Neden?
Tabii ki kamuoyu ölçümleri yüzünden…
Ölçümler muhalefetin önde olduğunu ortaya çıkarınca zıvanadan çıktılar. “Ülke, belediyeler, hazine, araziler, limanlar, saraylar, Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları bizim; Doktor da döveriz, karakol da basarız… Gerektiğinde mafya liderini, Hizbullah ve Madımak katillerini hapisten çıkarıp salıveririz... Varlıklı birinin de, kamunun da malına çökeriz; bu böyledir ve ilelebet de böyle olacaktır” ruh hali içinde olanların dengeleri bozuldu. 21 yıl boyunca öyle bir “Lale Devri” yaşadılar ki, demokrasiden, laiklikten, eşitlikten, hatta insanlıktan dahi koptular. Şimdi gidecek olmanın, bu haksız hukuksuz avantajlarını kaybetmenin ihtimali bile saçmalamalarına neden oluyor.
Dikkat; zihni devrime gebeyiz!
Her gün ekranlarda gördüğümüz saçmalıkları yazıp zamanınızı almak istemem ama şu gerçeğe mutlaka dikkatinizi çekmeli ve altını çizmeliyim. Ülkemiz Sn. Kılıçdaroğlu’nun liderliği ve zekâsıyla sessiz bir devrime gebe ve bu devrim her türlü kazanımın üstünde. Şayet Sn. Kılıçdaroğlu önderliğindeki sağ, sol, muhafazakâr altılı masa başarılı olur da bu zihni devrim gerçekleşirse; etnikçilik, mezhepçilik, cemaatçilik, dincilik, ırkçılık gibi çağdışı anlayışlar ilelebet tasfiye olacaktır. Yurt sevdası olmayan, medeniyet, teknoloji, eşitlik, barış yerine cehalete yatırım yapan kişi veya kişiler iktidar yüzü görmeyecek ve ülkenin önündeki en büyük ayak bağı aşılmış olacaktır.
Kamu kurumlarında “mezhebin ne, hangi cemaattensin, hangi aidiyettensin” soruları yerine liyakat ve başarı ölçütleri ikame edilecektir. Türbanlı-türbansız, Alevi, Sünni, Kürt, Türk kimliğine mensup olmak, avantaj ya da dezavantaj olmaktan çıkacak, ülkemiz eğitimsiz, diplomasız, cahil, şarlatanların tasallutundan kurtulacaktır.
Dolayısıyla bu bir devrimdir.
“Altılı masanın hiç mi defosu yoktur?” denilebilir ama şu klişe sözcüğü söylemem gerek; bazen kızılcık şerbeti içmek gerekebilir, ormana bakmak yerine, ormanın içindeki çürük ağacı konuşmanın zamanı olmadığına inanıyorum… O nedenle devrime omuz verirken, bugünden itibaren özellikle seçim gününde ve sandık başında her anlamda azami dikkat kesilmeliyiz…
Narkoz etkisini atlatamayan iktidarın seçimi kaybetmesi halinde hangi tahriklere başvuracağını bilemeyiz ama kendi davranışımızı disiplin altına alabiliriz. Bu bağlamda tahriklere karşı dikkatli olmalı, yangına körükle gitmek yerine söndürmek gerektiğini unutmamalıyız. Kavga isteyen, milletin iradesine saygı göstermeyenler mutlaka olacaktır. Bu tahrikleri bertaraf etmek yerine kaşımak, taraf olmak ve kavgayı büyütmek, muhtemel kazanımımızı tartışmalı hale getirecek, bahane arayanlar bunu gerekçe yapacak ve tutum kazanılmış seçimin iptaline neden olacaktır.
Hırsızdan, hayduttan kurtulmak, 15 Mayıs’ta milletin iktidarında buluşmak, doya doya nefes almak dileğiyle…




























