Oysa seçimlerin odağı Cumhurbaşkanı seçmekti.
14 Mayıs seçimlerine girerken Millet İttifakında CHP listelerinden Meclis’e taşıdığımız, seçmen nezdindeki gücü asla bu sayıda vekil çıkartmaya yetmeyen siyasi partiler dışında hiç kimse aday listelerinden memnun olmadı.
Yani odak Cumhurbaşkanlığı olmayıp da sadece milletvekili seçimi olsaydı, sandığa gitme oranı yüzde 85’i zorlamaz, yüzde 75’i zor geçerdi.
Peki seçilenleri içimize sindirebildik mi?
Hayır!
Ben mesela, Meclis çoğunluğunun, yasa yapma yetkisinin HÜDA-PAR’lı, YRP’li Cumhur İttifakı’nda kalmasını istemezdim.
HÜDA-PAR gibi, YRP gibi kadın haklarıyla, insan haklarıyla alakasız siyasetlerin Meclis’e girmesini hiç mi hiç istemezdim.
Onları oralara taşıyan Erdoğan ve AkP olmayabilir ama, Bahçeli ve MHP bu kadar İslamcılaşmaktan, bu kadar çağdaş medeniyetten uzaklaşmaktan bir gün mutlaka pişman olacak, eminim.
Cumhuriyet tarihimizde bir ilki yaşadık: 14 Mayıs seçimlerine damgasını vuran cumhurbaşkanı seçimi olsa da, sonuçta o seçim cumhurbaşkanı seçilemeden bitti. 28 Mayıs’ta ikinci tur için sandığa gittik.
İlginçtir, ikinci turda katılım oranı düştü.
Erdoğan morga doğru giderken sandığa uğradı denebilecek seçmeni bile sandığa taşıttırırken, muhalif seçmenin bir kısmı sandığa gitmedi.
Ben de milliyetçiyim, ben de Müslümanım üzerinden yürüyen ikinci tura giderken ekonomi de hukuk, adalet, hak da gündem dışındaydı.
Üstelik sonucu belirleyen yurt içinde ve dışındaki göçmenlerin oyları oldu.
Sonuç: Üniversite diploması var mı yok mu belli olmayan, Anayasa’ya göre aslında aday bile olamayan, kendisinin siyasetine muhalif olan hepimizi terörist ilan eden, ağzı bozuk Erdoğan bir kez daha Cumhurbaşkanı seçildi.
Kampanya boyunca hem ağzı bozukluğunu sürdüren hem de devletin tüm imkanlarını kullanan bir Erdoğan ve takımı izledik.
Her dakika ya kendisi ya bakanlıktan istifa bile etmeden aday olan bakanları televizyondaydı.
Bizler sandık başındayken, yani seçim yasakları sırasında bile SMS’leri gelmeye devam etti.
Devlet kasasının ulufe gibi saçıldığını gösteren 200 liralık banknotları vatandaşlara bizzat Erdoğan’ı dağıttığı video sosyal medyada dolandı durdu.
Bitkin, promptersız iki lafı düzgün biraraya getiremeyen, doğru dürüst yürüyemeyen, temiz bir konuşma yapamayan, gazeteci olarak karşısındakilerin şunu diyeceksiniz değil mi şeklindeki uyarılarıyla cevaplarını tamamlayan bir Erdoğan’dı gördüğümüz.
Yani Türkiye’nin ikinci yüzyılına bedenen varla yok arasındaki bir cumhurbaşkanı ve bu seçimlerle sertifikasını almış bir parti devleti ile giriyoruz.
Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın’ın önündeki ilk iş, bizzat kendisinin dediği gibi, O’na dostane (!) maddi desteklerini Türkiye’ye para depolayarak sunan Körfez Ülkelerine şükran(!) gezisine çıkmak, 20 milyar dolarcık borç ertelemesiyle desteklerin başını çeken Putin’i de unutmamak.
Sonraki işi de kendisinden devraldığı enkazın altında kalmak!
Bu altında kalışı örtmek için de baskıyı artırmak; artık hangimizin başına hangi çorabı öreceklerse...
Biz muhaliflere gelince...
Kendi adıma, Kemal Kılıçdaroğlu’na teşekkür ederim.
Evet sonuç alamadı ama çok yol aldı.
Önce kurucusu olduğu ittifakla umut verdi, umudu ayağa kaldırdı.
Demokrasi çoğulculuktur dedirtti.
Aleviyim açıklamasıyla, Bay Kemal’i sahiplenişiyle siyasette çok ama çok önemli adımlar attı.
Ayrımcılıkla aşağılama olarak söylenenleri sahiplenerek de yüzleşilebileceğini, kötülüğü tersine çevirerek de mücadele edilebileceğini gösteren bir örnek daha yarattı.
Sonra, sükunetiyle, ciddiyetiyle, samimiyetiyle, sevgiye ve saygıya dayanan tarzıyla bir başka siyaset mümkün dedirtti.
Babala TV’de gençlerle programında da sabrın, iyiliğin, efendiliğin, verilecek cevabı olanların öfkesine yenilmeyişinin örneği oldu.
Muhaliflerin seçim sonrası konuşacak çok şeyi var: yurt içindeki ve dışındaki göçmenlerle ilgili politikalar, hak-hukuk-adalet arayışının, demokrasinin seçmenin yarısında bir karşılığı olup olmadığı, ekonominin hali pür mealinin seçime nasıl yansımadığı, bir kaç bağımsız imkan hariç ulusal düzeydeki yayında gazetecilerin ve basının yürek acıtan halleri, siyasi partileri aday listelerinde tıkayan siyaset yapma biçimlerinin nasıl aşılabileceği, elbette kadınlar ve gençlerin siyasette nasıl yer alabilecekleri...
Eminim, daha çok şeyi de ekleyebiliriz.
Ama benim açımdan bu seçimde yaşanan bir ilki paylaşmak isterim: Bağımsız kadın hareketi bu seçimde ilk kez kadının insan hakları için, demokrasi, adalet, eşitlik, hak ve hukuk için sahaya indi. Kadın hareketinin geç de olsa başladığı bu girişimin siyasete bir yansıması mutlaka olacak. Mesela, kadınlar, bir siyasi parti içinde olsalar da olmasalar da demokrasi için, hak ve özgürlükler yola devam edecekler, Türkiye demokrasi hareketini güçlendirecekler.
Yani vardır her şerde bir hayır!
Hep birlikte güleceğimiz gün bir gün mutlaka gelecek!
Hadi gülümse!





























