Sevgili okur, son bir aydır yazılı ve görsel medyada, parti kamuoyunda, yerli yersiz eleştiriler gırla gidiyor. Eleştiri yapma hakkı olmayanlar, sorumlu katlarda olanlar da bu kervana katılıyor. Sevdiğim, düşüncelerine saygı duyduğum bir arkadaşımın onayını da alarak ve fakat isimsiz olacak şekilde kendisinin yorumunu, bu yazıda olduğu gibi iletiyorum sizlere. Bu değerli analize tamamiyle katılıyor ve herkese ulaşmasını diliyorum.
“CHP'de, her boydan ve soydan "değişimci" adaylar "özeleştiri" talebiyle, Kemal Kılıçdaroğlu'na doğrudan vuramadıkları için, seçimlerden önce öve öve bitiremedikleri "Altılı Masa" veya "Millet İttifakı" yanlıştı, diyorlar.
Tekrar olacak belki ama;
"İttifak" yanlış değildi; yanlış olan ittifak partilerinin seçmenlerinin "ittifak"a oy verecekleri şeklindeki peşin hüküm idi.
İttifaka dahil olan partilerin Genel Başkanları ve yönetimleri kendi seçmenlerine yönelik yeterince çalışmadılar.
Mesela, İyi Parti seçmenlerinin yarıya yakını Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kılıçdaroğlu'na oy vermedi, diğer ittifak partileri için de bu oran aşağı yukarı doğrudur.
Akşener'in "Masa”dan kalktıktan sonra yaptığı "zehir zemberek" açıklamlar bu parti seçmenini ve diğerlerini İttifak'tan uzaklaştırdı; Masa'ya geri dönmesi de beklenen etkiyi yapmadı.
Bunun sorumlusu CHP ve Kılıçdaroğlu değil, muhalif milliyetçi, muhafazakar "demokratlar"ın tutarsızlığı ve kararsızlığıdır.
Bir önemli yanlış -ya da eksiklik- de oy sandıklarının korunamaması idi; kesin olmayan rakamlara göre yaklaşık 17 ile 20 bin arasında sandıkta "ittifak" müşahit bulunduramadı; bu yaklaşık 2 milyon oyun "sahipsiz ve korumasız" kalması demektir.
Yeşil Sol'a getirilen "müşahit yasağı" da bu boşluğu daha da büyüttü.
CHP bu konuyu dile getirmiyor çünkü bu Parti'nin örgütlenme zaafiyetinin itiraf edilmesi olur ki o da güven kaybına yol açar diye düşünüyor olabilirler.
Mart 2024 Yerel Seçimleri'nde de benzeri bir ittifak veya işbirliği kurulmalıdır; örneğin İstanbul seçimleri ve diğerleri "çantada keklik" değildir; HDP ve İyi Parti desteklemezse, İmamoğlu aday olsa dahi, İstanbul kaybedilebilir...
"Tek Adam" rejimi ancak ve ancak "karşı olan" her partinin, her grubun ve her kişinin "ortak ve birleşik cephesi" ile alaşağı edilebilir...”




























