Telefon
WhatsApp

MÜSTEMLEKE BASINI
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Müstemleke basınının kendi doğrusu yoktu. İngiliz işgalcileri ve Saray ne derse onlar için "doğru olan" tek şey oydu ve salt onu yazıyorlardı.
Günümüzün saray-havuz medyasına baktığımızda neredeyse birebir aynı metodun takip edildiğini görüyoruz.
Bugünlerde büyük bir deprem felaketiyle karşı karşıyayız. Milletimizin başı sağolsun. Bu büyük felaket karşısında birliğe ve herkesin katkısına ihtiyaç var. Muhalefet diyor ki, "yahu bırakın da olanaklarımız neyse biz de seferber edelim. Yarayı birlikte saralım, acıyı paylaşalım." 
İktidar çevresi ise "zinhar olmaz, istemeyiz" diyor. Muhalif kişi ve belediyeler ne yapsa kötülüyor, görmüyor, gördüğü hizmeti de karartıp hükümete mal ediyor. Bu algının toplum tarafından doğru gibi algılanması ve algının pekişmesi için de 'müstemleke" basınının rolünü oynayan havuz medyasını kullanıyor. 
NUTUK'U okuduğumuzda aynı tutumu Kurtuluş Savaşı döneminde de görüyoruz. Osmanlı Saray yönetimi muhalif gazeteleri kapatıyor, ceza yağdırıyor, gazete sahiplerine eza-cefa ediyor, #TELE1, #Halk TV ve benzer bağımsız-muhalif medyanın durumuyla karşılaşıyorlardı.
"Neden bu kadar hoyrat davranıyorlar? Başat neden İktidarı bırakmak istemiyor olmaları ve "bunlar iktidarda kalmak adına daha hangi kötülüğü göze alır" düşüncesinin pekişmesidir. Osmanlı gibi AKP yönetimi de devletin tüm olanaklarını iktidarda kalmak adına seferber ediyor, muhalefetin beceriksiz, işe yaramaz ve dış güçlerin maşası olduğunu iddia ediyorlar.
Bu algının kabullenilmesi adına Osmanlı ve AKP'NİN ortaklaştığı önemli araç; saray bağımlısı medya, dincilik ve cehalet! O yüzden cehaletin eğitimini veriyor, kullanıyorlar. Günümüz iktidarının Osmanlı'dan farklı malzemesi ise muhalefet liderinin Alevi olması.
Osmanlı tarihin ihanet sayfalarında yerini aldı. Sıra Osmanlıcılarda...

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği