Yüz bin yeni dolar milyonerine karşılık, yüzbinlerce insan işsiz kalıyorsa, buna “kader” diyemezsin;
Kendi maaşlarına çuvalla artış yapanlar, iş emekliye gelince “kaynak dar” diyor ve sen hala bunlardan medet umuyorsan, buna “kaderim” diyemezsin;
Türkün de, Kürdün de yoksul gençleri yaşamdan dışlanıyor, bu işeyişe ateş taşıyanların ahfadı sefa içinde yaşıyorsa buna “kader” diyemezsin;
İrticai yuvalarda çocuklara “tecavüz” vakaları karşısında, “bir kereden bir şey olmaz” diyenin yakasına kanun yapışmıyorsa, buna “kader” diyemezsin;
Türkiye’nin borcunu 500 milyar dolara çıkaranlar köprü ve otoyol geçişlerini halka yüklüyorsa, buna “kader” diyemezsin;
Bankalar ile Bizans burjuvası yüzde 400’ler, yüzde 200’ler kar elde ederlerken, çiftçiler borçları nedeniyle icraya düşüyor ve topraklarını kaybediyorsa, buna da “kader” diyemezsin;
İktidara yakın sermayedarların vergi borçları bir kalemde silinirken, esnaf ve zanaatkar kepenk kapatmak zorunda kalıyorsa, buna hiç mi hiç “kader” diyemezsin;
PKK terörü sıfırlanmak yerine “sınır ötesine süpürülmekle” karşılanıyor ve bizi Ortadoğu’da sorunlar içine gömenlerden muhalefete yol haritası bekleniyorsa, buna da “kader” diyemezsin;
Türkiye’nin NATO ve Asya ilişkilerinde dengeleme ve bölge merkezli politika izleme ilkesini bir yana itip, Mavi Vatan’da haklarını savunmasına “muhalefet eden” muhalif partinin sesi oluyorsa ve sen buna sessiz kalıyorsan, bu duruma da “kader” diyemezsin;
Savaşan ordumuzu “kimyasal silah kullandı” iftirasıyla dünyaya jurnalleyen anlayış tabiplerin birliğini paramparça ediyor ve bu anlayışı değiştiremiyorsan, buna safça “kader” diyemezsin;
Ankara’yı “parsel parsel satma” konusunda birbirlerini suçlayanlar hakkında takibat yapılmazken, bir “tefeci simsarın” açtığı davalarla mimarlar odası başkanı işsiz kalıyor ve sen de buna sessiz kalıyorsan, buna “kaderdir” diyemezsin;
20 yılda Dünyanın en eski ve deneyimli bir siyasi partisi hala kendi içinden başkan ve belediye başkanı adayları çıkaramıyor ve partiyi özümsemeyenler partide etkin oluyorsa, buna da asla ama asla “kader” diyemezsin;
Çoluk çocuk oturup kitap okuyup, sanata spora yönleneceğine “mafya dizisi” izleyip, kimi TV bülbüllerinin kokmuş ağzından siyasi çözümler bekliyorsan buna “kaderim” diyemezsin;
Ve büyük ozanlardan bir dizeden esinlenerek devam edelim: Kabahatin tümü senin demeye dilim varmıyor ama kardeşim, hani bu düzenin devamlılığında senin de var epey payın…
Evet, sosyalliğini yitiren, bireysel haklarını savunamayan, sınıf bilinci gelişmeyen bir toplum haline geldik… Sendikanın ağası, siyasetin kaşağısı, toprağın dere-beyi bizi eziyor, bu düzen bir silindir gibi bizim ve evlatlarımızın üzerinden geçiyor…
Değirmen taşlarının arasında öğütülen darı taneleriyiz. Üst katmanda merkezi yönetimin mali sistemi; vergiler, harçlar ve de ekonomik düzeni: faizler, borçlar, paralı eğitim ve sağlık… Değirmenin alt taşında kadim yoksulluğumuz, zamlar, tarladan tezgaha aracılı düzen, marketlerde çift yönlü etiketlerle ahlaksız bir sistem…
Oysa bu sistem değişmeli. Bu çürümüş düzen değişmeli! Bu yolda arınmak, silkelenmek, sorgulamak, özeleştiri yapmak ve güçlerimizi birleştirmek gerek…
Yazgımızı (kaderimizi) elimize almamız en azından yazgımızı Yazan’a saygımızın gereği değil midir?
Evet “kadere” inanırım. Ancak, o arada bilimin ışığında çalışmaya güvenirim.
Yaşamın getirdikleri ise kader, yaşamı bir yerlerden tutmak, belli bir akışı planlamak, hataları tekrarlamamak, olumsuzluklardan ders alarak tekrar “başlamak” gerek; ki, zaten bu da kaderin ta kendisidir.
Kuşkusuz bireysel yazgılarımız toplanır toplumun yazgısını etkiler, öte yandan toplumların da adeta birer yazgısı vardır; tarihin dönemlerinde şekillenir,
Savaşla ölürüz, açlıkla kırılırız, yoklukla kavrulur, dost elinden vuruluruz! Ya da, hep birlikte kalkınır, dünyanın nimetlerini hakça bölüşür, yeniden üretir, geleceğe güvenle bakarız…
Demek ki, bir kader var kaderin içinde, bir büyük kader var, hepimizin peşinde!
Asl’olan bireyler olarak, aileler olarak ve toplum olarak, hatta ulus olarak, güzel bir yazgıyı karşılamak ve yaşamak ve Tanrı’nın aslen tüm “kulları” için en güzeli yazmak istediğine inanmaktır…




























