Telefon
WhatsApp

Gelsin Gelmekte Olan!
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Hatay gibi binlerce yıllık geçmişi olan bir kentte taş taş üstünde o kadar az yer kaldı ki... Maraş, Adıyaman ve Malatya’nın merkezleri, deprem merkezi olan Pazarcık ve Elbistan ilçeleri başta olmak üzere yüzlerce ilçe merkezi, binlerce köy harap oldu.

Yüzbinlerce insanımız, canımız öldü ya da yaralandı.

Bölgedeki tabiat varlıklarımız, kültürel değerlerimiz, işyerlerimiz ciddi kayba uğradı.

Zaten ekonomik krizin ezmekte olduğu milyonlar bir büyük darbe daha yedi; kıt kanaat edinilmiş olan da gitti. Ne ev kaldı ne eşya.

Üstüne hiçbir zaman kapanmayacak yürek yaralarımız açıldı.

Yitirdiklerimiz de çeşit çeşit; mesela kayıp çocuklar, engelliler, yaşlılar kimlerin elinde bilmiyoruz.

Bu koca kara deliğin içinde seçimlere yuvarlanıp gidiyoruz.

 

Önceleri memlekette bir seçim havası yoktu.

Hatta insanı şaşırtacak kadar sessiz, sakin bir gidişat içindeydik.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘’Sana Söz’’ kampanyası dışında belirgin bir kampanya adı bile yoktu ortalıkta.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun sakin ve güler yüzlü kampanya mitinglerine O’nun yardımcıları olacak İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları ile beş parti genel başkanı eklendikçe, meydanlar şenlenmeye başladı.

Örneğin, deprem nedeniyle miting yapmayacağız açıklaması yapmış olan Ak Parti ‘’Doğru Zaman Doğru Adam’’ kampanyasına başladı.

Diğer iki Cumhurbaşkanı adayından Sinan Oğan sessiz, sakin ve yüzde 2 dolayında oyla bitmesi muhtemel bir kampanya sürdürüyor. Muharrem İnce ise, dalgalı seyirde; psikolojisi o gün neye elveriyorsa oradan sesleniyor olsa da vurduğu yer hep aynı: CHP, Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı. Yine de kendisine yönelen seçmeni tutamıyor, Sinan Oğan’ın da altında oy oranlarına inmiş gözüküyor.

 

Hepimiz en az bin kere şahidiz; Tayyip Erdoğan ağzını açtığında kabalaşmadan konuşamıyor. Söylediği kaba ve seçim meydanlarına hiç mi hiç yakışmayan sözleri tekrarlamaya elbette hiç ihtiyacımız yok. Görünen o ki, O’nun hedefi kendi seçmeninin Millet İttifakı’na kaymasını önlemek.

Devlet bütçesinden yaptığı mitingler, bakanlarını görevden ayrılmadan milletvekili adayı yapıp sahaya salıvermesi ve yine devlet kesesinden bol kepçe dağıtım halinde olması falan hep buna yönelik.

Ama giderek durumun aleyhlerine gittiğini keşfediyorlar; korku dağları sarmış, saldırıyorlar. Hem de abuk sabuk saldırılarla.

Mesela Süleyman Soylu’nun ‘’14 Mayıs’ta seçimi bir darbedir’’ falan gibi lafları böyle değil de nedir? 14 Mayıs tarihini Kılıçdaroğlu mu seçmiş Allah aşkına?

Şimdi Erzurum mitingindeki taşlı saldırı kampanyada yeni bir sahnenin açıldığına işaret ediyor.

Ama ne ederlerse etsinler, tarihin durdurulmaz akışı bir dip dalganın yolda olduğunu göstermeye başladı.

Kılıçdaroğlu diyordu ya, ‘’Geliyor, Gelmekte Olan!’’ 14 Mayıs Seçimlerine yönelik araştırmalar, sokak çalışmalarındaki gözlemler işte bu değişim dalgasının gerçekleşeceğini söylüyor.

 

14 Mayıs Seçimlerine damga vuransa, milletvekili değil Cumhurbaşkanlığı seçimi.

Çünkü kimin Cumhurbaşkanı seçileceği 2023 seçimleriyle birlikte bir rejim değişikliği olup olmayacağını gösterecek; seçimli otoriterlik mi, demokrasi mi? Yönetim sistemi açısından da tek adam rejimine devam mı parlamenter sisteme geçiş mi?

Yeni bir Anayasa mı, Tayyip Erdoğan ve Ak Parti tarafından ne yargı bağımsızlığı ne Büyük Millet Meclisi’nin yasama ve denetim gücü bırakan, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında delik deşik edilmiş 1982 Anayasası’yla yola devam mı?

Ekonominin bilimsel gerçeklerle yönetimi mi batıllaşmış inançlarla –tabii kaldıysa bir yer- daha da dibe vurması mı?

Yani 14 Mayıs’ta böylesine açık bir ya o ya bu tercihi yapmakla karşı karşıyayız!

 

Evet dört Cumhurbaşkanı adayı yarışacak ama karar vermek zor değil: Kemal Kılıçdaroğlu bir yanda, diğer üç aday aynı sepette. İkisi biraz yumuşatılmışından olsa da üçü de tek adam rejimcisi.

 

Şimdi bizlere düşen, seçimi ilk turda bitirmek!

Memleketi daha oyalamamak, kaynakları daha fazla tüketmemek, gerginlikleri sona erdirmek, insanları bir an önce demokratik ve insani olana kavuşturacak yolu açmak. Mesela İstanbul Sözleşmesi’ne kavuşmak!

 

O halde gelsin gelmekte olan!

Hadi gülümse!

Hatta gül artık!

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği