Ortadoğu’da askeri ve siyasi saflar giderek daha belirgin hale gelmektedir. İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırılar ve ABD’nin bu süreçte verdiği açık destek, bölgedeki gerilimi hızla tırmandırmaktadır. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sürerken, Suriye’de etkin olan HTŞ’nin de Lübnan’da Hizbullah’a karşı pozisyon aldığı görülmektedir. Bu tablo, bölgesel bir çatışmanın daha geniş kapsamlı bir savaşa dönüşme ihtimalini güçlendirmektedir.
Suriye topraklarının önemli bir bölümünün İsrail tarafından fiilen işgal altında bulunmasına rağmen, Suriye’yi yöneten HTŞ’nin İsrail’e karşı doğrudan askeri bir karşılık vermemesi, hatta bu konuda güçlü bir siyasi tepki dahi göstermemesi dikkat çekmektedir.
Eğer böyle bir çatışma gerçekleşirse, İran ve Irak’taki bazı güçlerin Suriye’deki HTŞ’ye karşı müdahil olma olasılığı da gündeme gelebilir. Böyle bir senaryo, bölgedeki güç dengelerini daha da karmaşık hale getirecek ve Ortadoğu’daki gerilimi çok daha tehlikeli bir noktaya taşıyacaktır. Türkiye’nin böyle bir durumda Suriye’de HTŞ’nin yanında yer alması ise Türkiye’yi doğrudan savaşın bir parçası haline getirebilir.
Türkiye şu anda resmi olarak dengeli ve temkinli bir politika izliyor görüntüsü verse de, bölgedeki gelişmeler ilerleyen süreçte Türkiye’yi zor tercihlerle karşı karşıya bırakabilir. Özellikle NATO üyeliği, ABD ile ilişkiler ve bölgesel güvenlik dengeleri Türkiye’nin hareket alanını doğrudan etkilemektedir.
İncirlik Üssü’ne yönelik olduğu iddia edilen ve kaynağı netleşmeyen bazı saldırılar ya da provokasyon ihtimalleri ise bölgesel dengeleri etkilemeye yönelik bir algı operasyonu olabileceği yönünde tartışmalara neden olmaktadır. Bu tür gelişmeler, ülkeleri doğrudan karşı karşıya getirebilecek riskler taşımaktadır.
Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki Ortadoğu’da yaşanan gerilimler yalnızca bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkileyebilecek bir sürecin habercisidir. Eğer diplomatik yollar güçlendirilmez ve gerilim azaltılmazsa, Ortadoğu halklarının iki büyük blok halinde karşı karşıya gelme ihtimali ortaya çıkabilir. Böyle bir senaryo ise yalnızca bölge için değil, dünya barışı için de son derece tehlikeli ve karmaşık sonuçlar doğuracaktır.
Süleyman Rıdvanoğlu




























