Barış mı? Suriye’yi konuştuk! Peki o zaman neden İmralı Adası’na gidildi? Neden Öcalan ile görüşüldü?
Abdullah Öcalan, 1999 yılının Şubat ayından bu yana Marmara Denizi’ndeki İmralı Adası’nda, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesini ihlal suçundan aldığı müebbet hapis cezasını çekiyor. Başlangıçta hakkında verilen ölüm cezası ise Ekim 2002’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.
24 Kasım 2025’te TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu heyeti, Öcalan ile İmralı’da bir görüşme gerçekleştirdi. Heyette Hüseyin Yayman (AK Parti), Feti Yıldız (MHP) ve Gülistan Kılıç Koçyiğit (DEM Parti) yer aldı.
Türkiye halkı ve kamuoyu bu görüşmeden barışın kapısını aralayacak güçlü adımlar, siyasi tutsakların serbest bırakılması ve demokratikleşme yönünde açık bir irade bekliyordu. Selahattin Demirtaş, Gezi tutukluları, Ekrem İmamoğlu’na yönelik siyasi yargılamalar ve diğer tüm siyasi tutsakların özgürlüğe kavuşması, toplumda barış sürecinin yeniden açılması için temel beklentiydi.
Ancak heyetin görüşme sonrası yaptığı açıklamalar, kamuoyunda ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.
Heyetin aktardığına göre görüşmede ağırlıklı olarak Suriye, özellikle SDG/YPG, 10 Mart Mutabakatı, Suriye’deki yapıların pozisyonu ve bölgesel denklem konuşuldu. Basına yansıyan iddialara göre Öcalan’ın, Suriye’deki Kürt yapılarının İsrail ilişkilerinden uzak durmasını istediği; Şam merkezli bir entegrasyona “evet” dediği; federasyon veya özerklik modellerine mesafeli durduğu; hatta Türkiye’nin Suriye Kürtlerine “himayeci bir rol” üstlenmesini önerdiği öne sürülmektedir.
Oysa Suriye’deki 10 Mart Mutabakatı’nın 10. maddesi, “Esad artıklarıyla mücadele edilecektir” ifadesini taşımaktadır. Bu madde, mutabakatın bir barış projesi değil; tam tersine, yeni çatışmaların, yeni çatışma eksenlerinin ve olası katliamların habercisi olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla 10 Mart Mutabakatı’nı hayata geçirmek, Suriye’de barış sağlamak anlamına gelmez.
Türkiye’de gerçek ve kalıcı bir barış sürecinin başarıya ulaşabilmesi için ise;
• tüm siyasi tutsakların derhal serbest bırakılması,
• TBMM’nin demokratikleşme yönünde cesur ve kapsamlı yasalar çıkarması,
• hukuk sisteminin tarafsız, bağımsız ve etkin çalışması,
• kayyum uygulamalarının sona ermesi,
• halkın devlete olan güveninin yeniden inşa edilmesi,
tamamen vazgeçilmez şartlardır.
Heyetin İmralı ziyaretinde Türkiye’nin iç barışına, demokratik reformlara veya siyasi tutsakların durumuna hiç değinmeyip yalnızca Suriye dosyasını konuşmuş olması önemli bir soru işareti yaratmaktadır:
Acaba heyetin ya da heyete katılan siyasi partilerin gerçek anlamda bir barış süreci yürütmek gibi bir niyetleri yok mu?
Asıl hedef, sadece Suriye sahasını düzenlemek ve Türkiye içindeki barış arayışını tamamen ikinci plana itmek midir?
Sorulması gereken soru budur.
-Süleyman Rıdvanoğlu-




























