Ülkemizde virüse bağlı ilk ölüm 15 Mart 2020'de gerçekleşti; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın 1 Nisan 2020'de yaptığı açıklama ile koronavirüs vakalarının tüm Türkiye'ye yayıldığı duyuldu. Bu tarihten itibaren doktorlarımız daha çok gündeme gelmeye başladılar. Doktorlarımızın; kutsal bir meslek icra ettikleri sık sık vurgulandı; doktorlar hakkında "bizim için çok kıymetlisiniz" filan gibi süslü laflar da edildi; hatta hatta "tıp eğitimi 6 yıllık zorlu bir süreç" şeklinde doktor olmanın kolay olmadığı da dile getirildi; sanki doktorların taleplerinin esasını "yüksek maaş" oluşturuyormuş gibi zaman zaman "sizin maaşlarınızı düzelteceğiz, 3600 ek gösterge vereceğiz" şeklinde, vaatlerde de bulunuldu; sonra…
Sonrası malum; o günkü ruh halimize göre, bir gün "gidiyorlarsa gitsinler" diye Rahip Brunson olayında olduğu üzere yüksek tondan bir çıkış yapıp, ertesi gün "Rabbim tüm hekimlerimizden ve sağlık çalışanlarımızdan razı olsun, yokluklarını göstermesin. Çünkü bu ülkenin hekimlerine hem vefa borcu hem ihtiyacı vardır" şeklinde methiyeler düzdük…
Sahi, iktidar tarafından sanki tek amaçları yüksek maaş elde etmek gibi gösterilen doktorlar, gerçekte ne istiyorlar?
Öncelikle, bir hususa açıklık getirelim: Doktorluğun zorluğu sadece 6 sene süren eğitim sürecinden ibaret değildir. Bu 6 senelik eğitim hakkını kazanabilmek için öncesinde verilen çabalar, belki de 6 yıllık eğitim sürecinden daha da zordur. İlköğretim döneminden başlayarak, sıkı ve düzenli bir çalışma içeren, çocukluk ve gençliğinizden fedakârlık yapacağınız bir süreci göze almanız ve sonrasında ise tıp fakültesini kazanabilmek için örneğin, 2021 yılında olduğu gibi sınava giren 3 milyon 243 bin 425 kişi içinde ilk binlerle ifade edilen sıralamalara girmeyi başarmanız gerekmektedir.
Şayet, tıp fakültesine girmeyi başardıktan sonra, zorlu ve pahalı bir eğitim sürecine katlanıp, doktor olabilirseniz; belediyedeki temizlik işçisi kadar maaş alabilirsiniz. Bunu ben söylemiyorum; yakın tarihlerde gazetelere yansıyan mülakatta, Güneydoğu'daki bir AKP'li ilçe belediye başkanı, pratisyen hekim olan oğlunun, belediyedeki temizlik işçisi kadar maaş aldığını söyleyip, gazetecilere dert yanıyordu; Başkanın oğlu kendisine "Baba bizi çöpçü olarak işe al" diye takılıyormuş.
AKP iktidarı, doktorların hakkaniyete uygun adil bir ücret ve çalışma koşullarının düzeltilmesi talebini gözardı ederek, onları "yüksek maaş elde etme peşinde olan bir meslek grubu" gibi göstermeye çalışıyor ve "gidiyorlarsa gitsinler" türünden sözlerle onların çalışma şevklerini kırıyor. Sonuç; sadece 2021'de yurtdışına giden doktor sayısı 1405. Oysa doktorların talebi "daha fazla maaş" değil; hakkaniyete uygun, ilkokuldan itibaren göreve başlayana kadar geçirilen meşakkatli sürecin karşılığı olan, çabalarına, bilgilerine ve görevin zorluğuna uygun bir ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi...
Doktor maaşları ile ilgili olarak 1 Aralık 2021'de Cumhurbaşkanı'nın ve Sağlık Bakanı'nın yaptığı açıklamalar gazetelere yansıdı, manşetler atıldı; doktor maaşlarına, emekliliğe yansıyacak şekilde yapılacak zamlarla ilgili düzenlemenin TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri süren "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ne madde ihdasıyla ekleneceği ve muhalefetin de desteğinin istendiği söylendi; sonra…
Sonrası; devletin en yetkili makamlarının açıkladığı düzenleme birdenbire ortadan kayboldu; o gün bu gündür aranıyor, halen doktor maaş zamlarından haber yok!
Doktor maaş düzenlemesi, Türkiye'nin nasıl plansız ve günü birlik kararla yönetildiğinin küçük bir örneğidir aslında. Eski Türkiye'de bu tür bir düzenleme yapılacaksa önce gerekli teknik çalışmalar bürokratlar tarafından yapılır, kaynağı hazırlanır, etkileyeceği kanunlar varsa onlar belirlenir, nihayetinde gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, konu kesinlik kazandıktan sonra Başbakan veya ilgili Bakan tarafından açıklanırdı. Yeni Türkiye'de önce açıklama yapılıyor, sonra çalışmalar başlıyor. Tabi bu çalışmalar, örnekte olduğu gibi zaman zaman ortadan kaybolabiliyor.
Doğal olarak Cumhurbaşkanı'nın ve Sağlık Bakanı'nın bizzat açıkladığı zam çalışmasının böylesine garip bir şekilde ortadan kaybolması çeşitli söylentilere de sebep oluyor. Bir iddiaya göre; Cumhurbaşkanı'nın ve Sağlık Bakanı'nın zam açıklamasını duyan özel hastaneler, kendileri de çalıştırdıkları doktorlara zam yapmak zorunda kalacaklarından, ayrıca kamudan özel sektöre doktor transferi engelleneceğinden, zammın durdurulması için hükümete yoğun bir baskı yapıyorlarmış…
Böylesine birden bire ortadan kayboluşlar sadece doktor maaş zamları ile de sınırlı değil gibi; doğruysa, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan % 0,99 faizli konut kredisi kullandırımları da henüz Bankalar tarafından uygulamaya konulmamış; inşallah o da doktor maaşlarına benzemez…
Doktorların talebi sadece adil ve hakkaniyete uygun bir maaştan ibaret de değil. Çalışma şartlarının da düzeltilmesini istiyorlar. Şu anda "Merkezi Hastane Randevu Sistemi(MHRS)"ne girip baktığınızda, çoğu doktorların muayene aralığının beş dakika ile sınırlı olduğunu göreceksiniz. Yanlış duymadınız, sadece "beş dakika" Yani hasta doktor odasına girecek ve 5 dakika içinde muayene olup çıkacak. Adını söylese, zaten beş dakikalık süre biter, rahatsızlığını ifade etmeye zaman kalmaz. Bu uygulama ile hem vatandaşın sağlığı tehlikeye atılıyor; hem de doktorlar büyük bir riske giriyor. Zira sonuçta sağlıklı bir muayeneden geçmemiş hastada ciddi bir sağlık problemi varsa, doktor muayenesinden geçmiş göründüğünden, bunun faturası da doktorlara kesilecek.
Kısacası, halkın oyunu almaya dönük günü kurtaran politikalarla, çok hasta bakılmış gibi gösterebilmek için doktoru beş dakikada bir hasta muayene etmeye zorlarsanız ve özlük hakları ile çalışma şartlarını düzeltmeyip, üstüne üstlük, taraftarlarınıza kendinizi alkışlatmak için Rahip Brunson olayında olduğu gibi "gidiyorlarsa gitsinler" şeklinde yüksek tondan çıkışlar yaparsanız; bu ülkenin sağlık sistemini çökertirsiniz.
Gerçi, devletten 4-5 ayrı yerden maaş alanlar ile aldıkları ihalenin haddi hesabı olmayanlar ve paranın bolluğundan pudra şekeri müptelası olanlar özel hastanelere gider; diğerleri için de fıtrat böyledir dersiniz olur biter!




























