Telefon
WhatsApp

SEÇMEN NEREDE, SİZLER NEREDESİNİZ?
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

SİYASİ PARTİLER YASASI YENİLENMEDİ

Parti siyasetimiz, ara rejimin olduğu kadar, “iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyenlerin” eliyle bir türlü çağdaş normlara ve işleyişe erişemedi. Anayasa kerelerce değiştirildi, ancak, siyasi partiler yasası ve seçim barajları tam anlamıyla demokratik bir kıvama taşınamadı.

 

SİYASET TOPLUMUN SIRTINA BİNİYOR

Dahası proje bazında sorunlara çözüm üretilmesi gitgide göz ardı edilerek, siyaset, kendisini topluma taşıtır hale geldi.

Hiç öyle uzağa gitmeye gerek yok: güncel sorunlara bakalım: Türkiye iç ve dış göçler yaşayan bir ülke; Türkiye riskli bir “deprem ülkesi”… Bu konularda yumurta kapıya gelmeden hangi partimiz yeterli çalışmayı ve hazırlığı yaptı?..

 

İLAHİYAT KONUSUNU LÜTFİ DOĞAN’A DANIŞMAMAK!

Diğerlerini bilmem ocağından yetiştiğim CHP için bir hatıramı paylaşayım… Eski devlet bakanlarımızdan din öğretisi bilgesi ve İnsancıl Sol yayın kurulunun saygıdeğer üyesi Dr. Lütfi Doğan bana bir keresinde şöyle dert yanmıştı: “Bülend Bey, diyanet işleriyle, inancımızı yaşayışımızla ilgili onca konu tartışılıyor. Üstelik siyasiler burada tavır alıyor veya gündeme göre bu konular hakkında söz söylemeleri bekleniyor. Ben, eski Diyanet İşleri Başkanıyım, CHP’nin, Sayın Ecevit’in kabinesinde devlet bakanlığı da yaptım. Partiden (CHP) bir tek yetkili benden yararlanmayı, görüşlerimi sormayı düşünmüyor bile”.

 

YABANCI DANIŞMANLAR, ANKET ve REKLAM ŞİRKETLERİ

Bu anekdot partilerin uzmanlığın bilgisinden de yeterince yararlanmadıklarını ve bu durumun bugün de geçerli olduğunu bana bir kez daha hatırlattı... Buna karşılık son yılların deyim yerindeyse bir moda akımına uyarak, kimi konularda, yabancı danışmanlar ile çalışıldığı görülüyor. Parti(ler) kendi birikimlerine yabancılaştıkça, kimi reklam ve anket şirketlerinin ve dahası kerameti kendinden menkul birkaç “seçilmiş” basın mensubunun adeta müptelası haline geliyor!

 

PARTİNİN GENEL BAŞKANINI DEĞİL BELEDİYE BAŞKANLARINI BEĞENİYOR!

Konumuza daha yoğun odaklanalım… 6’lı masada yaşanılan arızayı analiz edelim…

Meral Hanım (başka bir partinin genel başkanı olduğu halde) halen CHP’nin rozetini taşıyan iki anakent (İstanbul ve Ankara) belediye başkanlarına kamuoyunun önünde açıktan çağrı yapıyor.. Gerekçesi, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na oranla bu iki isimden biri 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayı olursa, kazanma şansının daha fazla olduğu…

Aynı şeyi Kemal Bey yapsa ve İyi Partinin Genel Başkanı dururken, belediye başkanlarından birine “gel sen aday ol” dese bu durum ne kadar olağan, ne kadar doğal ve ne denli şık olurdu?... Yanıtınızı duyar gibiyim ve ben de katılıyorum.

Ancak burada bir başka soru sormanın zamanı geldi diye düşünüyorum:

 

PROGRAMIYLA EĞİTİLMİŞ, YEDİ ATEŞTEN GEÇMİŞ TEMSİLCİLER

Dünyanın en eski ve Türkiye’nin en köklü partisi olan CHP, anakentlere kendi içinden yetiştirdiği, bilgi ve deneyimi yeterli evlatlarından birilerini bulup aday yapsa ve bu kişiler, topluma heyecan vererek seçimleri kazansaydı, acaba bir başka partinin lideri hem de bu aşamada böylesine bir “el atma” girişiminde bulunabilir miydi? Satırlarımı yeni yaralar açmak için yazmaya devam etmek istemiyorum; bir sonuç çıkaralım istiyorum:

Parti, ideoloji, tüzük, program, kadro ve örgütlerden oluşur

Partilerde temsil görevi bu silsileyi özümsemiş ve yedi ateşten geçmiş kişiler tarafından üstlenilmek gerekir. Tabii, başka akım ve kültürden gelen kişilerin de partiye kazandırılması gerekir; ancak onlar, partiyi değiştirmeye değil, partiyi özümseyerek, katkılarını uygun zeminlerde vererek, parti siyasetini halk nezdinde geliştirmeye gelmelidirler.

 

Benim yazdığım bu konular, bu olgular, bu örnekler, partilerin işleyişi ve gerçeklikten kopmalar, hemen tüm partiler için az veya çok geçerlidir…

 

Gelelim sadede

 

Partileri bu hale getiren nedir? Sistemdir!

 

O sistem ki, yukarıda da ifade ettiğim gibi ara rejimlerden rejime ara vermişlik gibi bir iklime neden olan pragmatik siyasetçilerin elinde, siyaseti çapsız, ufuksuz bir mekanizma ve de sadece taşra ve kent varsıllarının prestij odağı haline getirmiş, sonunda milletvekillerinin ve Meclis’in gensoru silahını bile elinden alarak, her kademedeki siyasetçiyi büsbütün parti başkanlarının iki dudağı arasına hapsetmiştir.

Siz emek yanlısı kaç sendikacı ya da topraktan gelen kaç Satı Kadın tanıyorsunuz bu Meclis’te?.. Yine yanıtınızı duyar gibi oldum; alın benden de o kadar!

 

Şu sisteme iyice bir bakalım

 

“TEMSİLDE ADALET” CİDDİ SORUNDUR

Bugün “Temsilde Adalet” ciddi bir sorundur...

“Oy barajları” (% 7’ye indirilmiş olsa da) tıpkı siyasi partiler yasası gibi yenilenmenin önünde adeta tıkaçtır; sistemin “kontrol kalemleridir” her iki olgu da…

Öte yanda, “Hazine yardımları” da tıpkı gelir dağılımı adaletsizliği gibi bir işlev görmektedir; varsıl olan yarışa 2-0 önde başlamaktadır. Yoksul bir yurttaşın, orta direkten bir meslek sahibinin, siyasette söz sahibi olması fiilen çok zorlaşmıştır…

 

BOZUK SİSTEM ARTI CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ

Bu bozuk sistem bir de Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle sorunlarımızı artırmıştır.

Kararların çoğu merkezileşirken, yerele özerklik şartının tartışıldığı garabet bir anafordayız.

Bu ortamda partiler, gençlere ve seçmenin geneline yeterince “tutarlı” gelmemektedir.

Şubat ayında ve depremden sonra yapılan ciddi bir araştırmaya göre; kararsız seçmen oranı % 13,9; sandığa gitmemeye kararlı seçmen oranı % 9,9 olarak belirtilmektedir.

Bu iki verinin toplamı kabaca % 24, yani seçmenin neredeyse dörtte biridir...

Seçime birkaç ay kalmış hala her dört seçmenden biri gönül ferahlığıyla partisini, adayını düşünmemiş, seçmemiş ve sandığa hevesle gidecek motivasyonu bulamamış durumdadır.

Neden? Çünkü, yukarıda adeta fanusta yaşayan, sığ sularda yüzen, ezberlerini tekrarlayan, birbirlerine boş yere atıp-tutup, kendi maaşlarına zam yapmaya geldiğinde birleşiveren “siyasetin” partileri, özellikle gençlere yeterince güven vermiyorlar.

Bu son derecede düşündürücü ve dikkate alınması gereken bir olgudur.

 

 

 

YÜZDE 80 KATILIMLA % 50 OY ALAN SEÇMENİN % 40’ININ OYUNU ALIR

Sonuçta örneğin, iki turlu seçimde diyelim ikinci turda yüzde seksen katılım oldu ve finale kalan bir aday yüzde elli+1 oy aldı. Bu aday (yani Cumhurbaşkanı seçimini kazanan kişi) gerçekte tüm seçmenlerin 0.80x0.50= %40 teveccühü ile seçilmiş olmaktadır.

Peki kuramsal olarak da olsa toplumun (seçmenin) % 60’ı nerededir? Nasıl tanımlanır!

 

BLOKLAŞMADAN CEPHELEŞMEYE

Evet sorunların temelinde parti ittifakları yani “bloklaşma” ve dahası artık “cepheleşme” vardır... Oysa partilerin seçim öncesi kurumsal iş birliklerini izleyen bir süreçte TBMM’nde ve yerel yönetim meclislerinde oluşturacakları ilkeli koalisyonlar, belki de sistemi çok daha doğal kılar, demokraside uzlaşma kültürünün gelişmesine vesile olurdu…

Kaldı ki “koalisyon olmasın” demekle olmuyor, belli yetkiler belli kurumsal ve zorunlu iş bölümü ve belli “büyüklükler” tek parti içinde bile sosyal koalisyonlar doğuruyor. Demek ki bu seksen yerden çağdışı sistemi bizler de alabildiğine bozmuş, kendi özgürlük alanlarımızı ve toplumun yenilenme ve hızlı, etkin, uyum içinde hizmet bekleme hakkını iyice daraltmışız.

 

Nihayet, sandık gelecek… Tüm yukarıdaki sorunlar da bir gün elbet düzelecek…

 

Siyasi parti karar mekanizmalarının ve düşünce üretenlerin partisel ve siyasal işleyiş kadar, bu aşamada elbet öncelikle şu aşağıdaki mevcut tabloyu değerlendirmeleri bekleniyor:

 

Seçmeninin ekonomik sorunları, gençlerin işsizlik meselesi, tarım alanlarında nüfusun ricat etmesi, enerji ithalatının cari açığımıza etkisinin izale edilmesi, dar gelirlilerin yoksulluğu, küçük esnafın banka kredileri altında ezilmesi gibi sorunlar vardır…

 

Diğer yanda, Türkiye, Akdeniz’den adeta kuşatılıyor, içeride, en son bir futbol maçında da gördüğümüz gibi Türk ile Kürdün kardeşliğine halel getirilmek ve kimlerince alevi-suni ayrımıyla sosyal anlamda kristalize edilmek isteniyor… Özcesi, emperyalizm pusuda bekliyor…

 

Tüm bu yakıcı sorunlara ve sistemin işleyişine ilişkin olgulara siyasetin doyurucu yanıtlar ve çözümler üretmesi gerekiyor… Bu amaçla herkes ilkin kendi evini güzelleştirmeli, Türkiye denilen o büyük, kutsal evimize düşünceleri ve emeğiyle elinden gelen her katkıyı vermelidir.

Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği