Bir anlamda verimlilik etkinliktir; etkinlik de verimliliktir.
Bu iki kavram birbirinden ayrı düşünülemez.
Her kurum gibi siyasal kurumlar, yani partiler de bu bütünlüğe ihtiyaç duyar. Çünkü siyaset yalnızca söylem üretme sanatı değil; aynı zamanda sonuç sağlama disiplinidir.
Peki siyasal parti açısından verimli olmak, toplumda etkili olmak ne demektir? Bunun ölçüsü, standardı ve sürdürülebilirliği hangi unsurlara dayanır?
Siyasal bir partinin programı, vizyonu ve ideolojik yönü ne kadar güçlü olursa olsun, eğer bu hedefler toplumsal karşılık üretmiyorsa, orada verimlilikten söz edilemez. Dolayısıyla siyasal verimlilik; sadece doğruyu savunmak değil, doğruyu toplumsal karşılıkla buluşturabilmektir.
Bu çerçevede ilk temel unsur 1- parti içi eğitimdir.
Her bir köklü siyasi parti aynı zamanda bir “okuldur.” Bu okulda sadece bilgi aktarılmaz; refleks, disiplin, dil, üslup ve davranış biçimi inşa edilir.
Siyasetin gerçek ödülü de makamlar değil; bu okulda kazanılan bilinçtir. Bu okul belki de hayatın en uzun okuludur. Bu nedenle kurumsallaşmış bir “parti okulu” olmadan verimlilikten söz etmek mümkün değildir.
İkinci kritik unsur 2- ölçme ve değerlendirme sistemidir.
Parti içi faaliyetlerin, örgüt performanslarının ve bireysel katkıların nesnel kriterlerle değerlendirilmesi gerekir. Bu yapılmadığında iki temel sorun ortaya çıkar:
- Emek parti miçinde adeta "küme düşer"
- Başarı ile başarısızlık arasındaki fark ise bir gün ayırt edilemez derecede bulanıklaşır...
Oysa verimli bir siyasal yapı; kim ne yapıyor, ne kadar katkı sunuyor ve hangi sonuçları üretiyor sorularına net cevaplar verebilmelidir.
Ölçülemeyen hiçbir şey yönetilemez. Bu nedenle veri temelli, şeffaf ve adil bir değerlendirme sistemi zorunludur.
Üçüncü unsur 3- örgütsel rol netliği ve iletişim kalitesidir.
Görev tanımlarının açık olduğu, iletişimin çift yönlü işlediği yapılarda enerji doğru kullanılır; verimlilik artar.
Dördüncü unsur 4- saha ile bağ ve toplumsal temastır.
Siyaset, toplumdan kopuk yürütülemez. Sahadan beslenmeyen yapı, zamanla kendi içine kapanır.
Beşinci unsur ise 5- motivasyon ve aidiyet duygusudur.
Bu bağlamda takdir, görünürlük, katılım ve anlam duygusu; örgütsel verimliliğin görünmeyen ama belirleyici unsurlarıdır.
Bu genel çerçevede "takımlar kuruldu mu" sahaya çıkar ve o il ve ilçe takımları büyük maçı Partisel Örgütsel Verimlilik taktiğine göre oynar!
Performans odaklı il ve ilçe örgütlenmesi...
Bir il ya da ilçe örgütünün başarısı yalnızca seçim sonuçlarıyla ölçülemez.
Seçim performansı elbette çok önemli olmakla birlikte, örgütsel canlılığın ve sürdürülebilir etkinliğin tek göstergesi değildir.
Gerçek bir performans değerlendirmesi;
- Yıllık yeni üye kazanım sayısı,
- Düzenlenen ya da katkı sunulan konferans, seminer ve paneller,
- Demokratik kitle örgütleriyle birlikte yürütülen faaliyetler,
- Yerel düzeyde oluşturulan toplumsal etki alanı,
gibi çok boyutlu kriterler üzerinden yapılmalıdır... Bunları ölçebilen maddi ve sosyal karma puanlı matrisler geliştirilebilir.
Bu yaklaşım, örgütü seçimden seçime çalışan bir yapı olmaktan çıkarır; sürekli yaşayan, üreten ve topluma dokunan bir organizasyona dönüştürür.
Bununla birlikte ve bunun yanı sıra demokratik denetim ve saydamlık da temel bir parametredir.
Demokratik denetim ve saydamlık...
Üyelik hukukuna ilişkin kararların, alt kademelerden başlayarak en üst organa kadar taşınabilmesiyle adalet duygusunu ve kurumsal güveni besler. Bu mekanizma yalnızca bir prosedür değil, aynı zamanda örgütsel meşruiyetin temelidir.
Şeffaflık zayıfladığında, nesnellikten uzaklaşıldığında, aidiyet duygusu zedelenir, verimlilik düşer ve örgüt içi enerji iç çatışmalara yönelir.
Bir diğer önemli ilke ise başarıyı ödüllendiren, "ataleti" cezalandıran yapısallıktır.
Ödüllendirme ve Yaptırım düzeni...
Emek veren ile kayıtsızlık içinde “zaman harcayan” aynı kefeye konursa örgütsel çürüme kaçınılmaz olur.
Emek veren, üreten, sahada karşılık bulan kadroların görünür kılınması ve ödüllendirilmesi gerekir. Buna karşılık; kayıtsızlık, verimsizlik ve özellikle parti programı ile söylem tutarlılığını zedeleyen yaklaşımlar karşısında net ve ilkesel bir duruş sergilenmelidir.
Öte yandan siyasal etkinlik ve verimlilik için; İl ve ilçe örgütlerinin çalışma biçimi klasik hiyerarşik kalıpların ötesine geçerek;sorun ve alan temelli örgütlenme modeline dayanmalıdır...
"Sorun" ve alan temelli / eksenli örgütlenme modeli...
Kapsamında örnek verilmek gerekirse;
Emeğin ve dar gelirli yurttaşların sorunları bazında örgütlenme:
Asgari ücret, grevler, vergi adaletsizliği gibi konular etrafında somut taleplerin örgütlenmesi.
Gençlik ve kadın odaklı örgütlenme:
"Kadın cinayetleri", tarımda mevsimlik kadın işçiliği, eğitim ve istihdam sorunları yaşayan gençlerin gündemlerinin, örgütlerin halkla dayanışması bağlamımda topluma ve karar erklerine taşınması.
Ana ekonomik ve toplumsal konular temelinde örgütlenme:
"Tarımın ulusal düzeyde sorunları", enerji fiyatları, 'yurtdışında yaşayan vatandaşların meseleleri' gibi başlıkların sahiplenilmesi.
Doğa ve canlı hakları ekseninde örgütlenme:
Orman alanlarının korunması, çevresel tehditlere karşı toplumsal duyarlılığın örgütlenmesi, sokak hayvanlarına yönelik sürdürülebilir çözümler geliştirilmesi.
Sportif ve sosyal alanlarda örgütlenme:
Amatör sporun desteklenmesi, gençliğin spor ve tesis sorunlarına çözüm üretilmesi.
Üniversiteler ekseninde örgütlenme:
Yükseköğretim gençliğinin sorunlarının doğrudan gençlerle birlikte gündeme taşınması ve kamuoyu oluşturulması.
İşte bu sorunların, bu alanların her biri, yalnızca genel merkez yöneticilerinin söylemleriyle taşınamaz. Bu, merkez yapıya da haksızlık olur ve kitle partisi için "sahaya tam anlamıyla inememek" gibi var'lığıyla çelişkili bir resmi oluşturur;
Kaldı ki, gerçek sahiplenme; gerçek bütünleşme; gerçek dayanışma; sahada, yerelde ve doğrudan halkla temasla oluşur...
O arada elbette bir siyasi parti için oy kazanmak önemlidir.
Ancak oy kazanmaktan önce vatandaşı, özellikle de gençleri ve emekçileri kazanmak esastır.
Bu noktada siyasal parti için üç temel sütun öne çıkar:
Sandık… Saygınlık… Süreklilik…
Sandık; demokrasinin meşru sonucudur.
Saygınlık; o sonucun toplumsal vicdandaki karşılığıdır.
Süreklilik ise; bu ikisinin zaman içinde kalıcı bir güce dönüşmesidir...
Bu üçlüden biri eksik olduğunda, siyasal yapı ya geçici bir başarıya mahkûm olur ya da toplumsal karşılığını yitirir.
Ve bütün bunların üzerinde, her şeyin başında yer alan temel ilke vardır:
Doğrultu tutarlılığı ve yön duygusu...
Bir siyasi parti; ne söylediğini, neden söylediğini ve nereye yürüdüğünü bilmek zorundadır.
Günübirlik savrulmalar, kısa vadeli kazançlar uğruna yapılan ilkesel sapmalar; örgütsel verimliliği de, toplumsal güveni de aşındırır.
Bu nedenle;
Hakkaniyet içinde,
Dayanışma içinde,
İlkesel bir kararlılıkla çalışmak esastır.
Sonuç olarak;
Partisel örgütsel verimlilik, merkezi söylem ile yerel eylemin uyum içinde çalıştığı bir sistem gerektirir.
Ve siyaset, en nihayetinde insana dokunabildiği, topluma güven verebildiği ve Ulusa umut üretebildiği ölçüde verimlidir ve değerlidir.
-Dr. R.Bülend Kırmacı-




























