Telefon
WhatsApp

İnançlara, Kültür Varlıklarına Özgürlük İçin
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Alevi Dergâhının camiye dönüştürülmesine itiraz ettiğim için hakkımda bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası istendi. 

 

 

Kendimi şöyle savundum: Sayın Yargıç, Sayın Savcılık Makamı, Tokat-Erbaa, Keçeci baba Alevi Dergâhının devlet zoru ve jandarma marifetiyle camiye dönüştürülmesi ve sonrasında, tüm Alevi-Bektaşiler, Keçeci Babalılar, dedeler, talipler ve naçizane bizim gibi yazarların bu işleme verdikleri tepki bağlamında düşüncemi bir kez daha ifade edeceğim.

 

Türbeye saldırı nasıl başladı: Yerelde yaşayan yurttaşlar ve geçen celsede ifade veren şahitlerin anlatımlarına göre, anılan tarihte köye gelen Erbaa İlçesinin bürokratları; “burası Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülküdür ve Kurumumuzda mescit olarak kaydı vardır” diyerek, bin yıllık Alevi Dergâhına Sünni Cemaat adına el koymuştur. Devletimizi temsil eden bürokratlar mevzubahis Alevi köyüne gelip, “burası devletin malı, o yüzden artık bu yapı cami olarak kullanılacak” diyerek, Dergâhın damına hoparlör bağlamış, bir de imam bırakıp gitmiştir. 

 

Bu tutum basit, rastgele, sıradan bir işlem değil, çeşitli il, ilçe ve köylerde uygulanan, Alevi inancına, maddi-manevi birikimine ve mirasına yöneltilen bütünlüklü bir saldırıdır. Benzer işlemin Türkiye’de binlerce örneği olduğunu, başta İstanbul olmak üzere Alevi-Bektaşi Tekke ve dergâhlarına devlet adına el konulduğunu… Sünni inancına ve belirli cemaatlere tahsis edildiğini, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın müzeye dönüştürüldüğünü, Alevi Bektaşilerin dergâh, tekke, zaviye arazileri üzerinde binlerce konut, yüzlerce cami veya kamu binası inşa edildiğini, AKP İstanbul İl Binasının bir Alevi Tekkesi (Karaağaç) arazisi üzerine inşa edildiğini biliyoruz. Dolayısıyla, bu tutumun Alevi-Bektaşi dünyasında rahatsızlığa ve duygusal kopuşlara neden olduğunu, zulmün tahammül sınırlarını aştığını göz ardı edemeyiz. Devletin taraflı tutumundan cesaret alan kimi provokatörlerin gidip bir Alevi hanesine X işareti koymasını, “DEFOL ALEVİ” yazmasını, Alevlerin, Sivas’ta olduğu gibi bir otelde kıstırılıp yakılmalarını, kamu otoritesi önünde her fırsatta eziyet görmelerini yok sayamayız.

 

Hal böyleyken, bu tür işlemlere dair meramımızı yargıya da anlatamaz, son verilmesini sağlayacak bir örnek karar elde edemezsek, devlet adına tasarruf yetkisi verilen kimselerin devlet anlayışından, “devletin uhdesindeki her bir maddi-manevi değerin, sadece Sünni yurttaşlara ait olduğu, keza devletin sahibinin Sünniler olduğu… Dolayısıyla “mülk üzerinde sadece Sünnilerin tasarruf edebileceği”, Alevilerin hiçbir hak ve hukukunun olmadığı anlamı çıkmaz mı? Değerli heyetinizin; “hoparlörünüzü ve imamınızı alıp gidin, burası bir Alevi ibadethanesidir” mealindeki yazımı “suç” kabul etmesi halinde, Aleviler bu karara, “demek ki biz yurttaş sayılmıyoruz” demez mi? Bu anlayış ve kavrayış, ülkenin birliği-dirliği bakımından “BEKA SORUNU” yaratmaz mı?

 

Ancak muradımın beraat etmek olmadığını; evrenimizde hak, hukuk, özgürlük, yurttaşlık adına mücadele edenlere verilecek cezanın onur ve şerefle taşındığının, taşınması gerektiğinin bilinci içindeyim. Çünkü bu tepkimin, duruşumun, mücadelemin ve yurttaşlık bilincimin, Anayasasına “laik demokratik sosyal hukuk devleti” yazan her ülkede cezayla değil, alkışla karşılanarak takdir edildiğini biliyorum. Bu bağlamda ve bir yurttaşlık bilinci içinde, ülkeme yöneltilen her türlü kötülükle yasal çerçevede mücadele etmeme karşın, değerli Savcılığın; “halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiğim” iddiasından zül duyduğumu belirtiyor, üzüntüyle reddediyorum. Defaatle ifade ettiğim üzere “halkı kin ve düşmanlığa sevk edenler”, tüm yurttaşların hak ve hukukunu korumakla yükümlü olduğu halde ayırımcılık yapan, nifak sokan, eski yaramızı kaşıyıp, kanatanlardır. Kolluk gücünü yanına alarak, yurttaşın inancına ve ibadethanesine saldıran; kaymakam, müftü ve jandarma komutanıdır.

 

Yapılan işlemin özeti budur ve bu işlem Anayasasında; “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” yazılı olan devlet görevlileri gerçekleştirilmiştir. Yasalarımıza göre bu işlemin adı; inanca saldırmak, “Alevi-Sünni” diyerek toplumu bölmek, arasına nifak sokmak, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmektir! Ülkemizin de imzalayarak taraf olduğu İnsan Hakları Beyannamesine göre ise Kültürel soykırım uygulamaktır! Suç işlemektir! 

Devletin bu tasarrufu Aleviler tarafından üzüntüyle karşılanıyor ve şöyle anlaşılıyor: Bu yaklaşım kötüdür, yanlıştır daha ötesi, demokratik, laik, hukuk devletinin iflasıdır. İdeolojik tanımı ise faşizmdir! Faşizmin, farklı örneklerinden birinin 1940’lı yıllarda başta Almanya, İtalya ve komşu ülkelerde, Yahudilere uygulanan ırkçı soykırım olduğunu… Keza çevremizde bulunan ülkeleri kan gölüne çeviren mezhep savaşlarının ve inançsal soykırımın kaynağında da yine farklı olana tahammülsüzlük ve koyu bir cehaletin yattığını… Ve bu devlet politikasının bir tür kültürel soykırım (2007 yılındaki Birleşmiş Milletler Yerli Hakları Beyannamesi'nde cultural genocide ile ethnocide terimleri yan yana kullanılmıştır) olduğunun tespit edilmesinde sayısız yarar görmekteyim.

Dolayısıyla, değerli Heyetinizin bu tepki ve taleplerimizi, salt mezhep zaviyesinden ele almak ve salt Alevi hukukunu korumak şeklinde değil, devletin demokrasi laiklik, eşitlik, adalet gibi varlık nedenlerinden sapmasına karşı gösterilen bir duyarlılık ve bir yurttaşlık ödevi şeklinde değerlendirmesi isabetli olacaktır. Her ne kadar ülkemizde yurttaşlık parayla satılmış, içi boşaltılmışsa da, insanların seve seve can verdiği yurttaşlık bilinci, parayla satın alınamayacak kadar kıymetli ve sorumluluk isteyen bir haslettir. Ben, Anayasanın demokratik laik ruhuna ve lafzına uygun davranarak, “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” iddiasının tersine birliğimizi koruyor, aynı zamanda yurttaş sorumluluğumu yerine getiriyorum.

 

Değerli Yargıçlar;

Arz ettiğim nedenlerle, “bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünde olduğu gibi, yasa ve etik dışı bu ibretlik olayı, milletimizin lehine tecelli ettirmek ve devlet adına tasarruf yetkisi olan bürokratların ders çıkarmasını sağlamaları bakımından, örnek bir karar vermenizi… Bu kararınızı gerekçeli kararınızla taçlandırmanızı, teklif etmek isterim. Çünkü böyle bir karar; ülkemizde adalet ve eşitlik standardının yükseltilmesine, yargının eksiksiz, tarafsız adalet dağıtmasına ve “Türkiye’de hâkimler var” algısının tekrar güncellenmesine hizmet edecektir.

Bu yüzden hukuk, ahlak ve evrensel anlayış düzleminden bakıldığında, esas “suçlu”, yazdığım yazı bağlamında şahsi tavrımda değil, devlet adına hareket ettiğini ifade eden idare içinde aranmalı, O şahıslar adına iddianame düzenlenmelidir. Alevi köyüne, hele de Alevilerin en yüksek düzeyde kutsayarak, “Mürşit Ocağı” kabul ettikleri türbeye gelerek, damına hoparlör bağlamak ve “burası artık cami oldu” demek, hem bir cehalet örneği, hem de büyük bir suçtur. Alevilere, inançlarına, kültür varlıklarına hakaret etmek; hatta küfretmektir. Bu duruma göre Sayın Savcımız suçluyu değil, “yapmayın ayıptır, bu bir kültür ve inanç katliamıdır” diyen şahsımı suçlamış ve hakkımda iddianame hazırlamıştır.

 

İlçe sınırları içinde yaşayan tüm bireylerin can, mal, inanç, hak, hukuk ve kültüründen sorumlu olması gereken, eşit ve adil davranması beklenen; kaymakam, müftü, jandarma komutanı vb gibi bürokratlar, Sünni mezhebinin temsilcileri gibi davranamaz. Dolayısıyla yargılanması ve cezalandırılması gerekenler; mezhep temsilcisi gibi davranan Erbaa İlçesinin bürokratlarıdır.

 

Bürokratların tutumu, ülke bürokrasisinin geldiği mana bakımından tam bir vahamet ve çürümüşlüktür. Bu yaklaşımın tekabül ettiği mana; “Siz Aleviler, yurttaş haklarından ve kamu olanaklarından yararlanamazsınız” anlamındadır. Bu garip, çarpık din ve devlet anlayışı, şiddetle ve örnek teşkil edecek biçimde, yargı marifeti ve millet bilinciyle mahkûm edilmelidir ki, tekrar tekrar hortlamasın! Dolayısıyla bu dava ve vereceğiniz kararın değeri yaşamsaldır. Milyonlarca Alevi’yi, samimi Sünnileri, demokrat, laik ve sekuler yurttaşımızı ilgilendiren büyük bir davadır.

 

İnsan onuru ve çağımızın yurttaşlık bilinci bu kırıcı, ötekileştirici tutumu mahkûm etmelidir. Bu tutum içinde olan Devlet yetkilileri, Anayasamızı, insan haysiyetini ve imza atarak iç hukuk saydığımız AİHM gibi kurumları, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi sözleşmeleri, uluslararası antlaşmaları da çiğniyor. Çoğulculuğu değil çoğunlukçuluğu tercih ediyor. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı marifetiyle cehaleti tahkim ediyor. Tek din, tek mezhep noktasında ısrar ediyor, dünyayı gelişmeyi, teknolojiyi, zengin onurlu milletleri görmüyor, çoğulculuğun-renkliliğin nimetlerini anlamıyor, okumuyor, bilmiyor. Sürekli olarak; Alevi-Sünni, Kürt-Türk gibi iç kavga başlıkları açıyor, kaşıyor, kanatıyor, ülkemizi geri bırakıyor. İmza ettiği ulusal üstü sözleşmelere uymuyor, Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı’nın AİHM kararıyla elde ettiği “CEMEVİ İBADETHANEDİR” kararını tanımıyor! https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1671791

 

Bu tutum sürdürülemez, uluslararası arenada ayıplanır, kınanır ve mahkûm edilir. Devlet, yeni mahkûmiyetlerle karşı karşıya kalır, itibar kaybeder. Tekrar etmek gerekirse, Keçeci Baba Dergâhı örneğinde olduğu gibi Alevi Bektaşi inancına ait mekânların camiye dönüştürülmesi, salt bir saldırı değil, aynı zamanda insan hakları ihlali ve kültürel soykırım uygulamasıdır!

 

Anayasamızın başlangıç ve sonraki maddelerinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” denildiği, “manevi varlığının korunması, geliştirilmesi ve ebeveynin inanç değerlerine saygılı davranılması” gerektiği emrediliyorken… Nasıl oluyor da bu Sayın Devlet yetkilileri, Alevi mabedine müdahale ederek, kutsal bütünlüğüne saldırıyor, bozuyor, köy ahalisini zımni olarak mezhep değiştirmeye zorluyor? Ve nasıl oluyor da bu iddianameyi hazırlayan Sn. Savcım suç işleyene değil de, “bunu yapmayın ayıptır-günahtır, hakarettir, hatta küfürdür, hatta bu bir soykırımdır! İmamınızı, hoparlörünüzü alın gidin, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmeyin” diyen şahsımı suçluyor?

 

Yukarıda özetlediğim nedenler, savunmama eklediğim belge ve deliller ile ulusal-uluslararası mahkeme kararları doğrultusunda beraatımı diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği