Yaklaşık iki yıldır medyada takip ettiğim, şimdilerde İyi Parti Başdanışmanı, eski siyasetçi Turhan Çömez’in İyi Parti’ye transferi sonrası söylemlerindeki (180 derece demeyeyim ama neredeyse 90 derecelik) demokratik milliyetçilikten sapmaydı.
Kimseye akıl verecek durumda değilim. Siyasetle ilgilenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve söylemleri kendini bağlayan bir CHP üyesi olarak milliyetçilik, 6’lı Masa, Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler hakkında düşüncelerimi yazacağım. Umarım faydalı olur yazacaklarım.
Milliyetçiliği kabaca ikiye ayırıyorum; kafatası milliyetçiliği ve demokratik milliyetçilik.
Kafatası milliyetçiliğinin cumhuriyet dönemi ilk temsilcilerinden biri olarak Mahmut Esat Bozkurt’u görmekteyim. Hazret demiştir ki: “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır.” Bu sözleri söyleyen ne yazık ki Adalet Bakanı’dır.
Demokratik milliyetçilik ise, baskı ve zora karşı olan, herkesi eşit vatandaş gören, ırkçılığı reddeden milliyetçiliktir. Yani, bir ay öncesine kadar izlediğim Turhan Çömez milliyetçiliği. Herkesin demokrat, sosyal demokrat olmasını isteyecek durumda değiliz. Hiç değilse, demokratik milliyetçi olmalarını istemek hakkımız diye düşünüyorum. Bir arada yaşamanın ön koşullarından biridir bu ilke.
Gelelim 6’lı Masa ile olası erken seçimlerdeki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine.
Ülkeyi ekonomik yıkıntının eşiğine getiren, yılların birikimi kamu kaynaklarını yurtiçi ve yurtdışı özel sektöre satan, açlık ve sefaletin kol gezdiği, tüketici bir toplum yaratan, ülke nüfusunun yarıdan fazlasını ‘yardımlarla’ yaşayacak hale getiren AKP-MHP İktidarı, sıkıştıkça içerideki muhalifleri hain, yanlarında olmazlarsa dış güçlerle beraber hareket eden olarak yaftalamakta sakınca görmemekte, muhalefet de pozisyonunu olması gerekene göre değil, AKP-MHP İktidarına göre belirlemektedir. Bunu yaparken de iktidara değil, muhalefete muhalefet etmektedir.
İyi Parti Genel Başkanı Akşener’in, partisinin politikalarını belirlerken, CHP Genel Başkanı’nın 6’lı Masa’nın devamı konusundaki hassasiyetini bildiğinden demokratik milliyetçilik kriterlerini bir yana bırakıp, CHP’yi de kendi korolarına dahil etmeye çalıştığını gözlemekteyim. Kendisinin de yetkili kimi arkadaşlarının da kimi söylemlerinin bizi rencide ettiğini tekrarlamak durumundayım. Elbette aynı şeyleri düşünsek, aynı partide olurduk. Muhalefet olarak ortaklaştığımız, ortaklaşmamız gereken kimi sorunlar vardır.
Bunlardan birincisi, AKP-MHP İktidarından kurtulmak, ikincisi de yeni iktidar döneminde belirlenecek İLK HEDEFLER’i bir protokolle, tüm muhalefetle beraber imzalayıp kamuoyuna açıklamaktır. Burada kritik iki parti İyi Parti ve HDP’dir. İkisi birbirini yok sayamaz (Demokrasi diye bir dertleri varsa).
İstiklal Caddesi terör saldırısı (terör eylemleri insanlık düşmanı eylemlerdir ve eylemli bir şekilde lanetlenmelidir) sonrası HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın mesajları İyi Parti ve HDP’ ce ciddiye alınması gereken mesajlardır.
İktidar, aylardır yapmayı düşündüğü, uluslararası konjonktür nedeniyle yapamadığı operasyona başlamış, ilk sözlü desteği de CHP parti sözcüsünden ve İyi Partiden almıştır.
Nitekim, muhalefetin iktidara desteği HDP olağanüstü MYK Toplantısında ses bulmuştur.
Artı Gerçek yazarı Seda Taşkın’ın yazdığına göre, MYK sonrası yapılan açıklamada ‘ iktidarın savaş tuzağına düşen ve destek veren herkes Türkiye’nin sürüklenmek istendiği yıkımın da parçası olacaktır. Seda Taşkın’ın yazısından anladığımız kadarıyla, HDP’li bir yetkili de “…aynı senaryolar iktidar tarafından 7 Haziran- 1 Kasım 2015 seçimleri arasında sahnelendi. Yine aynı senaryo devreye sokuluyor ama umarım bu defa farklı şeyler olur…iktidar bayrağı kaldırdığında muhalefet hizaya geçiyor. Milliyetçilik Türkiye siyasetini öyle bir etkisi altına almış ki şimdi bunun kavgasını veriyoruz… Aynı hataya düşmeleri durumunda adayları kim olursa olsun, desteklemeyeceğiz” demiştir.
Herkesi akla, mantığa, sağduyulu düşünmeye davet ediyorum. Hiçbir kimse alternatifsiz olmadığı gibi, hiçbir parti de alternatifsiz değildir. Danışmanların görevi de karar vericilerin kararlarının olumlu yönde olması için kendilerine danışanlara ayna tutmaktır. Acı da olsa, gerçekleri karar vericilere söylemektir. Bulundukları ortama uymak değildir.
Yarın Çok Geç Olabilir.




























