Telefon
WhatsApp

CEHALET SEBEP ENFLASYON SONUÇTUR...
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

CEHALET SEBEP ENFLASYON SONUÇTUR. 

Ha gayret... Biraz daha zorlasak enflasyonda Arjantin'i sollayacağız. Belki Türkiye bizi geçemedi diye Arjantin bizi kıskanıyordur.  Aslında biz enflasyonda dünya ikincisiyiz. TÜİK gerçek enflasyon rakamlarını manüpile edip sahte rakamlar açıkladığı için dünya 4.sü görünüyoruz. Bizde yıllık enflasyon oranları % 180'in üzerinde olduğundan şimdilik ekonomi gerçekleri gereği dünya ikincisiyiz.

Biz nas öyküleriyle oyalandığımız için gözümüzün içine baka baka enflasyonun düşük olduğu yalanları söylenerek cebimizdeki maaşlar küçültüldü. Cebimizden aşırılan paralar da iş yaptırılan müteahhitler aracılığıyla yurt dışına kaçırıldı. Her şey yasal. Sadece sorun hak edişin birkaç misliyle ihaleye çıkıp yüksek fiyattan işleri yandaşa vermek..! Sadece yolsuzluklar yüzünden hayat pahalılığı yok, başka nedenler de var.  Enflasyon halka yansıtılan adı konulmamış vergidir ve yaşamın olağan akışı ile siyasetçinin manipülasyonları her zaman uyum içerisinde olmaz. Siyasetçiler emekli arkadaşlarımızın çoğunluğunu zengin olduklarına ikna ettikleri için oylarını alabildiler. Özellikle yaşlı kuşak kendilerine tuzak kurulduğunu görmüş olsaydı yalan söyleyen siyasetçilere oy vermezdi. Oy verip güçlendirdikleri adamlar güçlendikçe halktan uzaklaştılar, zenginleştikçe yaşam tarzları halktan farklılaştı ve sınıf atladılar. Oysa siyasetçiler halkın hizmetçisi naraları atarak seçilmişlerdi. Aslında bu yalan demokrasiyi araç gören siyasal islamcıların dini siyasete alet etmelerinden başka bir şey değildi. İslami jargonda bu deyimin adı  takiyyedir. Yani dinde gerçek inancını saklayıp sızıntı işleri yapma anlayışı...                        

Şimdi halkın patronu oluverdiler ve özellikle emeklilere tepeden bakmaya başladılar. Nasıl olsa dinî duygularımızı okşuyorlar ve biz de dayanamayıp sonunu düşünmeden oy veriyoruz. Çift dikişçi denilen EYT emeklilerinin çoğu halen akp ve mhp'ye oy veriyor. Siyasetçilerin vaadleri yerine kendi öz gücümüze güvenseydik böyle olmayacaktı aslında. Bundan daha basit anlatımı olmaz ama her zaman söylediğimiz gibi tekrar söyleyelim. Emekliler birlik olursa güçlü olurlar, güçlü olurlarsa her alanda söz sahibi olurlar. Bir emekli kendisine en yakın emekli derneğine üye olsa ve en azından yarısı örgütlü mücadelenin içinde olsa maddi gücü de artar, özgüveni de artar, ekonomi ve siyasette belirleyici olmaya başlar. Belediye başkanı, milletvekili, il genel meclisi üyesi ve belediye meclis üyesi belirleme güçleri olur. Oysa yaşadığımız süreçte emekli kendi derneklerinin ve yasadışı sayılan sendikalarının yöneticilerini suçlamayı yeğliyor. Oysa tam tersi olmalı, gücümüzün birliğimizden geldiğine inanarak yaşamalı, hesabı birbirimizden değil birlik içerisinde davranarak siyasetçilerden sormalıyız. Çünkü maaşlarımıza zam yapacak olan da, cebimizden paralarımızı enflasyon yoluyla çalacak olan da siyasetçidir. Siyasetçi bizim, yani halkın patronu değil yöneticisidir. Üstelik bizim oylarımızla belirli dönemler için seçilen görev zamanı sınırlı kişilerdir. Öyleyse karar verici biz olmalıyız. Çünkü 16.200.000 emekli milletin ta kendisidir. Hem de yerli ve millidir. Biz kendimizden başka yerli ve milli tanımıyoruz. Eşlerimizle birlikte bu vatanın en az 32 milyonunu oluşturan vatan-daşlarıyız. Siyasetçilerin aklına da zekalarına da ihtiyacımız yoktur. Çunkü o zekâyla ekonominin ne duruma getirildiği ortadadır. Yaşadığımız ekonomik krizin nedeni siyasal islamcılığın tam bir faşizme dönüşerek AB(D)-IMF politikalarını uygulaması ve ülkemizi emperyalist emellere peşkeş çekmesi yüzündendir. Dolayısıyla emperyalist ülkelerin müslüman ülkelerdeki ılımlı islamcılık modelini desteklemeleri tesadüfi değildir. Bu plan dünyayı yöneten emperyalist güçlerin planıdır. Çünkü ılımlı İslam iktidara geldiği tüm ülkelerde kendi halkına karşı faşist, emperyalist patronlarına karşı saygılı ve uyumludur. Bu yüzden adına ılımlı İslam denir. Bu kafayla yönetilen ülkeler hep ekonomik ve siyasal krizlere sürüklemişlerdir. Ülkemizin yaşadığı süreç tam da budur.

 

BİLİM AHLÂKTIR...

Peki öylemidir ? Öyleyse nasıl olur ? Bilimin de ahlakımı olurmuş ? Bize şimdiye kadar ahlâkın din ile ilişkisini öğretmişlerdi. Ama düşünce sınırsızdı ve başka açılardan bakabilmeyi başarmak gerekiyordu. Bilimsel kanunlar kesin ve tekrarlanarak doğrulanabilir kanunlardır ve adamına göre değişmez. Değişseydi doğal kanunlar olmazlardı. Fizik kuralları ne kadar doğru ve kesin ise ekonomi hukuk ve felsefe bilimlerinin kanunları da kesindir. Eğer bilimden uzak bir kafayla yaşıyorsanız bu bilimlerin adamına göre yorumu olur ve sizi sefalete götürür. Yani cehalet sefalettir, sonu da rezalettir. 
Kestirme bir çözümle diyebiliriz ki dünyadaki kötülüklerin yüzde doksanı insanoğlunun eseridir. İnsanoğlu kendi tarihi boyunca kendisini ve yönettiklerini kandırmak için tanrılar, sahte peygamberler ve onlara uygun kitaplar uydurmuştur.

Dünyada şimdi 4300 civarında din olduğu tahmin ediliyor ve tarih boyunca dinler hemen hemen her konuda anlaşamadıkları için ayrışmışlar ve o yüzden de oluk oluk kan dökülmüştür. Küçük bir örnek bunu açıklamak için yeterlidir. Ebu Kuteybe denilen Arap milliyetçisi ve İslâmın yayıcısı Emevi rejimin  komutanının Türkmen katliamlarında değirmen döndürecek kadar kan döküp o kanlarla buğday öğüttürdüğünü ve o ekmekleri yiyip yeminini yerine getirdiğini şahsen kabullenemiyor olsam bile hayatın gerçeğidir ve bu süreç yaşanmıştır. Tarih boyunca bu tip kan dökme eylemleri çoğu zaman bilimsel işlerle uğraşan insanlara karşı da kullanılmıştır. Zira dünyanın döndüğünü kabul etmek o kadar kolay olmamıştır. Kaldıki benim çocukluğumda bile köyde dünyanın döndüğü değil güneşin gece saklanıp gündüz ortaya çıktığı anlatılırdı. Günümüzde bile dünyada bilimin ışığını kabullenmeyen milyarlarca insan olması üzücüdür ama insanlık tarihi boyunca hep böyleydi zaten. Çünkü kutsal kitaplarda bile insanın kendisini yaratan Rab-Tanrı-Allah-Mevla...'nın kanunlarına karşı gelerek günah işlediğini ve cennetten kovulduğunu okuruz. Oysa insan hâla kendisini yaratan Tanrı'sının koyduğu kurallara itiraz ederek dünyanın düzenini bozmakta ve tanrının emirlerine uymayarak sürekli günah işlemektedir. Bu yüzden Rab Tanrı insanı kurtarmak için kurtuluş planlarını devreye sokup bu işle ilgili melekler,kitaplar ve peygamberler kullanmaktadır.   Çok din kitabı okumuş olmakla kafayı din ile bozan adam olmak istemem ama asıl kaygım şudur : Bilimin evrensel doğrularıyla dinin evrensel doğrularını akıl süzgecinden geçirip aynı potada kaynastırmak... Elbette kesişme,birleşme ve ayrışma noktaları mutlak surette olmuştur ve olacaktır. Burada bilimin yol gösterici ışığından yana tavrımı koymak isterim. 'Gerçegi bileceksin ve gerçek seni özgür  kılacak' ayetini çok severim. Yine de 'bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır' sözünü söyleyen Hünkâr'ın söyleminin yazdıklarıma uygun olduğunu düşünüyorum. Bugün her ne kadar hünkarcılık adına türlü yobazlıklar yapılıyor olsa bile... Elbette o başka bir tartışmanın konusu ve bilimin ışığı tarih boyunca insanlığı aydınlattığı için bunca teknolojik gelişme mümkün olabilmiştir. Bu işlerin din adamlarının tekelinden çıkmasında dünyanın kalkınmasının çok faydası olmuştur ama halen hiç bir din dünyada savaşları durdurmayı başaramamıştır. Tam tersine soğuk ve sıcak savaşlar halen devam etmektedir. Öyle görünüyor ki uzun süre de devam edeceğe benzer. İşte bu yüzden bilimin insanlığa öncülük etmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Çünkü halen insanoğlu her şeyi tanrı yarattı diye doğanın çalışma sistematiğini öğrenmeyi reddetmekte, kendi yarattığı dinler ve tanrılar üzerinden dünyaya ahlak modelleri önermektedir. İşte burada kadim dünya medeniyetlerinin ve dinlerinin birikimlerini yabana atmadan bir potada harmanlamak suretiyle bugünü daha iyi anlayacak modeller geliştirilebileceğine inanıyorum. Elbette çok zor olacak ve uzun süre daha kötülükler devam edecek görünüyor olsa da bizim tercihimiz bilimsel ahlâk yönünde olacaktır. Çünkü bilim bize dincilerin uğruna savaştığı gibi evlilikte yaş sınırını kaldırma gibi ahlaksızlığı, sübyancılığı önermez. Örneğin 6 yaşında bir çocuğun zorla evlendirilmesini kesinlikle reddeder ve bilimin kanunlarına göre bu görüş ahlaksızlıktır. Çünkü örneğin 6 yaşındaki bir çocuğa kesinlikle bilimin kanunları cinsel bir obje olarak yaklaşmaz.

Bu nedenle bilimin ahlakı tıpta olduğu gibi hukukta, iktisatta, siyasette...hayatın her alanında yaşama egemen olmalıdır ve dinlerin kadim kazançlarıyla harmanlanıp evrensel kurallar ortaya konulmalıdır diye düşünüyorum. Uluslararası sözleşmeler yeterli olmasa bile bunun için örnektir ama benim daha çok hayalim tüm insanların büyüdükçe alçakgönüllülüğü kuşanan bir duygu ve düşünce yapısına sahip olmalarıdır ki bunu genellikle bilimin ve dinin kuralları reddetmez. Peki sorun nerede ortaya çıkıyor ? Toplumlar kendi soytarılarını, kendi duygularını ve dinlerini sömürsünler diye yönetici seçtikleri için geri kalıyor. Yani hiç bir konuda eğitimi olmayan bir adamı devletin yada bir şirketin başına getirirseniz genellikle yönettiği yeri batırır ve bu tip süreçleri sürekli yaşamaktan uslanmadığımız gibi daha çok badireler atlatmamız da garanti gibidir. Çünkü halen yaptığımız hatalardan ders çıkardığımıza henüz inanmıyorum. Örneğin halen fay hatlarına ev yapmaya devam ediyoruz. Öyleyse toplum olarak kendi özelimizde çok acılar çekecek gibi görünüyoruz. Kendi ülkemiz özelinde düşünerek bir örnek verelim : TÜİK denilen yalancı kuruluş devletin imkanlarını ve yetkilerini kullanmak suretiyle tüm gerçekleri ters yüz etmek için görev yapmakta, bunun için de bizim verdiğimiz vergilerden, bizim devletimizin bütçesinden maaş alarak gerçek bilgileri değiştirmekte, sahtecilik suçu işlemektedir. Bağımsız kuruluş ENAG'ın %124.35 enflasyon oranı tespit ettiğini bilen tüik yöneticileri bu gerçeği çarpıtarak yıllık enflasyonu Nisan 2024 itibariyle %69.80 olarak açıklamış, en hafif deyimle çok ayıp etmiştir. 70 bile değil. Bildiğiniz gibi hükumet tüik'in yol göstermesi üzerine emekli maaş zamlarını enflasyon oranlarının çok altında açıklama geleneğini sürdürmektedir. Ocak 2024 maaş zamlarını %37 olarak açıklayan hükümet tepkiler üzerine önce 42, sonra 49.25 rakamanı açıklamak suretiyle toplumsal tepkiyle yola gelebileceğini göstermişti. Oysa Temmuz 2023 maaş zamlarını memurlara ek olarak 8077 lira seyyanen vermiş olmasına rağmen emeklilerin hiç birisine bu zammı vermeyerek emeklileri maaslarının yarısı oranında fakirleştirmisti. Çünkü eyt federasyonunun eylemleri sonucu teslim olarak kanunu çıkarıp eyt mağdurlarını gerçek maaş bağlama oranlarından emekli etmek yerine kök maaş ayrımı yaratarak emekli etmiş, maaş bağlama oranlarını %28'e düşürmüş, Sgk'nın kasasında para kalmadığı için emeklilerden kestiği fonları eyt'lilere vererek emeklileri yoksullukta eşitlemişti. İşte bu yüzden bilimsel ahlakın öne çıkmasını savunuyoruz. Dinsel ahlakın öne çıkarılarak devletin kurumlarının nasıl soyulduğuna hepimiz her gün şahit olurken bu uygulamalarda din ahlakının bile kırıntısını göremiyoruz. Nas denilen sistemin emeklilerden kesinti yapılıp yandaş firmalara para aktarılmasını emrettiğini sanmıyoruz. Köprü geçiş ücreti denilen soygunlarla adeta ülkemizin kapitülasyonlara maruz bırakılarak sistemin yurt dışına kaynak aktarmak üzerine kurulu olduğunu, böylece ülkenin fakirleştirilerek özellikle Katar'ı kaçak üs olarak kullanan İslamcı burjuvazinin gerektiğinde oradan döviz getirmek suretiyle piyasalarda sıcak parayla manipülasyon yaparak zenginliklerine zenginlik kattığına, ama Türk halkının da her gün daha fazla fakirleştiğine şahit oluyoruz. Öyleyse bu durumda öne çıkması gereken ahlaktan çok liyakatli yöneticilerin iş başında olmasıdır. Kayırmacılığın tavan yapması, buna da İslam ahlakı denilmesi ise insanların neden deist olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Öyleyse referans alınması gereken şey bilimin kurallarıdır. Çünkü bilimsel kurallar torpil yapmaz, adam kayırmaz , partizanlık yapmaz. İşte bizim bilimsel etik dediğimiz şey budur.  Matematik dersini müfredattan kaldırarak da daha cahil kalacağız, bilim insanları yetiştiremeyeceğiz.  Ülke tarihinde hiç görülmediği kadar cehalet ve liyakatsizlik devletin her kurumuna çöreklenmiş, sözümona mülakat görüntüsü altında iktidar partisi militanları hak etmedikleri makamlara atanmak suretiyle her kurumun başarısız olmasını sağlamışlardır. Örgütlü cehalet makam ve zenginliğe kavuşunca halkı unutmuş, sahte dindar pozlarında  tam burjuvazi yaşamına terfi etmişlerdir. TCDD genel müdürlüğü makamına ziraat mühendisi atayıp, hızlandırılmış tren kazasına neden olup onlarca insanın ölümüne yol açan dönemin bakanı Binali Yıldırım, bırakın ifade vermeyi başbakan yapılarak terfi ettirilmiştir. Bu nedenle ülkemizde ve dünyanın her alanında bilimsel modellerden, bilimin kanunlarından ve etik değerlerinden uzaklaşmanın sonumuzu hazırlayacağı bilinciyle davranarak, doğaya saygılı bir şekilde yönetim anlayışını her zamankinden daha fazla kuşanmaya ihtiyacımız vardır. Cehaletin cesaretlenerek iktidara yerleştiği her ülkede ülke ekonomisi, eğitimi, hukuku, ahlakı çökmüştür. Çünkü ülkemiz sistematik olarak bir saldırı altındadır. Dünyanın en çok işsizlik oranı, en yüksek enflasyon, en çok mülteci, en kötü şehirleşme bizdedir ve bu durum daha fazla götürülemez. Ülkemiz bilinçli şekilde planlanarak ekonomik krizlerin içerisinden çıkamayacak noktaya getirilmiş, siyasetçilerin söylediği yalanlara halk inanır olmuştur. Bu nedenle okulların ve genel eğitimin seviyesi aile programları seviyesine indirgenerek fakirlikte ve seviyesizlikte eşitlik sağlanmıştır. Böyle sefalet cehaletin yoldaşı yapılmıştır. Artık sizi tüm dünya kıskanır olmuştur. Devleti yöneten kişi 'bunların kafası basmaaz, ben ekonomistim' diyerek hem bilim adamlarını aşağılamış, hem de kendisini olmadığı halde ekonomist ilan etmiştir. Kurduğu hayallerle %8.5'e indirdiği politika faizini %50'lerin üzerine çıkarmayı başarmıştır. Böylece faiz inerken de, çıkarken de enflasyonu yükseltme becerisini gösterebilmiştir. İşte o yüzden bilim ahlakından bahsediyoruz. O yüzden cehalete ve gericiliğe karşı mücadelemiz ülkemiz geri kalıp fakirleşmesin, insanlarımız yoksullaşmasın diyedir.

Lösev2
Paylaş
Arşiv Murtaza ak Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği