Her rejimde iktidar vardır, bir rejimi demokrasi yapan ise, muhalefetin varlığıdır.
Öyle “hormonlu” cinsinden de değil, adam akıllı söz söyleme özgürlüğü olan bir muhalefet!
Öte yandan, her partide parti içi iktidar vardır, ancak partiyi demokrat yapan farklı seslerdir.
Bu “farklı sesler”, ilgili kurullar ve ortamlarda düşüncelerini özgürce paylaşmalıdır.
Hele ki, emeğin kitle partisinde ve rekabet üstünlüğü “düşünceden” gelen bir partide, parti içi muhalefet, partinin gelişmesine de katkı sağlar. Korkmamak lazımdır.
Bu bağlamda demokratik bir disiplin mekanizması elbet olacak ancak parti toplumsal iletişim kanallarını açık tutarak, gereğinde, taban tabana karşıt düşüncelerden bile yararlanarak, sentezleme yeteneğine özen gösterecektir, göstermelidir…
EN BÜYÜK MAKAM ÜYELİK DEĞİL MİDİR?
Bir partide en büyük makam üyeliktir. Üyelik, bireye, çeşitli ödevler kadar haklar, kimi sorumluluklar kadar gereğinde yetkiler de sağlamaktadır. Üyeler, parti disiplini içinde görüş, öneri, eleştiri, yorumlarını bazen tek başlarına bazen de diğer üyelerle beraberce yetkili kurullara sunarlar, dahası, tüm üyelerle de paylaşırlar. Bu doğaldır.
Gerçek bir kitle partisi düşünce özgürlüğünü kendisine bir yük olarak görmez.
Öte yandan, siyasal hedefini büyütmek ve henüz kazanılmamış oyları da elde etmek iddiasındaki bir parti, kuşkusuz değişik kesimlerden ve dahası zaman içinde kendisine karşıt siyasi tavır alan kimselerden de üye kazanabilir, hatta bu üyelerden nitelikli olanlara yönetim kademelerinde de görev verebilir. Bu da özgüvenin anlatımıdır.
BAŞKA PARTİLERE AÇIK KENDİ PARTİLİSNE KAPALI OLMAMAK
İşte bu denli özgüvene sahip bir kitle partisi bünyesine katacağı insanların kendisini (partinin ilkelerini) değiştirmesine olanak tanımaya mecbur değildir, buna ek olarak,
Parti’ye kattığı o insanların, partinin programını tam olarak benimsemesine özen göstermek durumundadır. Bunu yapabilen (aslında ‘yapmak zorunda’ olan) bir parti,
kendi üyeleri arasından parti içi iktidara göre farklı düşünenleri elinin tersiyle itmez, itemez, tam tersine bir sinerjinin işlemesine özen gösterir…
DEVRİMCİ ZAMANLARIN SINANMASI
Ülkede öyle zamanlar gelir ki, rejim sıkıntıya, sistem açmaza, düzen çürümeye sürüklenmiş olabilir. Bu “olgular” sistemin, düzenin yama tutmayacağının, radikal değişikliklerin zorunlu hale geldiği bir zaman kesitinin anlatımıdır. İşte bu noktada devrimci partilerin deneyimi devreye girer. CHP gibi dünyanın en köklü ve eski partilerden birinden söz edenler,
Parti’nin devletin kurulmasında, çok partili demokrasinin getirilmesinde kaydettiği büyük deneyimi de göz önüne alarak, Ulusun “kara talihine” demokratik anlamda ve sandıkta bir kez daha müdahil olması gereğini ifade etmektedirler.
Bu tespitlere konu olan bir parti için bir büyük siyasal, kurumsal performansa ihtiyacı vardır.
Ülkemizde olsun diğer ülkelerde olsun herhangi bir siyasi parti için performansın iki ölçütü vardır bence: Birincisi iktidardan ayrılırken iktidara geldiğinden daha gelişmiş bir demokrasi ve daha güçlü bir ekonomi bırakması, ikincisi ise -her şey harap olsa bile- kurumlarıyla, kurallarıyla, liyakate dayalı şekilde ülkeyi esenliğe kavuşturacak yapılanmayı başaracak yetenekte olması… Bunlar bugünün CHP’si için ne kadar geçerlidir ya da diğer partiler için ne kadar muteberdir, o ayrı bir yazı konusudur.
ÖN SEÇİM DEMOKRASİNİN EVDE BAŞLAMASIDIR
Ancak makalemin girizgahında değindiğim gibi demokrasiyi arayanın;
*ilkin kendi evinde demokratik bir işleyişi sağlaması,
*değiştirmeyi vaat ettiği düzene benzeyerek veya kendisini başkalaştıran katılımlardan medet ummak yerine, kendi evlatlarına sahip çıkması,
*parti içinde demokratik disipline dayanan düşünceyi ifade özgürlüğü vasatını sağlamış olması ve
*her şeyden önemli olarak, toplumun tüm kesimleriyle, sendikalardan demokratik kitle örgütlerine, sanat çevrelerinden akademik dünyaya bağlarını güçlü tutması beklenmelidir.
ÖN SEÇİM “TOPLUMSAL ENERJİDİR”
Özcesi, toplumla dayanışma içinde olan bir kitle partisi, zaman sarkacını lehine çalıştırandır ve eninde sonunda iktidara gelecek olandır. Toplumla bağların güçlendirilmesinin bir yolu da ön seçim mekanizmasının işlevselliğidir.
Çünkü ön seçim sanıldığı gibi yalnız parti içi bir mücadele olmakla sınırlı kalmaz, doğası, öncesi, oluşu, sonrası itibariyle süreçteki tüm adayların ve grupların toplumla olan bağlarının ve dayanışmasının da partiye aktarılmasına katkı sağlar.
O arada örgütsel canlılığa katkı anlamında ön seçim, gerçekte, “bir sorunu en iyi yaşayanlar bilir” deyişinde olduğu gibi, yerelde halkın, partililerin temsil noktasına çıkarmak istedikleri kişilerin de yolunu açar. Aksine bir tutum ise daralmadır, sığlaşmadır, enerji kaybıdır, motivasyon ve moral azalmasıdır.
BİR KONTROL KALEMİ BİR SOSYAL SİGORTADIR
Tabiidir ki, Türkiye halen sanayi ve tarım toplumu olma özelliklerini iç içe yaşamaktadır.
İktisadi zorlukların ve geçmişte terör nedeniyle de yaşanan iç göçlerin yanı sıra, son yıllarda dışarıdan gelen sığınmacıların da etkisiyle toplum, büyük kültürel şok dalgalarına da açılmıştır. Yanı sıra, Türkiye, korkunç bir gelir dağılımı adaletsizliği ve özellikle gençler arasında yaygın ürpertici bir işsizlik anaforunun içinde olup, insanlar ve aileler gündelik yaşamlarını idame ettirmek için bile kredi kartlarıyla borçlanmaya muhtaç haldedirler.
Böyle bir tabloda düzenli parti aidatı ödenmesinin veya partinin yerelde olsun toplantılarına düzenli katılım sergilenmesinin fiili zorlukları ortadadır, bununla birlikte, madem delegelik sistemi geçerlidir, o halde, bunun sağlamasının yapılması ve ön seçimin uygulanması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Parti için, Türkiye için, örgüt için, program için, kadrolar için, ön seçim büyük bir kontrol kalemi ve sosyalliğin / bir aradalığın sigortası olup, aynı zamanda partinin dışa açılmasında da ciddi bir kaldıraçtır.
“BAHANELER ÜRETMEYE” GEREK YOK!
“Efendim, süreçte tümüyle merkez yoklaması hakkımız var, zaten ülke kargaşa içinde, o nedenle ön seçim ısrarına gerek yok” diyenlere şu yanıt verilebilir:
Cumhuriyet Senatosuna "kontenjan" vermiyorsunuz,
Halkın temsilcilerini belirliyorsunuz.
Arkada kalan her başarılı seçim dinamiğinin toplumla beraber yükselen gücü ön seçimdir.
Partinin Anayasası Tüzüktür. Onu koruyamayan ülkenin Anayasasını nasıl koruyacaktır?
Örneğin CHP'nde hakim denetiminde ön seçim iki yüz bin sandığa eksiksiz gözlemci gönderme zorunda olan parti için zor bir uygulama olmasa gerekir.
Bu tespit, iki milyon üye on milyon oy bandı iddiasındaki bir partiye de yakışandır.
Unutmayalım demokrasi muhalefet varsa, parti içi iktidar farklılıklardan yararlanabiliyorsa, ülkemizdeki demokrasiye kalıcı katkılar verilebilir.
Katılımcı, özgürlükçü, dayanışmacı demokrasi ve onun belirleyicisi olan düşünce özgürlüğü her türlü tahttan, makamdan, unvandan, silahtan, parasal ve maddi olanaklardan çok daha büyük bir güçtür.




























