Telefon
WhatsApp

DEVEYE SORMUŞLAR BOYNUN NEDEN EĞRİ DİYE…
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Demirel’in “doğmamış çocuğa don biçilmez” lafı geliyor akla.

 

6 koca partinin deneyimli Genel Başkanları, bunların altında onlarca komisyon aylardır her sorun ile ilgili fikir beyan ettiler de, Cumhurbaşkanlığı seçimi kazanılamazsa, parlamentoda çoğunluk sağlanamazsa ne yapacağızı düşünmediler.

 

CHP cephesinden bakalım olaya.

 

Yukarıdaki genel kanı; listeler nasıl ve kimler tarafından, hangi kriterlere göre hazırlanırsa hazırlansın, ilçe/il örgütlerinin çalışmasına gerek bile yok, herkes tıpış tıpış oy vermeye gider.  HDP mi dediniz; elleri mahkûm, konuşmaya gerek yok, aracılar kanalıyla görüşürüz, Ümit- Sinan bize yeter. Kamuoyu araştırmalarında oy toplamları sürekli “diğerleri” kategorisinde sınıflandırılan ve toplamları yüzde ikinin altında olan DEVA’ya 15, Gelecek ve Saadet Partisi’ne 10’ar, DP’ye de seçilecek sırada 3 vekil bağışladı Genel Başkan. Kimseye sorma gereği duymadan. Nasıl olsa Cumhurbaşkanlığı alınıyor. Başka seçenek yok. Bu arada seçimlere kendi listeleriyle giren İyi Parti’ye de bonus olarak 6-7 kişilik yer açıldı CHP listelerinde. Sanırım bunlardan da biri seçildi. Seçimlere 134 milletvekili ile giren lokomotif CHP, seçimlerden 130 net ile “başarılı” bir şekilde çıktı.

 

Listeler liyakatsiz kişilerden oluştu. Büyükşehir listelerinde yer alanların büyük çoğunluğunun ya kendileri ya da eşleri, parti meclis grup yetkililerinin veya genel başkan yardımcılarından birilerinin danışmanları, iş ortakları veya yakın köylüleri.

 

Parti tabanı mı dediniz, el mahkûm, mecburen oy verecekler. MHP’nin mi, başka mahfillerin mi dayatmasıyla Cumhurbaşkanı adayı yapılan Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermediler mi, yine verirler, vermek zorundalar(!). İl ve ilçe yöneticilerine gelince, ses çıkarmazlar. Çok değil, on ay sonra Belediye seçimleri var. Herkesin bir beklentisi var ve dağıtılacak o kadar çok makam var ki…

 

Beklenti deyince bir hikâye geldi aklıma, paylaşmam lazım.

 

Semiz mi semiz, özgür sokak eşeği ve sokak eşeğinin çalışmaktan ve açlıktan kaburgaları sayılan arkadaşı ağanın eşeğinin beklenti hikayesi:

 

Sokak eşeği, arkadaşının haline pek üzülüyor. Bütün otlaklar, yemek artıkları kendisinindir. Yediği önünde, yemediği ardında. Ağanın eşeği de iş bitimi boynunda yular, ahıra kapatılır, yemesi için ne verilirse o kadarla idare etmek zorunda. Fakat bu zorluğa da inatla katlanıyor. Sokak eşeği arkadaşına “Bu zorluklara neden katlanıyorsun, takıl bana, hayatını yaşa” der. Arkadaşı der ki, “Benim bir beklentim var. Ağam eşiyle beraber sıkça yakın mahallelere kapıdaki arabalarına binerek ziyaretlere çıkarlar. Bazen ağam eşine kızar, kafamı bozma hanım, gideceğimiz yere seni arabayla götürmem yoksa. Binersin boz eşeğin sırtına, anca gidersin. İşte ben bu nedenle sana katılamam. Ağamın karısının sırtıma bineceği zamanı beklerim.”

 

21 yılda, AKP’nin toplumu dönüştürdüğünü, uyuşturduğunu ve tembelleştirdiğini, yardımlarla yaşamaya alıştırdığını, yalanlarına kayıtsız şartsız inandırdığını göz ardı etti yöneticilerimiz. Bilmedikleri, beceremeyecekleri sularda yüzmek istediler. Oysa, kitle AKP’nin yalanlarına, vadettiği pembe dünyaya inanmış bir kitle. O alana aynı söylemlerle ulaşamazsın. Çünkü AKP, toplumun eğitimsiz düşük gelirli kesimine, onları önemsediğini, onların “gerçek halk” olduğunu hissettirmiştir. Kendisini küçük görülmüş, aşağılandığını, önemsenmediğini düşünen bu kesime AKP söylemleriyle gitmeye çalıştı yöneticiler. Bunu yaparken bile ben bilirim havasındaydılar. Oysa o kitle AKP ile birinci sınıf vatandaş olduğuna inanmış bir kitle. Ben bilirimcilere kafa tutan bir kitle.

 

Der ki Sun Tzu, “Mücadelede kazanılacak şeylerin neler olduğunu bildikleri halde orduları (toplumu) uyarlama yolunu hakkıyla bilmeden yönetmeye kalkarlarsa kendileri için savaşacak insan bulamazlar.

Zafer kalabalıkların değil, eşgüdüm işidir. Savunma yetersizliğin belirtisidir.”

 

Dostlarımıza, ortaklarımıza, yol arkadaşlarımıza gelince, düşünsel anlamda tamamen zıt görüşte olduğunuz kitle ile yol gidemezsiniz. Kuru gürültü vardır o kitlede. Ya tamamen teslim olursunuz dostlarınıza, her ödünü verirsiniz, bugün düştüğümüz duruma düşersiniz ya da ilkeli siyaset yapar, kendinizi halka anlatır, 1973-1977 ve 1987-89 seçimlerinde olduğu gibi başarı kazanırsınız. AKP neden başarılı oldu derseniz, o grubun hepsinin ideolojisi aynı.

Parti yönetimi, sağcılaşarak başarı elde edileceği gafletine düştü. Yeni de değil bu politika. Millet İttifakı adlı birlikteliği oluştururken de kitlemizi bu birlikteliğin mezara kadar gideceğine ikna etmeye çalıştık. Oysa, eşyanın tabiatına aykırıdır bu birlikteliğin devamı. Bizden alacaklarını aldılar ve ilk yol ayrımında kendi yollarına devam kararı verdiler. Doğrusu buydu, doğrusu, kitlemizi yanlış beklentilere sokmamamızdı. Muhtemeldir ki dostlarımız “özlerine dönerek” AKP ile önümüzdeki günlerde iş birliğine gireceklerdir. Aynı bahçenin gülleridir onlar.

 

Biz ne durumdayız derseniz, 11 Büyükşehir bizde olmasaydı (İyi Parti, ben olmasaydım kazanamazdınız havasında. Bu laf u güzaftır.) halimiz yamandı. Çok çalıştı başkanlar. Çalışırlarken bir eksik yaptılar, yerel örgütleri görmezden geldi bazıları. Oysa, örgüt yoksa kendileri de yoktur ve örgüt başları belediyelerde grup başkanıdırlar. Bunun sorumlusu da bana göre belediye başkanları değil, onlara “Örgütleri fazla önemsemeyin. Bildiğinizi yapın” diyen parti üst yöneticileridir.

 

Belediye Başkanlarının başarısına örnek olarak İstanbul’u gösterebilirim. Şu anda 39 ilçe belediyesinin 14’ü CHP’li. 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı 2. Tur seçiminde CHP’li olmayan Beyoğlu, Çatalca, Silivri, Tuzla ve Üsküdar’da da adayımız birinci olmuştur. Bu başarı dostlarımızın çalışmayıp seyrettikleri son 15 günde elde edilmiştir. Keza, Ankara’da yerel dinamiklerin kendiliğinden çalışmalarıyla Etimesgut ve Mamak’ta da adayımız birimci olmuştur.

 

Şimdi ne olacak?

Ortalık toz duman. Kimse sorumluluğu üstüne almıyor. MYK’nın değişmesiyle sorunu çözmeye, soğutup başka bahara bırakmaya çalışıyoruz, ki öyle de olacak gibi. Oysa başta ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarının tamamını toplayamayan, sandık sorumlularını eksik bırakan, bu nedenle de sandığa sahip çıkamayan örgütler başta olmak üzere, başarısız örgütlerin hemen değiştirilmesi gerekiyor.

 

Partililerin gazını almak için öncelikle Örgütten ve Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcıları değiştirilecek ve Örgüt sorumluluğu Gökhan Günaydın’a verilecek diye düşünüyorum. Yerel Yönetimler sorumluluğu da yerel yönetimler deneyimi olmayan birine verilir. Milletvekili adaylarını belirleyen sorumlu 8’liye listelerin hesabı sorulmayacak. Sorulmaya kalkışılsa bile yaptırımı ne olacak ki!

 

Listelere son şeklini vermesi gereken PM üyelerine ne demeli, kim hangi ile, hangi adaya karşı çıktı, liyakatlimi değil mi diye sordu mu? Bugün yapılacak olan PM’de de bunların sorulacağını sanmıyorum. Onlar da Belediye Başkanlığı beklentisi içindeler.

 

En kısa zamanda, Kurultay Takvimi falan belirlenmeden örgütler Genel Merkez’in talimatıyla, değilse tüzük hükümleri gereği Danışma Kurullarını derhal toplamalı ve toplantı sonuçları toplantıya katılanların seçeceği divan tarafından yazılı hale getirilip, bir sureti örgüte, bir sureti de Genel Merkez’e tartışılmak üzere teslim edilmelidir. Danışma Kurulları toplantıları sonrası da Genel Merkez yetkili kurulları, yerel örgüt ve belediye başkanlarının katılımı ile Küçük Kurultayı toplamalıdır.

 

Çözüm budur. Sorunlar paspasın altına gizlenerek çözülmez. Hastalık ilerlemeden ameliyat şarttır.

 

Tabana güven esastır. Yeter ki tabanın düşüncelerini özgürce anlatmasına olanak tanınsın.

 

Seçim kampanyası başında ne demişti Genel Başkan, BAŞLIYORUZ.

 

BAŞLAYALIM.

 

 

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği