“Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.”
Bu sözün anlamı açıktır: Atatürkçülük, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini dogmatik bir anlayışla ezberlemek ya da olduğu gibi tekrar etmek değildir. Asıl Atatürkçülük; onların özüne sadık kalarak aklın, bilimin ve çağdaşlığın ışığında sürekli geliştirmek, yenilemek ve daha ileriye taşımaktır.
Buna rağmen bugün hâlâ bazıları, Atatürk adına konuştuğunu iddia ederek, “Parti kuruluş ayarlarına dönmelidir” ya da “Cumhuriyet Halk Partisi fabrika ayarlarına geri dönmelidir” söylemini dile getirmektedir.
Oysa “fabrika ayarlarına dönmek” düşüncesi, değişimi ve gelişimi reddeden statik bir anlayışı ifade eder. Eğer her alanda kuruluş yıllarının “ayarlarına” dönmeyi savunuyorsak, o zaman bilimi, teknolojiyi, demokrasiyi ve toplumsal yaşamı da 1920’lerin koşullarına geri döndürmemiz gerekir. Böyle bir yaklaşımın ne akıl ne de bilimle bağdaşması mümkündür.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin görevi, yüz yıl önceki koşulları tekrarlamak değil; Atatürk’ün akıl ve bilimi rehber alan anlayışını günümüzün sorunlarına uygulayarak yeni çözümler üretmek ve Cumhuriyet’i daha ileriye taşımaktır.
Bu nedenle, “Cumhuriyet Halk Partisi fabrika ayarlarına geri dönmelidir” söylemi, Atatürk’ün bilim ve akıl temelli mirasıyla bağdaşmadığı gibi, Atatürkçülüğün ilerlemeci ruhuna da aykırıdır. Atatürkçülük, geriye dönmek değil; köklerinden güç alarak sürekli ilerlemek ve çağın önüne geçmektir.
-Süleyman Rıdvanoğlu-




























