SİZE SUNULAN PAKET SİSTEMLERİ SORGULAMALISINIZ.
TSK'nde çalışırken 90'lı yıllarda Japonya'dan ithal TKY ( Toplam Kalite Yönetimi) isimli bir modeli bizim askeri işyerlerinde bize uygulatmaya başlamışlardı. Bize anlatılan ve İşletme fakültesinde okutulan üretim sistemlerinde feedback (geri besleme ) yöntemleri uygulayarak hata ve kaçakları en aza indirmek idi. Ancak bu sadece söylemdi. Temel amaç ise hataların yüz 90'ının sistemden, yüzde 10'unun ise insanlardan kaynaklandığı üzerine kurulu olmasıydı.
Bu ilkeler üretim verimliliği açısından doğruydu ve bizler buna inanmıştık. Çünkü Japonlar bu konuda başarılı olmuşlardı. O günlerde Japonya'dan TKY kopyalanırken o bölgenin insan, devlet, coğrafya, gelenek ve ahlâkı düşünülmeden sadece üretim denetim yöntemi olarak anılan, adına Toplam Kalite Yönetimi denilen sistem bizde yürümedi ve çöktü. Çünkü bize uyarlanmamıştı, bize uygun bir model geliştirilmemiş ve orijinalinden koparılarak konu tersine işletilmişti. Adamlardaki niyeti alıp birbirimize düşmanlığa dönüştürecek bir sistem kurmuştuk. 90'lı yılların özellestirme modasında devletin işletmeleri yönetmekte aciz kaldığı, dolayısıyla kamu kuruluşlarının başarısız olduğu, bu nedenle de kamu işletme ve iştiraklerinin özelleştirilmesi gerektiği milliyetçi muhafazakar partiler tarafından topluma kabul ettirilmişti. 12 Eylül'ün Kenanist ulusalcıları her gün topluma özelleştirmeyi ballandıra ballandıra anlattıkları için toplum ve giderek işçi sınıfı özelleştirmeyi kabul etmişti,kanıksamıştı. Tekel işyerlerinin özellwştirilme sürecinde işçilerin bunu çok net şekilde anladıklarına şahit olduk.Özellikle bizim Harb-İş kolundaki işçi arkadaşların çoğu modaya uyarak devletin küçülmesi gerektiğini, bu arada tüm işyerlerinde mescitlerin ve camilerin yapılması gerektiğini savunagelmişlerdi. Bu psikolojik ortamın hazırlanmasında her gün işyerlerine getirilip elden ele gezen Zaman Ve Türkiye gazeteleri gerektiğinde bedava dağıtılarak herkesin bu ideolojiye inanmaları sağlanmıstı. Daha da ileri gidilerek her işyerine Fetö örgütünün yayın organı Sızıntı dergisi getirilerek hepimizin okuması da sağlanmıstı. O yıllarda Hizbullah terör örgütünün yayın organı olan 'Selam' gazetesi ( bunun İsrail'deki karşılığı Şalom gazetesi) bu ideolojik bombardıman altında zaten OHAL psikolojik baskısı altındaki çalısanlar fetö'nün ideolojisini benimsemeye ve gittikçe artan, akşamları sohbet evlerine katılımlar başlamıştı. Tam bu psikolojik ortamda toplam kalite yönetimi psikolojisi öyle bir uygulamaya sokuldu ki sistemdeki arızaların yerine insandaki arızaları ortaya çıkarmaya başlamıştı. Yani sistemik hatalar %90 iken bilimsel retorik tersine çevrilerek insani hataları %90 gösteren bir sistem hayata geçirilmeye başlandı. Çalısanlar hükümet tarafından eksik ve hataları bildirmeye özendirildi ve calışanlar her gün her şeyde hata aramaya başladılar. En ufak bir açığı amirlerine raporlamak için resmi raporlar hazırlanıp tüm çalışanlara dağıtılmış, isteyen herkesin bu formaları doldurması sağlanmaya başlanmıştı. Artık her gün yüzlerce yazışmaya komuta kademesi yetişemez olmuştu. Matbu kağıtlar yoluyla herkes açık istihbarat yapıyordu. Ama bunun büyük bir yanılsama olduğunu biz de görememiştik. Herkes herkesin hakkında form doldurmaya başlamıştı. Doldurulan formlar üretimi geliştirmek bir yana engelleyen bir faktör olmaya başlamış, çalışanlar birbirine güvenmez hale gelmişti. Çünkü muhtemel üretim eksikleri adı altında herkes birbirini ihbar eder hale gelmişti. Formlardaki gerekçeler genellikle ' dikkatsizlik ' olarak yazılıyor, sistemi eleştirmeye hiç kimse cesaret edemiyordu.
TKY TEZGAHININ ETKİLERİ.
Sonra ne mi oldu ? Üretim verimliliğinin artırılması için devletimiz savunma sanayiinde ki işçileri azaltma kararı verdi. Çünkü Türk Harb-İş sendikası yaramaz çocuk idi ve özelleştirmeye karşı çıkıyordu. İşten atılmamak için herkes gölgesinden korkar olmuştu. Fetö her kademede etkindi ve işyerlerindeki adamları aracılığıyla 1200 kişilik öncü işçileri Milli Savunma Bakanlığı'ndaki tanıdıklarına verdiler ve bakandan randevu alıp görüştüler. Artık devlet desteğiyle 2000 yılında FETÖ Türk Harb-İş seçimlerini de kazanmıştı. Şimdi sorsanız hiç birisi kabul etmeyecektir ama o günlerde fetö'cülük in, pkk'cılık out idi. Hizb-Ut Tahrir terör örgütü ise gözümün önünde cesaretle örgütleniyordu. Bu cesareti kimden yada kimlerden alıyorlardı acaba ?
Her gün 8 kişi işten atılmaya başlanmıştı ve herkes her gün sıranın kime geleceğini merak ederek paranoyak olmuştu. Bu şekilde binlerce kişi parça parça işten atıldı. Hem soğuk savaş teknikleriyle devletimizin işçi giderlerini kısması için, hem de Kemalist gördükleri işçilerden kurtulmak için Erdal İnönü'nün ünlü Hep ile ilişkisini işçilerin sırtına yıkarak onları pkk'lı ilan ediverdiler. O gün moda öyleydi. Hatta 3.Hibmk içerisinde Müslüman Kardeşler adlı terör örgütü bildirisi dağıtırken yakalanan BBP PM üyesi bir şahıs işten atılınca Muhsin Yazıcıoğlu'nun referansıyla Gölcük Donanma Komutanlığı'na işe başlatıldı ve daha sonra oradan emekli oldu. O günlerin yüzlerce şahidi aramızda dolaşmaktadır ve tüm sağcı personel fetö sempatizanıyken solcuların alayı teröristlikle yaftalanıyordu. Hiç olmazsa devleti küçültürken iftira atmasalardı. Ancak TKY ve geri besleme tekniği ile işçilerin topluca işten çıkarılmasına ve fetö teröristlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde iyice yerleşip terfi etmelerini sağladılar. Sonradan aynı adamlar AKP'nin kuruluşuna katıldılar ve artık önlerinde hiç bir güç duramıyor. Sivas, Maraş, Çorum katliamlarına katılmış ama ödüllendirilmek için devletin işyerlerine yerleştirilmiş, içinzdeyken milliyetçiymis gibi geçinen adamlarla aynı havayı solumak ayrı bir sorundu zaten.15 temmuz operasyonuyla da içlerindeki arızalı sağcıları temizleyip daha da örgütlendiler. Bugün Türk Harb-İş Sendikası artık özelleştimeleri savunan, işçi haklarının aleyhine çalışan, Tank Palet Fabrikası'nın uluslararası tekellere peşkeş çekilmesine ve kendi üyelerinin dağıtılmasına hizmet eden ve her türlü emperyalist planın destekçisi bir sarı sendikadır. Artık Karadeniz'de doğalgaz çıkmasa bile sorun değil. Artık Gabar dağında petrol çıkması yalanı açığa çıksa bile sorun değil. Artık 15 yaşındayken eline silah değmemiş Harb Okulu öğrencilerin terörist ve darbeci olarak sorgusuz sualsiz hapis yatmalaeı sorun değil. Onların dışında ne kadar fetö hizmetinde bulunmuş ajan varsa çoğu devletten emekli oldu ve şimdi huzur içerisinde yaşıyorlar. Kalıntıları da menzilci ve süleymancı olup paçayı kurtardılar. Olan bir kısım Hizb-ut Tahrir terör örgütü yandaşına oldu ve operasyona uğradılar. Hani herkesi pkk'cılıkla suçlayanlar varya , aynaya baksalar alayı fethullahçı çetenin üyeleri aslında. Ne vatanı düşünen oldu ne de üretim verimliliğini. 24 yıl sonra ülkemizin neden ekonomik krize girdiğini sorgulasak bu kadar partizanlığa, terör örgütü sempatizanlarının kamu sektörüne yerleştirilmesine şaşırmamak gerekir. Amaçları hiç bir zaman ülkeyi kalkındırmak ve üretim verimliliğini artırmak olmadı. Tam tersine amaçları devleti küçülterek tasfiye etmekti. Bu işleri yaparken de terör örgütlerine ait militanları kendi devletleri aleyhine sistematik olarak kullandılar. İftiralara uğrayanlar mağdur olduklarıyla kaldılar. Demokrat, sosyal demokrat,kemalist personele terörist yaftası yapıştırırken binlerce dinci,şeriatçı terör örgütü mensubu vatansevermişçesine takdir ve taltif edildi. Her ne kadar akıl hocaları Fesli Deli Kadır 'keşke Yunan kazandaydı' demiş olsa bile onu da savunmaktan geri durmadılar. Halen 200 yıllık İngiliz oyunlarının ajanları olarak görevlerini layıkıyla yapıyorlar. Ülkede ekonomik kriz varmış ne gam ? Uluslararası tekeller,petrol tüccarları,uyuşturucu ve silah kaçakçıları iktidarları ve seçimleri etkileyebiliyorlar. Daha ne olsun ? Suyundan da koyun.
EMEKLİLER NE YAPMALI ?
Şimdi bu ahval ve şerait içerisinde emekliler sistemi sorgulamadılar. Sistemin emeklileri yoksullaştırmak bir yana çocuklarının aç ülkelerinin çöl, devletlerinin borç içinde yüzerek meteliğe muhtaç hale getirildiğini sorgulamak zorundalar. Belediye seçimlerindeki tavır yetmez, daha radikal şekilde ülkelerini koruyucu politikalara destek vermeliler. Ekonomi, dış politika, sağlı,sosyal güvenlik, diyanet, iç güvenlik gibi sorunlarla samimi şekilde ilgilenmek zorundalar.Aslında daha da ileri giderek bu sisteme nasıl kan verdiklerini, manipüle edilerek sistematik şekilde nasıl soyulduklarını sorgulamalılar. Kendilerini sorgulamak zorundadırlar. Oysa hataların yüzde onu insanlardan kaynaklanıyordu. Yüzde doksanı ise sistem hataları idi. Sistem ekonomiyi batırıp emeklileri açlığa sefalete mahkum etmişti. Bunu 22 yıldır göremeyen emekli milliyetçilik- mukaddesatçılık adına gerici ve faşist partilere oy verdi. Oysa bir çoğu bu partilerin ab(d) politikalarına hizmet ettiğini tüm emekliler biliyordu. Bile bile lades oldu ve verdiğimiz oylar sayesinde fabrikalar kapandı, işsizlik ve enflasyonla birlikte dıs borçlar da arttı. Ülke ekonomisi kendi emeklisini bile sırtında yük görebilecek duruma geldi. Emekli arkadaşların oy verdikleri adamların, hükumet milletvekilleriyle bakanlarının emeklileri devletin sırtında kambur görmelerine şaşırmamaları gerekir. Çünkü kendisine sunulan hazır reçeteleri kendi çıkarına gibi algılayan, oysa devleti küçültmenin kendi zararına olduğunu göremeyen emekli azalan maaşını, işsiz kalan çocuğunu düşünüyor. 2000-2001 yıllarında ' hükumet istifa ' sloganlarıyla meclise ve bakanlıklara yürüyen emekli ve çalışanlar bugün yürümeye korkuyor ve yürüyenleri fetö'cülük ve pkk'cılıkla suçlarken bir yandan da basın açıklamalarına gelmemesini, başının belaya girmek istememesini gerekçe gösteriyor. Oysa emekli birbirini suçlarken Irak'ta Barzanistan denilen Irak Kürdistanı , devletimizin teröristan dediği Suriye'de PKK Kürdistan'ı bizden habersiz kurulmuştu bile. Olan koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin sanayisine,tarımına, tüm üretim güçlerine oldu. Dünya'nın gözünün önünde alabildiğine fakirleştik ve içine düştüğümüz ekonomik kriz tahminimizden daha büyüktür. Bu nedenle emekliye maalesef mavi boncuklar göstermeyeceğiz, iyi haberler vermeyeceğiz. Felaket tellalı değiliz ama ekonominin içine düştüğü girdabın gerçekliğini haykırıyoruz sadece. Maalesef ufak tefek iyileşmelerle kendimizi avutsak bile artık işimiz hiç kolay olmayacak. Peki içine düşürüldüğümüz bu krizin hesabını kim soracak, hesabı kim ödeyecek ? Kim ödesin sizce ?




























