Telefon
WhatsApp

Ön yargıları satın almak
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

İyilik ve kötülük örneklerine en iyiler olsun diye iki dersten bahsedelim. İlki kötülüğün damla damla birikip ülkenin her yanına nasıl sirayet ettiğiyle ilgili. Kimin dost kimin düşman olduğuna söylemlerden çok gerçeklerin karar verdiğini görmek lazım gelmesi açısından önemlidir. Bize anlatılanlarla olanlar arasında nasıl bir korelasyon vardır diye soruyor muyuz? Pek sanmıyorum ama binlerce yıl öncesinin ahlaki geleneklerinden çok gerilerde olduğumuzu içinde yaşadığımız örneklerden yola çıkarak görebiliriz. İtiraz ediyorsak tarafsız bir gözle geçmiş medeniyetleri incelememizde fayda olacaktır. Ama o dönem cahiliye devriydi diyerek kendinizi şartlandırıyorsanız cahiliyenin dahiliye servisinden bir türlü çıkamamışsınız demektir. Demem o ki sizin görüşleriniz her zaman doğruyu göstermez, sizin hayatın gerçeklerine puslu gözlüklerden bakmamanız gerektiğini düşünmeniz gerekir. Örneğin sizi şartlanmaya götüren bir öğüt, atasözü,gelenek,örnek…tarafınızdan sorgulanmaksızın kabul ediliyorsa bu alışkanlık haline getirilmiş,süreklileştirilmiş uyuşmanın merkezi haline gelmişliğinizi resmeder. Bu durumda kendinize cahiliye devrinde yaşadığınızı söylemekten başka çareniz kalmamıştır. Zira çözümlere çıkan yolları kendi ellerinizle bilerek ve isteyerek kapatmışsınız demektir.

 

‘MARTİN, YAVRUM’

Başlıktaki kavram kolay kolay söylenemez ama ‘yavrum’ kavramı söyleyenin karşı taraf ile yavrusu kadar yakın olduğunu gösterir.

Tarihe geçsin diye yazayım. Emekli Albay Aziz Ergen her seferinde bir anısını anlatıyor. Bu haberi kendisinden ve bir çok kanaldan doğruladığım için alıyorum :

 

'’

Yaklaşmayın' ikazlarımıza rağmen ısrarla geliyorlardı. Karşı tarafın ikazlarımıza uymaması üzerine, ABD'li Albay Martin Rollinson ve 5 peşmergeyi yakalayarak gözaltına aldık" dedi.

ABD’li Albayın uydu telefonundan arayan Org. Aytaç YALMAN, Alb. ERGEN’e “- Neden bunu yaptın, neden tutukladın vb. ” diye sorduktan sonra ABD’li Albayla “- Martin Yavrum, durumun nasıl, ben ilgileniyorum” diyerek Türkçe konuşmuş ve Kara Harp Akademisi’nde öğrencisi olan Alb. Martin’e sahip çıkmıştı. Aynı tavrı 2. Ordu Komutanı Fevzi TÜRKERİ’de yinelemiş, Ankara’dan gelen talimatla da Alb. Martin serbest bırakılmıştı. Bu Amerikancı tutum sergilenmeseydi, Alb. ERGEN, yanında 50 dolayında peşmerge ve 30 kadar PKK’lı ile Kopki tepesindeki müfrezeyi derdest ederek, başlarına çuval geçirmek niyetiyle bölgeye gelen ABD’li Albayı ve yanındakileri eşeklere bindirip üst makamlara gönderecekti. ‘’

Üstteki bilgiler artık her tarafta yayınlanıyor ve devleti yöneten güvenilir kişilerin aslında ne kadar da güvenilmez olabileceklerini gösteriyor. Bu habere göre bir ordu komutanı düşman güçlere devletin sırlarını veriyor ve devletin düşmanlarına ajanlık yapıyor. Bu adamlar askerleri ölüm bölgesine sürerek şehitler verilmesini sağlıyor. Böylece düşmana yardım ve yataklık yapıyor ama halk onun kendi çıkarlarını koruduğuna inanıyor. O şahsı vatan-millet-sakarya edebiyatı yaptığı için kendisinin çıkarlarını koruduğunu sanıyor. Öyleyse ‘her sakallıyı deden sanma..! ‘’ atasözünden yola çıkarak bilimsel şüpheciliğin izinden giderek aklın süzgecinden her şeyi geçirmek gerekiyormuş.

12 eylül faşist cuntasının darbe yapmak için halkı ve ortamı kendi rejimi için nasıl hazırlamış olduğunu bu örneklerle çok kolay görmemiz mümkündür.1980’li yıllarda TSK’da göreve başladığımızda Sümüklü FETÖ’nün elemanlarının, militanlarının olmadığı birim nerdeyse yok gibiydi. Bu casusların ülke yönetimine tesadüfen gelmedikleri, sistematik olarak PKK’yı Ankara Çubuk’ta kuran eller tarafından yerleştirildikleri çok bariz ortada iken ‘kandırıldık, Allah bizi affetsin’’ gibi yalanları söylemek havada kalıyor. Zira CIA’nın oğlanları iktidara parça parça yerleşmişlerdi. Bugün ise ülke tarikatlar ve cemaatler koalisyonu ile yönetiliyorsa bu sistematik yapının eseri olduğundandır ve hiçbir şey tesadüf değildir. Hiçbir şeyin tesadüf olmaması bir yana PKK ve FETÖ ile imam nikahlı yaşayanların sizlere PKK’lı yada FETÖ’cü demeleri suçlarını bastırma manevrasından başka bir şey değildir. Kaldı ki dezenformasyon denilen şey de budur. Muhalif kitlelerin kimlerin dezenformasyoncu olduğu,kimleri suçlayarak içeriye atma tehditleriyle iktidarlarını kalıcı kılmaya çalıştıkları ortadadır.

Her türlü hileyi yapar,sonra da yaptığınız hilelerin  adına ‘kader’ der geçersiniz. Burada en büyük üzüntümü sizlerle paylaşmak isterim. Ülke boydan boya cemaatler ve tarikatlar tarafından sarılmış bir örümcek ağına dönmüşken,devlet kadroları bu cemaatlerden müteşekkilken biz kendimizi kandırmaya devam etmişiz. Biz halkın kooperasyonlarla,kollektif şirketler ve STÖ’lerle örgütlü güç olmasını savunurken yeşil burjuvazi kendi sivil inisiyatiflerini oluşturup iktidara yerleşmiş de görmemişiz… Sınırsız dernekleri,partileri,şirketleri,bankaları,mahalle meclisleri ve sohbet evleriyle…mahallelerde nasıl örgütlendiklerini bize gösterdikleri halde kendimizi kandırmaya devam ediyoruz.

Öyleyse en büyük sorundan başlamalıyız devrim yapmaya : kendi önyargılarımızı kırmalıyız. Oysa akp’li troller bile devrimciliğe soyundular ki bu durumdan gerçek devrimcilerin,kemalistlerin,cumhuriyetçilerin,demokratların…en çok da kendisini aydın sayan ama varlıkları belli olmayan arkadaşlarımızın utanması gerekir.

 

ÜLKENİN EN BÜYÜK SORUNU ÖZELEŞTİRİ YAP(a)MAYAN İNSANLARDIR.

Neden en büyü sorun bu arkadaşlarımız ? Çünkü sorumluluk almıyorlar,dünya yansa umurlarında değil. Şunu tüm samimiyetimle itiraf edeyim ki ülkenin içine düştüğü makus karanlığın nedeni biz emeklileriz. Çünkü unumuzu elediğimizi,eleğimizi astığımızı düşünmek suretiyle sorumluluk alıp kendimizi yormuyoruz. Ülkenin sorunlarıyla yüzleşip çözüm önerilerini,üstelik ülkemiz öneline özel çözüm önerilerini üretip hayata geçirmiyoruz. Elbette o zaman başkaları bizim yerimize düşünür,üretir,satar,sahip olur. Sahip olur,çünkü kazanır. Kazanır,çünkü bilim parayı ve geleceği kurtarır. İşte temel felsefemiz burada kilitlendi. Bilimi rehber edinmek yerine bir takım hokkabaz din adamlarını referans aldık ve onların yalanlarını gerçeğin yerine koyduk.

Gerçekle yalan, karanlıkla ışık,cehaletle aydınlanma bir arada olmaz olamaz. Savaşır ve birisi galip gelir. İşte yaşadığımız süreç karanlığın,yani karşı devrimin galip gelmesidir. İşte o yüzden cemaatçiler devrimci olduklarını iddia eder oldular. Bu hepiniz için utanç verici bir durum olmalıdır,oysa olmuyor.

 

 

 

MARTİN LUTHER

 

Yukarıdaki resme dikkatlice bakın,bu adam ne yapıyor ? Hiçbir şey yapıyormuş gibi durmuyor ama bir tarihi dönüşümün işaretlerini veriyor,zihinsel ve inançsal devrim...

 

Tam beş yüz yıl önce Martin Luther Almanya'da Wittenberg Kilisesi'nin kapısına 95 tezini çiviledi. Luther bunu protesto amacıyla yapmamıştı.  Ancak bu olay Protestan Reformunu başlatan kıvılcım oldu. Protestan Reformu da tüm kilise tarihinin en önemli olaylarından biri haline geldi. Reform neydi? Ne oldu ve neden oldu? Daha da önemlisi bugün Reformun bizim için herhangi bir anlamı var mı? 

 

Bu ana kadar insanlar yalanlara,önyargılara,kulaktan dolma efsanelere,masallara inanıp insanlara tapıyorlardı;tıpkı bugün gibi.Oysa bir şey oldu ve tarih değişti. O andan sonra hiçbir şey eskisi kadar olmadı,önyargılar yenildi,beyinsel toplu hipnoz yerini düşünsel özgürleşmeye bıraktı ve inanç alanı özgürleştirildi. Bunun için bir tek kişi medeni cesaretini topladı ve müşriklerden korkmadı,günahın ve önyargının üzerine üzerine gitti. Çünkü insanların beyinleri sanki kilit altındaymışçasına esir edilmişti ve yalanlara,hurafelere inanırken birdenbire özgürleşip sorgulamaya başladılar.

Din adamları insanlara yalan söylüyordu. Kutsal Kitap okumayan,kulaktan dolma bilgilere inanan topluluklar cennetten yer satın alıyorlar,din adamlarına paralar vererek onları zengin ediyorlardı. Bizim din adamlarına nasıl da benziyorlar değil mi ? düşünün,bir din kurumu 10 bakanlık bütçesine denk bütçe alıyor ve insanlara hiçbir hizmet  vermiyor;tersine bu bütçeyi toplumu cahil bırakmak için harcıyor. Başkanı da ilgisiz bir ülkeden, ingiltere’den 15 milyon dolara kendi şahsına ev alıyor. Kimin parasıyla aldıysa artık ? işte bu sıygunun aynısını Katolik din adamları,üstelik yüksek din heyetleri adıyla yapıyorlardı. Bize nasıl da benziyorlar. Oysa Martin Luther bu önyargıları bir kalemle silip süpürdü. Din adamları o yüzden aydınlanmadan korkuyorlar işte…

Oysa Martin Luther de din adamıydı ve insanların yobaz din adamlarını dinlemek yerine Kutsal Kitabı okumalarını sağladı.

Martin Luther cehennemi mahkeme kararıyla satın alıncaya kadar halk papazlara para vererek cennetten yer satın alıyorlardı. Çünkü cennette mülk satın alınabileceğine din adamları halkı inandırmışlardı. Mahkeme cehennemi Martin Luther'e bedelsiz satınca kararı kapıya asmış,hem dine hakaretten kurtulmuş,hem de halkı yobazların elinden kurtarmıştı.

 

Aynı olayı bize teşmil edersek Martin Luther bile gelse bir kısım emeklilerin ve eyt'lilerin önyargılarını kıramayacak. Çünkü artık halk din adamlarına bırakın inanmayı, tapıyor.. Dolayısıyla dinci siyasetçiye de tapıyor. İnsanımız kendi patronundan korktuğu kadar Allah’tan korkmuyor .Bu tespiti neden yaptık ? Çünkü gerçekçi olmazsak önümüzü göremeyiz. Günümüzün en çıplak gerçeklerinin en bariz olanlarını yazalım :

 

Halkımız temeli ve projesi olmayan hayali evlere milyonlarca lira başvuru harcı yatırdı ve bu paranın seçimlerde kullanılacağını bile bile bunu yapıyor.

 

Tüik denilen yalancılığı tescil edilmiş kuruluş enflasyonu yarısı kadar gösteriyor,dolayısıyla emekli ve çalışanlar fakirleştiğini biliyor.

Başörtülü bacımız olan aile ve sosyal politikalar bakanı ‘çocuklara bir kere tecavüz olmuşsa ne olmuş ‘ diyebiliyor ve toplum tepki vermiyor.

Çocuklara tecavüz için konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘küçüğün rızası vardı’ diyebiliyor ve toplum tepki vermiyor.

Bu siyasetçiler bu sözleri söylerken islamı kullanıyorlar. Dolayısıyla siyasal İslamcılık, din tüccarlığı yapıyorlar. Oysa şunu çok iyi bilmeliyiz : siyasal islamcılar her zaman askeri darbelerin safında-yanında olmuştur ve toplumun her türlü gelişmesinin önünü tıkamışlardır.

Peki bu topluma ne oldu da böyle oldu.

20 yıllık akp döneminde doğan çocuklar artık seçmen oldu ve yeni bir iklimde, ahlakı ve algıları yozlaşmış bir zamana denk geldiler. 20 yıldır yandaş televizyonlar toplumu n değer yargılarını öylesine ahlaksız örneklere alıştırdılar ki halkın bir çoğu her türlü rezilliği kabul eder,olağan karşılar oldu. Oysa ‘bir bildikleri vardır’ diye söylenmek yerine ‘bir bakalım’ deyip söylenen ve yapılanların araştırmasını yapmak aklın gereğidir. Oysa bu uçurumdan çıkış yolu vardır ama toplum bir musibet görmek istiyor gibidir.

Aklı kullanmak insan olmanın gereğidir. Bu nedenle aklını kullanmayıp birilerinin yanaşması,kölesi,yağcısı,tebası olmak aklı köle etmektir. Aklını köle yapan vücudunu ve geleceğini de köle yapacağından en azından utanacak yüzü olmalı mıdır.?

Şimdi ‘Türkçemizi konuşamıyoruz’ diyen saray yanaşmasına bu soruyu sorun...?

Oysa kendi cehaletimizi yendiğimiz oranda önyargılarımızdan arınırız. Ama cahil oldukları için yıkım projelerinde yer alan mutlu adamlar bilerek ve isteyerek kendi ülkelerini karanlığa iterler.

Ee biz de boş duracak değiliz ya,

Kurunun yanı sıra yaş da yanar.

Lösev2
Paylaş
Arşiv Murtaza ak Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği