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan gibi yeni isimler eklendi. Buna karşılık, on binlerce hükümlü sessiz sedasız cezaevinden salıverilmeye başlandı. İnfaz Yasası değişikliği ile gerçekleştirilen bu geniş kapsamlı af, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlar açısından hiçbir sınırlama içermeden yapıldı. Zaten caydırıcılığını kaybetmiş olan cezaların anlamının sıfırlanması demek olan bu gibi değişiklikler, tarikat-cemaat yurtlarında, hatta camilerde yaşanan, ne kadarı açığa çıkıyor bilinmeyen, çıkanların da ne kadar adil soruşturulup kovuşturulduğu meçhul kalan çocuklara ve kadınlara yönelik cinsel suçları adeta dokunmaz kılıyor, çok çok büyütüyor.
Tek adam rejimini getirmiş, demokrasiden bunca uzaklaşmış, yeni bir vesayet rejimi oluşturmuş olan bu iktidar sivil bir Anayasa yapabilirmiş gibi, 20 yıldır bitmeyen ve asla gerçekleşmeyen anayasa yapma konusu da yeniden pişirilip önümüze sürülmeye çalışılıyor.
Bütün bunlar bir şekilde uzun mücadelelerle geliştirilmiş kadın haklarının çağdaş dünyada geçerli evrensel haklardan koparılması, İslami olduğu iddia edilen bir bakışla budanmasıyla ilişkili gelişmeler.
***
Hal böyleyken, Voleybol Kadın Milli Takımımızın üst üste kazandığı şampiyonluklar asıl meselenin örtüsünü bir kez daha kaldırıverdi.
Avrupa Şampiyonluğunu Cumhuriyet’imizin 100.yılına armadan eden kadın milliler, Polonya galibiyeti sonrasında Zehra Güneş’in dediği gibi, ‘’Atatürk’ün vizyonunu geleceğe taşıyan kadınlar’’.
Kadın millilerin yaptıkları açıklamalarla anladık, öğrendik ki; siyasetin açıkça görünür kılamadığını kadın sporcular apaçık ortaya koyabiliyor.
Evet, kadın millilerin spor giysilerine, Ebrar Karakurt’un cinsel kimliğine yönelik saldırıların gerçek anlamı bu vizyonu kabul edip etmemek, sürdürüp sürdürmemek sorunu.
Evet, Filenin Muhteşem Kadınları’nın işaret ettiği gibi, sorun Türkiye’nin geleceğini hangi temelde oluşturacağımız sorunu.
Kazandıkları şampiyonluklar ve kıymetli açıklamalarıyla çizdikleri gelecek yolu için bu harika kadınlara sonsuz teşekkürler.





























