Telefon
WhatsApp

Deprem öldürmez politikacılar öldürür...!
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Deprem ile yaşamayı öğrenmek diye bir söz var. 

Deprem ile yaşamak nasıl öğrenilir. Mümkün mü?

Yoksa deprem her seferinde vuracak, biz de ölecek miyiz?

Hayır elbette öyle değil. Şayet öyle olsa, depremle yaşamayı öğrenmek denmez, depremde ölmeyi öğrenmeliyiz denirdi. 

99 Depreminde bir daha böyle felaketlerde can ve mal kaybına uğramamak için adı vergi olan ama aslında yaşama tutunmayı amaçlamış bir vergi, dönemin hükümeti tarafından toplanmaya başlandıi . 

Paralar birikti, birikti, sonra bu paralar, 2002 seçimleri sonucunda AKP iktidarının eline geçti. 

Ve bu paralar yine tahsil edildi, yine tahsil edildi, yine tahsil edildi.

Toplamda 40 milyar dolar sadece vergilerden toplanan miktar ve diğer fonlar ile birlikte 50 milyar dolar oldu. Neler yapılırdı ki bu paralar ile, yapılabilirdi, olması muhtemeldi.

Oldu mu peki...?

Hiç de olmadı, olamadı...

Daha sonra 15 Temmuz şehitlerine toplanan paralar gibi bu paraların  da akıbeti belirsiz...

Zira siyasal İslamcıların eline böyle dev bir kaynak geçmişken "hiç!"etmezlerse olur mu?

Ülke kaynaklarını öyle yanlış kullandılar ki  deprem vergilerinin de bu yanlıştan payını almaması mümkün değildi.

Tabi şimdi bu satırlarda "hiç!" edilen diğer kaynaklara hiç girmeyelim...

Toplanan ve toplanması muhtemel 50 milyar dolar ile ne yapılabilirdi ona bakalım.

50 milyar dolar, metre karesi 5000 dolardan nitelikli 10 milyon metre kare konut yapılabilirdi. Yani demem o ki 100 metre kareden tam 100.000 konut inşa edebilirdik.

Başka bir deyimle depremde yıkılması muhtemel 100.000 konutu depreme dayanıklı 100.000 konut ile değiştirmiş olurduk. 

Bu ölümcül hatanın yanına, müteahhit mutlu etmenin aracı olan imar aflarını da koymak gerekir.

Ayrıca, kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme çevirmeden, bilimin ışığında yapmış olsaydık ülkemizde depremde riskli konut rezervini çoktan çözmüş olurduk.

Son depremde insanlara mezar olan 10.000 konut yıkılmamış ve yine bu depremde ağır hasar almış olan diğer konutlar ortaya çıkmamış olurdu. 

Bugün kaybettiğimiz canlarımızı kaybetmemiş ve depremin sabahında herkes yine işinin gücünün başında olurdu.

Sadece "Türkiye'de deprem oldu, can kaybı olmadı" şeklinde bir haber,  bültenlerde okunup geçen bir haber konusu olarak kayıtlara geçerdi.

Böyle olmadı malesef. 

Can kaybı hızla yükseliyor. Kurtarma çalışmaları yetersiz kalıyor. 

Nasıl yetersiz kalmasın? Bu kadar büyük bir yıkım karşısında, dünyada aciz kalmayacak bir ülke yoktur. 

Şu ana kadar gelen bilgi 10.000 bina yıkıldı. Gelen bilgiler sürekli artarak devam ediyor. Eğer her bina için 50 kişilik bir kurtarma ekibi koymaya kalksak 500.000 kişilik bir kurtarma ordusuna ihtiyacımız vardır. 

Böyle bir organizasyon elbette mümkün değildir. 

Depremle yaşamayı değil, biz yine depremde ölmeyi seçtik...

Oysa başka türlü olabilirdi; Devletin acil durum eylem planı olurdu. Makina, araç gereç, ekipman ve personel önceden planlı bir şekilde hazır edilirdi.
Kamu ve sivil makina ekipman ve personel varlığı devlet kayıtlarında olur, ihtiyaç anında derhal göreve davet edilirdi.

Vinç kepçe, dozer, kamyon, kamyonet, otobüs, ambulans gibi araçlar sefer görev emri ile afet bölgesine nakledilirdi.

Özellikle maden işletmelerinde yer altında çalışmayı, bir yaşam biçimi edinmiş olan madenciler,sivil savunma ekipleri, yurt dışından gelecek kurtarma ekipleri hızla afet bölgesine hava yolu ile nakledilir ve derhal kurtarma operasyonları başlatılabilirdi.

Yurt genelinde belediyeler, parti ayırımı yapmaksızın elindeki imkanları derhal bölgeye sevk ederek en hasarsız bir şekilde kurtarma çalışmalarına dahil olabilirdi.

Ayrıca gıda, ilaç, hijyen malzemeleri, çadır, konteyner gibi ihtiyaç duyulan kalemler, belediyeler, silahlı kuvvetler, Kızılay, AFAD gibi kurumların deposunda hazır bekletilerek en ivedi bir şekilde afet bölgelerinde hizmete sokula bilirdi.

Deprem sonrasında telefon ve internet sıkıntısı hat safhaya geldi. 

Bu arada;Türk Telekomu boşaltıp, teknoloji yatırımı yapmadan sıvışıp kaçan Hariri ailesini de unutmayalım.

Deprem bölgesine 250 milyon lirası Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı"ndan, 100 milyon TL ise AFAD dan olmak üzere 350 milyon TL aktarılmış. Bugün küçük bir AVM maliyetinin 500 milyon TL olduğu bir ortamda, köyleri ilçeleri merkezleri yıkılmış 10 vilayete ne yapar değerli okuyucularım.? Yine sadaka mantığında bir kafayla olaya bakıyorlar.

Göz yaşlarımız bu sefer Malatya, Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Hatay, Adana, Elazığ, Diyarbakır, Osmaniye için akıyor.

Yandaşların yaptığı ve depremde kullanılamaz hale gelen yollar ve hastahaneler ise başka bir ihanetin konusudur.

Aslında deprem öldürmedi, 
Yine AKP öldürdü...

Ülke ekonomisini
Ülke sanayisini
Ülke eğitimini
Ülke savunmasını
Ülke sağlık sistemini
Ülke tarımını
Ülke hayvancılığını
Enkaz altına bırakan tek adam rejimi şimdi de on vilayetimizi enkaz altına bırakmış ve dünyada görülmemiş bir sorumsuzluk örneğine imza atmıştır.

Lösev2
Paylaş
Arşiv Orhan karakoçluoğlu Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği