MAHALLE YANARKEN KÖPÜRTÜLEN DANIŞMAN KRİZİ
Türkiye insanı açlık yokluk yoksulluk ile boğuşuyor. 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP, toplumun % 65-70’ini oluşturan yoksul kesimini inim inim inletirken, kırsal kesimde yaşayan, tarım ile uğraşan toplam nüfusun % 6.3’ü, ürün için ilan edilen taban fiyat, harcanan akaryakıt-ilaç- gübre (emeği saymıyorum) bedelini karşılamadığından, ürünü satılmayıp tarlada bıraktığı; 11 Eylülde yeni eğitim dönemi başlayacağı için çocuklarının kırtasiye- giyim ve ulaşım (malumunuzdur, AKP döneminde, aslında laik eğitimin köküne dinamit atmak için eğitimi ne olduğu belirsiz “taşımalı eğitim” sistemiyle köylerin büyük kısmını okulsuzlaştırdılar, öğretmensiz bıraktılar) giderlerini nasıl karşılayacağını kara kara düşünen ebeveynlerin milyonları bulduğu; çalışan ve emeklilere verilen zammın üç ayda sıfırlandığı bir zamanda, sorunlarını tartışacağımız kamuoyunda gündeme getireceğimiz, hemhal olacağımız hedef kitlemiz karşımızda durup, bizden çözüm beklerken, “mal bulmuş Mağribi” misali, partide DANIŞMAN KRİZİ fitili ateşlendi.
Herkes eleştirmeye başladı, çorbada benim de tuzum bulunsun diyerek, eleştiri hakkı olan da olmayan da konuşmaya başladı.
Kendisi vekil, aynı anda kocası ya da oğlu-kızı ya da damadı başka vekilin danışmanı olanlar da DANIŞMAN olayını eleştirmeye başladılar. Hem de, hem vekil hem partinin kurultaydan sonraki en yetkili organı Parti Meclisi’nde oldukları, partinin üçüncü katında PM üyelerine ayrılmış odaların olduğu koridorda, ne hikmetse yeni fark ettiler. Kurultay öncesi fark ettikleri ne olduğu- nereden geldiği açıklanan Perizan Yaman ve benzeri “danışman”larla aynı koridoru paylaştıklarını.
Doğru mu bu ve benzeri atamalar derseniz, eski tabir ile, külliyen yanlış. Aynı zamanda, yanlış olan atamayı alelacele inkâr eden, yanlış açıklama yapan, atamayı inkâr eden MYK üyesi Eren Erdem, Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka’nın ve inkârcı diğer açıklamalar da yanlış. Olur-olmaz konuşmak zorunda mısınız? Konuşmasanız olmaz mı? Asıl görevlerinize yoğunlaşsanız yanlış mı olur?
Pekâlâ Sayın PM üyesi milletvekilleri, partinin en yetkili kurulundasınız. Partililerin hukukunu bu atamaları görmezden gelerek mi korudunuz! (Eleştiride ön plana çıkanlar hem vekil, hem de PM üyesi). Birdenbire gözünüzdeki perde kurultay öncesi mi kalktı da ülkenin gündeme gelmesi gereken onlarca sorunu varken, danışman olayını köpürttünüz. Bir kurulda bulunan herkes, aynı zamanda danışmandır. Kurulun iyi çalışması, onların danışarak, tartışarak doğru kararları aldırmaları ve yetkililere uygulatmalarıyla mümkündür.
Ben de, hasbelkader Uluslararası İlişkiler ile Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi eğitimi almış, 37 yıllık bir partili olarak sizlerin eksik yaptığınız, yapamadığınız danışmanlığınızı sorguluyorum. (Ben de anahtar listesine sizleri yazıp PM’ye alan Genel Başkan’ı bu nedenle eleştiriyorum.)
Ülkenin öncelikli sorunları ile ilgileneceğinize, her birinizin mahalle delege seçimlerinde yarışa girmenizi eleştiriyorum.
Halk inim inim inlerken, birileriniz de ilçe kongrelerinde sizden başka kimse yokmuş gibi, hakkınızmış gibi belediye başkan adaylığınızı ilan ettiniz. İlanın akşamında da televizyonda şımarıkça, dalga geçercesine kararınızı milyonlara açıkladınız. Kararınızı şampiyon Voleybolcu Kadınlarımızın başarısıyla yarıştırdınız.
Sayın CHP Milletvekilleri, PM üyeleri, Mahalle yanıyor. Demokrasinin kırıntısı kalmadı ülkede. Laiklik elden gitti-gidiyor. Bırakın parti yönetimini ele geçirme kavgasını. (Mahalle delege seçimlerinde verilen mücadele Genel Seçimler için verilseydi, parti iktidar, Genel Başkan da Cumhurbaşkanı olurdu).
Sizlere acil önerim:
11 Eylül’de okullar açılıyor. AKP/MHP gerici iktidarı sayesinde her okula imam, her okulun İmam Hatip okulu olması, karma eğitime son verilmesi (göreviymiş gibi Diyanet de açıklama yaparak, din kurallarına uymaları şartıyla kız ve erkeklerin bir arada okuyabileceklerini buyurmuş) gündemde. Okullar açılmadan, 8 Eylül veya okulların açıldığı 11 Eylül günü 81 ildeki il yöneticilerimiz, başlarında da siz milletvekilleri, İldeki İl Milli Eğitim Müdürlüklerine aynı saatte giderek “Laik eğitime saldırı olarak algıladığımız girişimlere izin vermeyeceğiz” konulu dilekçeleri vermenizdir. Bu Anayasanın bizlere verdiği bir haktır.
Sayın Milletvekilleri ve PM üyeleri, var mısınız MAHALLEDEKİ YANGINI SÖNDÜRMEYE?




























