Telefon
WhatsApp

Demokrasi mi, statüko mu? Saflar belli olsun
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Çeşitli etnik yapıların yaşadığı, ayrılıkçı örgütlerin bulunduğu İspanya ile çok benzer yanlarımız var. Ordu mensuplarının darbeyle meşru yönetimleri devirip yönetimi ele geçirmeleri konusunda da benzeşiyoruz.

 

Demokratik seçimle, ezici bir çoğunlukla işbaşına gelen Halk Cephesi Hükümetini 1936 yılında deviren, üç yıl süren iç savaşı kazanan General Franco 1939 yılından, öldüğü 1975 yılına kadar İspanya’nın tek adamı olarak ülkeyi faşist sistemle yönetti.

 

Franco, 1969 yılında kendisinden sonra İspanya’yı yönetecek kişi olarak eski İspanya Kralı Alfonso’nun torunu Juan Carlos’u veliaht ilan etti. Franco’nun 1975 yılında ölümü üzerine Carlos İspanya Kralı oldu. İspanya’da, faşist rejime karşı mücadele veren ve yurt dışında sürgünde bulunan komünist, sosyalist partiler ya da ayrılıkçı ETA örgütü mensuplarının büyük bir kesimi Franco sonrası ülkede yönetim boşluğu ve kaos oluşacağı beklentisindeydiler. 1975 sonunda yönetimi devralan yeni kral, tercihini demokrasiden, demokratik anayasa oluşumundan yana koydu. Öncelikle, siyasi af yasasını çıkardı. Sendikaların çalışmasına izin verildi. Komünist ve sosyalist partilerin yasal olarak çalışmalarının önündeki engeller kaldırıldı. Sürgündeki siyasilerin İspanya’ya dönüşü sağlandı. Üç yıl gibi kısa bir sürede bence Avrupa’nın o zamanki en demokratik anayasasını meclisten, ardından da halkoylamasından geçirerek yürürlüğe kayanların öncüsü oldu. Bu adımlar o kadar sancısız atılmadı elbette. “Derin” yapıların bir kesimi, varlıklarının devamını, Carlos’un demokratik atılımlarını desteklemekte gördüler. Bu kesim, son barutlarını da 1981 darbe girişimi ile atarak, yenilerek siyaset sahnesinden çekildi. (1975-1978 arası İspanya siyasi tarihi, katılımcı anayasa çalışmaları ayrı bir yazı konusu olacaktır.)

 

Gelelim ülkemize:

 

Normal zamanı Haziran 2023 olan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin, Sayın Erdoğan’ın aday olabilmesi için erken seçime dönüşeceği kesin.

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 101:  …Cumhurbaşkanı görev süresi, beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.

 

Ancak, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun “seçim dönemi, seçim döneminin başlangıcı ve seçimlerin tamamlanması” başlıklı 3. Maddesinin değişik: 25.4.2018 tarih, 7140/3. Maddesinin 2. bendi: Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Ancak Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.

 

4. bent: Seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde bu karar kırk sekiz saat içinde Resmî Gazetede yayımlanarak ilan olunur. Bu kararın verildiği günden sonra gelen altmışıncı günü takip eden ilk pazar günü Cumhurbaşkanı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi birlikte yapılır.

İki dönemdir Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, zamanında yapılacak bir seçimde aday olamayacağından, aday olabilmek için AKP-MHP iktidarına, TBMM’deki sayısal çoğunlukları kararıyla erken seçim kararı aldıracaktır.

 

Erdoğan Hükümeti, yenilenecek seçimler öncesi, 2022 yılı sonunda asgari ücreti en az yüzde elli artıracak, emekli aylıklarına enflasyon farkı ve iyileştirme adı altında aynı oranda zam yapacak, yıllardır sorun haline getirip çözümünü ertelediği EYT, çiftçi borçları, KYK alacakları ve benzeri sorunlara Erbakan’ın söylemiyle “pansuman” yapacak, Kürt Sorunu, kişi hak ve özgürlükleri, demokratik anayasa gibi konularda da kılını kıpırdatmayacaktır.

 

Görünen o ki, mevcut hükümet ne yaparsa yapsın, hangi “iyileştirme” formülünü uygularsa uygulasın, kurt kışı geçirir ama, yediği ayazı unutmaz misali yapılacak ilk seçimde, mevcut muhalefet çok büyük bir hata yapmazsa, 13. Cumhurbaşkanı, muhalefetin göstereceği aday olacak, parlamento çoğunluğu da Millet ittifakı ve HDP milletvekillerinden oluşacaktır.

 

Yazımın başında İspanya’dan örnek verdim. Muhalefet çok büyük bir hata yapmazsa dedim yukarıda. Tüm demokrasi güçlerinin öncelikli hedefi, seçimler sonrası yapılacak, her hâlükârda halkın onayına sunulacak Demokratik Anayasa çalışmalarına odaklanmak olmalıdır.

 

Burada Altılı Masa bileşenlerine düşen görev, hatta birincil görev, Emek ve Demokrasi Masası bileşenleriyle, yani HDP ile demokrasi için, özgürlükler için, daha yaşanabilir bir Türkiye için, amasız- fakatsız görüşmeler yapıp, asgari müşterekte bir araya gelmektir.

Uzun yıllardır Dünya ve Türkiye siyasetini hasbelkader takip eden biri olarak diyorum ki; seçimler sonunda, uygulanan D’hondt sistemi nedeniyle ne Cumhur İttifakı ne de Millet ittifakı parlamentoda çoğunluk sayısı olan üç yüz milletvekili sayısına ulaşamayacaklardır. Varsayalım ki Millet ittifakı üç yüz- üç yüz on milletvekili sayısına ulaştı. İstanbul-Adana-Mersin-Antalya-İzmir ve Kürtlerin yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu illerinde, seçim sistemi avantajıyla HDP ve bileşenleri en az altmış, en çok seksen milletvekili çıkaracaktır. Anayasa değişikliği için en az üç yüz altmış sayısı gerekmektedir.

 

Bu ülkenin senedi tek başına ne Cumhur ne Millet ne de Emek ve Demokrasi ittifaklarına aittir. Türkiye’yi, Türkiye insanlarını sevme konusunda da ne Millet, ne de Emek Bloğu bir adım öndedir. Sözüm daha çok Millet İttifakı bileşeni İyi Parti lideri Sayın Akşener’edir. Eğer İyi Parti’nin kimi etkili ve yetkililerinin, ‘Gelecekte MHP’yi yutarız. O tabana tek başımıza otururuz. Çok da sıkışırsak seçim sonrası, şu ya da bu şekilde HDP ile gözükmektense, iktidar olmak için AKP-MHP’yle ittifak kurarız’ hesapları yoksa, Türkiye Demokrasi Tarihinde altın harflerle anılmak istiyorsa, ‘sağlı-sollu’ salvolarla yıpratılmak istenen Selahattin Demirtaş’ın çabalarını dikkate almalıdır. Demirtaş’ı ‘kurda-kuşa’ yem etmemelidir Millet İttifakı, özellikle de Sayın Akşener.

 

AKP-MHP baskıcı yönetiminden sonra yönetim boşluğu, kaos bekleyenler, bu ortamdan yararlanıp Türkiye toplumunu kutuplaştırıp yanlarına çekebileceklerini düşünenler, puslu havayı sevenler olacaktır. Son zamanlarda meydana gelen kimi terör eylemlerini bu kategoriye koyuyorum. Bilinmelidir ki toplumu kutuplaştırmak kimseye fayda sağlamaz.

 

Demem o ki, demokrasi derdi olan, demokratik bir Türkiye isteyen her parti, grup, önceliklerini bir yana bırakacak, ortaklaşacağı sorunları geçiş döneminde önceleyecek, öncelemeli. Bunu yapanın adı Kılıçdaroğlu’mu, Akşener’mi, Demirtaş’mı önemli değil. Bizler, Demokratik Türkiye için çaba sarf eden herkese destek olmaya, onları alkışlamaya hazırız.

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği