Sizin de aklınız şaşmadı mı?
Gencay Korur diye bir adam, hissiyatını ‘’gururlu’’ olarak işaretlediği bir tweet attı: ‘’Ayşe Korur Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ben namusumu temizledim, herkese duyurulur.’’
Kendisinden boşanmak isteyen Ayşe hanımı katleden ve katil olmakla ‘’gurur’’ duyan Gencay beyin akıldan zoru mu var?
Tabii ki HAYIR!
Gencay bey, sadece ve sadece ‘’Karımı ancak ben boşarım, ben izin vermeden, ben seni boşuyorum ya da boşanmana izin veriyorum demeden onun beni boşaması karımın harcı değildir’’ diyen milyonlarca erkekten biri.
Gencay beyin hemen yanında daha flört ederken ‘’Artık senle bu ilişkiyi devam ettirmek istemiyorum.’’ diyen kadını katleden bay katiller, onların yanı başında da ‘’Gel sevgili olalım.’’, ‘’Evlen benle.’’ teklifini kabul etmeyeni toprağa gönderen bay katiller yer alıyor.
Tabii bir de çoğu zaman haksız tahrik indiriminden yararlanmak için kullanılan ‘’Erkekliğime laf söyledi’’ katilleri var.
Memlekette akıl sağlığı bozuk erkek sayısı bu kadar yüksek mi?
Elbette hayır.
Bay katillerin ortak özelliği saldırganlık içeren akıl sağlığı sorunları olamaz.
Bu kadar seçici, sadece kendilerine sözle ya da eylemle hayır diyen kadınlara ve bu kadar kitlesel bir saldırganlık akıl sağlığı sorunu değildir.
Zaten mahkeme kararları da akıl sağlığı sorunları olmadığını ortaya koyuyor.
Bay katillerin ortak özelliği, kadınları kendileriyle eşit insan olarak görmemeleri.
Özel ilişkilerde kadın dediğin bu efendilerin istek ve arzularının nesnesinden ibaret.
Bu kabulle, bir kadının hayır demesi, boşanmaya kalkışması, sevgili olmayı ya da evlenmeyi kabul etmemesi de kölenin efendiye isyanıyla aynı bir durum.
İsyanın cezasını kendi eliyle vermekse efendiliğin namusunu korumak, yani efendiliğin şanından.
Hele de gelenek-görenek adı altında bu efendi olma halini destekleyenler de varken...
Gelenek görenekten destek almak deyince, bu bay katillerin bu cinayetleri işlerken hiç de yalnız olmadıklarını düşünmeden edemedim.
Sırt sıvazlayanlar, fiilen olmasa da kendilerini gururlu hissetmelerini sağlayan her şey, ama her şey, bu cinayetlerin azmettiricisi sayılmaz mı?
Son zamanlarda katledilen kadınların hemen hepsinde onlarca ‘’bana şiddet uyguluyor’’ şikayeti ve uzaklaştırma kararı var.
Buna karşın bay katillere bir elektronik kelepçe bile takılmamış, uzaklaştırma kararına uyup uymadıkları izlenmemiş, uymuyor diye şikayet eden kadınlara koruma da sağlanmamış.
O halde, kadınları şiddetten koruyan kanunlar olsa bile, uygulayanlar ya yüzeysel uygulayıcılar, mesela ‘’Ben kararı alırım, üst tarafına karışmam’’ diyenler ya da ‘’Hangi birine yetişelim. Her kadına bir polis mi vereceğiz?’’ deyip uygulama işine hiç girmeyenler.
Oysa Cumhurbaşkanı 3 bin polisle dolaşırken Ayşe Korur’a bir polis koruması bile çok görülüyorsa, bunun anlamı açıktır: Ayşe hanımların hayatı Gencay beylerin lütfuna bırakılmıştır.
Çünkü Ayşe hanımları koruması gereken devlet kısmen ya da tamamen ortada yoktur.
Var olduğunda da Ayşe hanımların yanında değildir.
Cinayetler kadınları eşit insan saymamanın yaşam hakkına kadar uzanmış halleri.
Uluslararası sözleşmeler, örneğin CEDAW Kadına Yönelik Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi namus-töre cinayeti gibi adlar altında kadınların katledilmesini asla kabul etmiyor.
Sözleşmeler, cinayetleri bırakalım daha ilk başlangıcı, cinsiyete dayalı ayrımcılığı, mesela kızların okula gönderilmemesini kabul etmiyorlar.
Öyleyse Cumhurbaşkanı ‘’Kızların okula gitmesi , okuma yazma öğrenmesi günahtır’’ diyen bir cemaat şeyhinin cenaze törenine katılırsa, topluma ne mesaj vermiş olur?
Hele de orada yaptığı konuşmada merhumdan ‘’Düşüncemizi şekillendiren iki önemli büyüğümüzden biri’’ diye söz ederse...
Aynı Cumhurbaşkanı İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla çıkıverince, kadınlara eşitsiz muameleyi normal sayanlar sizce ne mesaj almış olabilirler?
Açıktan demeselerde ‘’Gelenek görenek esas, evrensel değerler bizim değerimiz değildir. Siyasi iktidar bizden yana!’’ mesajı almamış olabilirler mi?
Olamazlar.
Yoksa Muğla’da Pınar Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı, neden ‘’İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmesi iyi oldu’’ dedi?
Evet, kadınların yaşam hakkını hiçe saymayı bu kadar kolay olmaktan çıkaran ciddi bir değişim şart.
Her insanın hayatı değerli diyen uluslararası sözleşmeleri uygulamak, günlük yaşamımızın bir parçası haline getirmek şart.
Ve bu değişim ancak toplumun büyük çoğunluğunun isteğiyle, hep beraber gerçekleştirilebilir.
İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş, tam da bu yönde bir siyasi irade beyanı olacak.
Kamu oyu yoklamaları gösteriyor ki, 2023 Genel Seçimleri halkın tam da böyle bir yeni siyasi iradeyi talep ettiğini gösterecek.
Hadi gülümse!





























