Plastik kullanılmaya başlanmadan önce sıvıyı depolamanın en iyi yollarından biri cam şişelerdi. ABD’ de sıvı ürünlerin ticaretinde ,nakliyesinde cam şişeler vazgeçilmezdi.1800'lerin sonlarında demiryollarının ülke geneline yayılmasıyla şişelere olan talep hızla arttı. Bununla birlikte, bu şişeler, endüstriyel çağla ilişkilendirebileceğimiz, büyük demir, buhar püskürten makineler tarafından yapılmadı. Antik Roma'da zanaatkarlar tarafından kullanılan aynı tekniklerle elle yapılmışlardı; basit aletler, hünerli eller, güçlü kaslar ve güçlü akciğerler gerektiriyordu.
İlk olarak, bir miktar erimiş cam toplamak için bir fırına metal bir üfleme borusu batırılıyordu. Daha sonra, cam parçanın üzerine bir kalıp kapatılıyor ve kalıbı doldurmak için parçayı şişirerek boruya hava üfleniyordu. Son olarak el aletleri kullanılarak şişenin ağzı şekillendiriliyordu. Süreç yeterince basit gelebilir. Bununla birlikte, gerçekte, hareket halindeki kızgın bir damla tarafından dengesi bozulan uzun, hantal bir boruyla manevra yapmak, ona gerçekten dokunmadan hızla şekle sokmak hiç de kolay değildi. Cam işçileri, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en yüksek maaşlı zanaatkârlardan bazılarıydı ve diğer vasıflı zanaatkarlardan 1,5 kat daha fazla kazanıyorlardı.
Yirminci yüzyılın başında, Ohio'da Michael J. Owens, cam şişe üretimini sonsuza dek değiştiren bir makinenin patentini aldı. Owens, on yaşında çocuk işçi olarak cam endüstrisinde çalışmaya başlamıştı. 1890'larda otuzlu yaşlarına geldiğinde, fabrika şefi pozisyonuna gelmişti.
Yıllarca süren deneme yanılmalardan sonra, 1903'te Owens, ticari olarak başarılı olan ilk otomatik şişe yapma makinesini yaptı. Sonraki on yıllarda, her biri iş gücünü azaltan ve üretkenliği artıran bir dizi yeni model çıkardı.
Owens'ın patentini aldığı makineler günde yirmi dört saat çalışıyordu, yalnızca bir nebze düşük ücretli emek gerektiriyordu ve hiç zanaatkar kullanmıyordu. Tek bir cam işçisi elli cam işçisi kadar şişe üretebilir hale geldi.1905 yılında, makineler endüstriye girmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri'nde dokuz bin cam şişe zanaatkarı vardı. 1917'de sayı iki bine düştü ve bu noktada Owens'ın makineleri ülkedeki tüm cam kapların yarısını yaptı. 1920'ye gelindiğinde, çoğu şişe zanaatkârını yerinden ederek onları vasıfsız olarak sınıflandırılan işlere zorladılar. Vasıfsız işçiler arasında, cam üfleyicilerden daha uzun saatler çalışan ve onların üçte biri kadar kazanan Owens makinelerinin operatörleri vardı.
Owens makinelerinin el üretimini sekteye uğratmasından sonraki yıllarda konumlarını korumayı başaran cam üfleyiciler için koşullar kötüleşti. Sendikalar, sektörde küçük bir yer tutmak için umutsuz bir çabayla her yıl daha düşük ücretleri kabul ettiler. Cam üfleyiciler, cam fabrikalarının yılın en sıcak iki ayında çalışma koşulları dayanılmaz olduğu için kapandığında, uzun süredir devam eden "yaz tatili" geleneğinden de vazgeçtiler.
Bir Fortune 500 şirketi olan Owens’ın şirketi, dünyanın en büyük cam kap üreticisidir. Şirket, dört kıtada yirmi üç ülkede 26.500 kişiye istihdam sağlıyor. Genellikle devrim niteliğinde olarak hatırladığımız icatlar, gelişmekte olan bir teknolojiyi pratik ve ticari olarak uygulanabilir kılan icatlardır. Cam endüstrisinde de böyle bir devrim yaşanmıştı. Ticarete uyarlanabilir teknolojik bir icat yapılmıştı. Buna benzer bir çok örnek(otomotiv, tekstil ,inşaat..) yaşanmıştı. Otomasyon uygulamaları ve teknolojik gelişme çalışma sürelerini azaltmadı.
Emek tasarrufuna yol açan ilerlemeler çalışma saatlerini azaltarak entelektüel gelişime yol açmadı bunun yerine emeğin daha fazla vasıfsız işlerde istihdamına yol açtı. Verimliliğin çalışanlar lehinde kullanılması çalışanların örgütlülüğüne, sendikaların gücüne bağlıdır. Tüm üretim robotlar tarafından yapılsa , kaynaklar sınırsız olsa herkes ihtiyacına göre mi tüketecektir? Sonraki yazıda bu tartışılacaktır.




























